Ege’den ilk izlenimler - Baskın Oran
22 Nisan 2013 13:14
Konuya iyi tarafından başlamak doğru olacak, çünkü kamuoyu araştırmalarına göre Barış Süreci’ne en olumsuz (% 43 destek, % 49 köstek) yaklaşan Ege’de temas ettiklerimin çoğunluğu, kimi CHP milletvekillerinden çok daha olumlu ve ilerici.
12 Cuma sabahı TkMM’nin ev sahipliğindeki toplantı başlıyor, birisi doğruldu, “İstiklal Marşı ve şehitlerimize saygı duruşu olmadan başlayamazsınız!” diye bağırmaya başladı. Dışarıda Türk bayraklarıyla “Hainler” diye bağıran İP ve TGB’lilerin acentesi. Alkışlar ve ıslıklar arasında vazifesini bitirerek çıktıktan sonra biz oturup 3 saat konuştuk. Dolu dolu 29 soru geldi. “AKP’nin adamı mısınız?”dan tut, “Çözüm sekteye uğrarsa ne olur?”dan geçerek, “Süreç devam ederken demokratik adımlar atılacak mı?” ve “Kürtler barış istiyor; Türkler niye istemiyor?”a varıncaya kadar. Cevaplardan sonra herkes 2’şer dakika söz alarak düşüncelerini belirtti. Dört dörtlük bir diyalog idi. Öğleden sonra Gediz Üniversitesi “Gri Düşünce” Topluluğu öğrencileri çağırmışlardı. Hepsi de fevkalade kaliteli idi; bu kadar olur.
Urla ve Kemalpaşa
Ertesi gün Urla’da CHP’li belediye başkanı Selçuk Karaosmanoğlu’nun davetiyle deniz kenarında kahvaltı ve sohbet ediyoruz, birisi yaklaştı, bağırıyor: “Yakında göreceksiniz, bütün Güneydoğu Türk bayraklarını kapıp meydanlara koşacak! Çünkü Hakkari’ye Amerikan füzeleri yağmaya başlayacak!” Heyet başkanımız Tarhan Erdem “Dur, gitme, dinle, konuşalım” diye arkasından sesleniyor ama, arkadaş misyonunu yerine getirdi, uzaklaşıyor. Aynen, dünkü İstiklal Marşı’cı gibi. Öğleden sonra Anadolu Birliği’ndeki toplantıda heyetten Avni Özgürel açıklayacak: “Gösteri yapanlardan TGB’nin İzmir başkanına mesaj attım, size gelelim diye, cevap dahi vermedi”.
Kemalpaşa’ya geçiyoruz. Ulu bir çınarın altında bekleyenlerden biri kalkıp konuşuyor: “30 yıldır bekliyoruz, niye bu kadar geç kaldınız?” Bir diğeri: “Vücudum harita gibi. El değmedik iç organım kalmadı. Diyarbakır Askerî Cezaevi’nde 10 yıl 15 gün yattım. Beraat ettim!” diyor. Bir başkası kalkıyor, “Allah başbakandan bin defa razı olsun. Muhalefet partileri de katılsın; onların da evlatları şehit olur”, diyor. Bunlar, 25 yıl kadar önce Kemalpaşa’da sanayi başlayınca, yakılan köylerinden kalkıp buraya yerleşen Güneydoğulular. Böyle konuşmaları normal. Ama konuşabiliyor olmaları çok şey anlatıyor.
Başına beyaz tülbent sarmış yaşlıca bir zat var önde oturan, iri yarı. Muşlu Sadi Nehir. Kalkıyor, başlıyor Kürtçe konuşmaya. Yanındaki kalkıyor, tercüme ediyor. Kimse rahatsız olmuyor. Tarihî çınarın altında bu yaşadığımız, basbayağı, tarihî bir momenttir. Rahatsız olmama durumu hariç, sanki bir KCK duruşması simülasyonudur.
“ABD-İsrail projesi”
Ama başkaları da var. “PKK geri geliyorum derse?” ve “PKK ne aldı ki durdu?” gibi endişeleri dile getirenlerin ardından bir diğeri kalkacak, “Muhterem Zevat!” diye yüksek sesle başlayacak: “M. Kemal komutanımızın Kemalpaşası’na hoş geldiniz! Ama güvenlik güçlerimizle geldiniz! Bizden korkmayın! Bu nasıl projedir? Profesör gibi gelmeyin! Önünüze koydukları notlarla bizi ikna edemezsiniz! Bu bir senaryo. Adı: ‘A. Öcalan’ı nasıl kurtarabiliriz’. Bu bir ABD-İsrail projesi!” Erdoğan’ı İsrail ajanı ilan ediyor! Biraz sonra, “MHP’yi itham edemezsiniz!” diyerek nutkuna imza atacak. İtham eden de yokken.
