Ölüm Allahın Emri, Şu Madenler Olmasa...
26 Mayıs 2010 00:56 / 2042 kez okundu!
Şimdi suçlu aramaya kalksak, kim bu insanların canlarından sorumlu desek en başta aklımıza hükümet gelecek. Hükümetin başı da “bu ölümler hep oluyor böyle yerlerde” derse, sorumluluk duymuyorsa, 500 metre yerin altından çıkan madencilerin cansız bedenlerini değil iki, on bakanla bekleseniz ne yazar.
Her grizu patlamasından sonra kömürün karasına kurban verilen canların ardından neredeyse romanlar yazılacak. Ama kimse ölümlerin önüne geçecek ya da maden ocaklarındaki grizu patlamalarında ölümleri asgariye indirecek önlemlerin alınmasında niyet dahi belirtmiyor.
Hükümet ne yapıyor. Başbakanın söylediklerinden sonra ne kadar sorumlu olduklarını anlamak zor olmasa gerek. Sadece hükümet mi? Sendikalar, bizzatihi kendi hayatlarına sahip çıkması gereken işçiler, yerel yönetimler ve dahası halkın kendisi neden gerekli önlemlerin alınmasında bir etki yaratamıyorlar. Maden ocaklarındaki işçilerin ölümleri neden diğer işkollarındaki sendikaları ve işçileri ilgilendirmiyor.
Ya kapansın ve yeni iş alanları açacak projeler geliştirilsin,
Ya da gerekli teknolojik yatırımlar ve yaptırımlar uygulanarak madenlerin işletilmesinde dünya standartlarında iş güvenliği sağlansın.
Madencilik dünyada kaza ve ölüm risklerinin en yüksek olduğu sektörler arasında sayılmakta. Bütün dünyada çalışan insan sayısının sadece % 1'inin madencilikte istihdam edilmiş olduğunu belirtiyor istatistikler. Ama aynı zamanda da ağır iş kazalarının % 8'inin de madencilik sektöründe meydana geldiğini belirtilmekte. Bunun ne yüksek bir oran olduğunu anlamak zor olmasa gerek.
İşte bu nedenlerden dolayı da 1931 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü 31 nolu kararıyla kömür madenlerinde çalışma saatlerini konu alan bir sözleşmeyi, madenlerde sağlık ve iş güvenliğini konu alan 176 nolu sözleşmeyi de 1975 yılında kabul etmiştir.
Sendikaların ve Maden Mühendisleri Odası'nın ayrıca maden fakültesindeki öğretim üyelerinin de katılımıyla bir araştırma kurulunun kurulması ve madenlerimizin durumunu incelemesi ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşarak çözüm önerilerini üretmesi ve gerekli olan yasal düzenlemelerin de parlamentoda acilen gündeme alınarak yapılması belki bugüne kadar yaşanan acıların tekrar etmesinin önüne geçebilecektir.
Söz konusu olan insan hayatıdır. Bu konuda duyarlı davranamayan siyasi iradenin ne faili meçhulleri aydınlatabileceğine inanırım, ne de kayıpları bulabileceğine inanırım. Her nedense Başbakanın bu gafı Genelkurmayın askerin görevleri için de ölmek de vardır yollu söylemi ile çakışmaktadır.
Bir devlet düşünün ki, en sorumlu görevlerdeki yetkilileri insan hayatından değil de sanki çok olağan sıradan şeylerden bahseder gibi ölümler üzerine ortak bir dille konuşuyorlar. Bu dil ölümleri kanıksamamızı istiyor bizden. Son aylarda kaybettiğimiz insanlarımızın artan sayıları endişelerimizi kuvvetlendiriyor.