Güneydoğuluların genç olanları biz ayrılırken elime yapıştılar. Hiç alışık değilim, çekiyorum, bırakmıyorlar, zorla öpüyorlar. Ben de onların yanaklarından öpüyorum. Yaşlıları sarılıyorlar, “Allaha emanet olun, Allah’a emanet olun!” diyerek…
İlk Ege seferimizin öne çıkan sorusu: “Kürtlere ne verildi?”. Barış Süreci’ne Güneydoğu’daki desteğin yüksek oluşu rahatsız etmiş bazılarını. Tersi olsaydı insanların içi rahat olacaktı ve bu soru olmayacaktı, gibi bir durum. Umut verildi yahu, sadece umut verildi. Eşitlik umudu verildi.
“Kastrasyon Anksiyetesi”
Bütün olay, aslında, en net biçimde şöyle özetlenebilir: “Akil Adamlarımızı dinlerken bir ara sünnet düğünüm aklıma geldi. O gün de mahallemizin akil adamları; korkma bir şey olmayacak, hiç canın acımayacak demişlerdi. Oysa canım çok acımış, vücudumun bir bölümü kesilip alınmıştı. Bu gün akil adamlar korkmayın korkulacak bir şey olmayacak dedikçe sünnet geldi aklıma. Üstelik bu kez sünnet tehlikesi yurdumuzun bir bölümünün kopartılması demekti.”
Aman tanrım, ne kadar tanıdık! Freud psikolojisindeki ünlü “Kastrasyon Anksiyetesi” bu! Yani erkekliğinin babası tarafından kopartılacağına ilişkin çocuk korkusu! Bu sözler, Egeli işadamlarıyla Hilton’da yediğimiz yemekte “Bu heyet Güneydoğu’ya gitsin!” diyen kişinin sosyal medyaya yolladığı iletiden. Sünnetçiyi bu sefer “Devlet Baba” olarak görmek dehşete kaptırtmış. 1930’lar ezberinin ne denli tesirli olduğuna ilk defa rastlıyorum.
3 saat sonra havaalanına hareket etmek lazım. Pasaport’ta bir balık ikram edecek vakit var Feyhan’a. Kordon’da kamışla balık tutan gençlerden bir sakallı önüme çıkıyor, elime sarılıyor, arkamızda olduğunu söylüyor, kendini kaptırıp devam ediyor: “Yine balık avlıyorum, aha şu 100 metre ilerdeki Kantar Karakolu’ndan geldiler, ulan ibne sen dağa çık!” diye 5 saat dövdüler”.
Artık bilemem doğru mu söylüyor. Bildiğim, bana yazan kimi ulusalcıların polise gerek bırakmayabileceği. Kopyalıyorum: “Neden bahsetiyorsunuz.. Ben bindigim Taksi söförü Kürtse asagi iniyorum.. Bunu yapanlar her gün artiyor. Birakin bu din maskesi altinda insanlari kandirmayi.. Kürtler ile Türkler hic bir zaman kardes omadi” veya “Al bölücülük yapıyorum. Şikayet et beni, astır beni. Senin gibi olacağıma Türk faşisti olurum daha onurludur benim için”. İkisi de iftihar ediyor ki, imzalamış. Ama şu imzalamamış:
“akp amerikanın uşağı siz akpnin uşağı.. hiçbiriniz bu ülkeyi sevmiyor... bunu siz de biliyorsunuz.. sırf maddi ve manevi çıkarınız için köpeklik yapıyorsunuz.. siz türk bile değilsiniz.. devşirmesiinz.. 30 yıldır verdiğimiz şehitlerin acısını da alıcaz.. bahçelinin dediği gibi.. zamanı gelince asılacaksınız.. ulan sen 1915 te yaşadında mı ermeni kırımı diyosun ahlaksız köpek... ermenileri gerekirse gebertiriz pkk lıları da.. bu ülkede türkten başka millet yok.. kürt milleti yok... kürt kökenli türkler var.. ve doğu ile batı arasında en ufak bir düşmanlık yok. bunu billlll... sözde gazeteci seni... çöpçü olamayacak yaratıklarsınız... siktirin gdin bu ülkeden.. gidin sınırın öteki tarafına silah kuşanın da canınızı alalım.. allah belanızı vere...”
Aniden aklım, 23 sene önce İzmirli bir iş adamından duyduğum ve kimin bölücü olduğunu bana ilk defa düşündürten cümleye gidiyor: “S…ler gitsinler, vize koycaz!”
www.baskinoran.com