Neredeyse halkımıza kendi hayatına kendin sahip çık diye haykırasım geliyor. Şehit deyip al bayraklı tabutlara sararak toprağa verdiğimiz her insanımız için sorumluluk duymak ve vicdanlarımızı harekete geçirmek insan olarak görevimiz olmalıdır. Başka türlü de demokrasi mücadelesini geliştirebilmek mümkün olmayacaktır. Ellerimiz, kanıksanan her ölüm, hesabı sorulmayan, adalete hesap vermeyen her sorumlu, gerekli teknolojık donanımları iş güvenliğinin arttırılması için zamanında ve yeterince kullanmayan her yöneticinin yakasında olmalı. Her ölümün de adalet önünde hasabı sorulmalıdır.
Gideni geri getirmek yeteneğimiz olmasa da ölümlerin önüne geçebilecek aklımız var.
Gazetelerde İshak Alaton'un önerileri yer aldı bir kez daha. Neden bu öneriler değerlendirilmiyor.
İshak Alaton madenlerin kapatılmasını önermişti. İşsiz kalacak madenciler için de İsveç örneklerini gündeme getirerek Karadenize akan çaylarda somon balığı üretiminin yapılmasının düşünülmesi gerektiğini ve madencilerin buralarda istihdamını sağlayacak projelerin gündeme alınıp gerçekleştirilmesini istemişti. Bütün bunlar gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller mi?
Ya da Çin'deki gibi maden ocaklarının işletmecilerine madencilerin ölümlerinde yüklü miktarlara varan tazminat ödeme zorunluluklarının getirilmesi çok mu olanaksız?
Şimdi her zamankinden daha çok güvenmeli halk kendine, bu konuda da kendisi inisiyatifler geliştirebilmeli ve seslerini duyurabilmeliler. Bu konuda iletişim olanakları her zamankinden çok daha yardımcı olabilecek, hatta sorunu uluslararası düzeylere taşıyabilecek olanaklarla dolu.
Ne hükümetler ne de sendikaların; ölümleri durdurmak ve güvenilir çalışma koşullarını yaratacak donanımları inşa etmek için adım atmaya niyeti yok. Yaşam ve çalışma hakkınıza siz sahip çıkacaksınız. Başka yolu var mı? Tekel işçilerinin mücadele deneyimleri şimdi maden işçilerinin ellerinde karanlık tünelleri aydınlatacak birer meşale olarak yanmalıdır.
Dünya değişiyor. Türkiye de değişiyor. Değişime bir yanıyla destek olanlar bir başka yanında değişime karşı duruyorlar. Ya değişirsin, ya değişirsin. Değişim ikircim kabul etmez. Ya top yekün tepeden tırnağa değişimden yana olacaksın ve hayatın her alanında değişime omuz vereceksin ya da yok olup gideceksin. Yıllardır değişmeyen çalışma koşullarında madencilerin daha ne kadar çalışabileceklerini sanıyor hükümet edenler. Daha ne kadar cenazelerinin arkasında yürüyeceklerini sanıyorlar. Daha fazla ölümleri kaldırabilecek ne madencilerin ne de toplumun hali var biline...
Madenlerde taşeron çalışmalarına derhal son verilmelidir. Bu kadar yüksek risk alanlarında taşeronla çalışma yasaklanmalıdır.
Gerekli güvenlikli çalışma koşullarını sağlayacak donanımların madenlerde kullanılması yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Madenlerde çalışan işçilerin sürekli eğitimleri sağlanmalı ve iş güvenliği konusunda madenciler bilinçlendirilmelidir.
Yukarıda saydığımız kurumlardan oluşacak araştırma gurubunun islah olmaz raporu vereceği ocaklar derhal kapatılamalı ve işçilerin başka alanlarda istihdamı sağlanmalıdır.
Uluslararası önlemler ve yaptırımlardan da yararlanılma yoluna giderek Türkiye şartlarında uygulanabilirlikleri gerçekleştirilmelidir.
Altına imza attığımız Uluslararası Çalışma Örgütü'nün sözleşmelerine uyulmalı ve tavsiye kararları değerlendirilmelidir.
Her şey sende bitiyor demiş ya şair;
Sen istersen her şey olur demek var şimdi...
Yaşamayı istemekle başla mesala...
Ali Rıza Üleç
21 Mayıs 2010-Almanya



