NEDEN BARIŞAMIYORUZ?
22 Ağustos 2011 01:11 / 1976 kez okundu!
Yeniden başladı savaş. Yeniden provakatif saldırılarda gencecik vatandaşlarımız katledildiler. Ve nedense yine mayın tuzakları. Mehmetçik can verirken yaşam umudumuzu besleyecek barışa da tuzaktır bu mayın tuzakları.
Ve ardından beklenen oldu.Yeniden dağlara bombalar yağmaya başladı. Yeniden ölüyor insanlarımız birer onar. Yeniden kanıyor yaralarımız.
Artık barış istemek yetmiyor. Savaşa karşı olduğumuzu açıklamakta akan kanı durdurmuyor. Daha fazlası gerekiyor daha fazlası. Ve bizim daha fazlasına gücümüz mü yok?
Neden barışamıyoruz.Neden barışın dilini geliştiremiyoruz. Çünkü kültürümüz yok. Düşman kültürle beslenmişiz. Dört bir yanımız sarılı. Ya savaşacak yaşayacaksın ya yok olacaksın. Birlikte yaşamak gibi bir alternatifimiz olmamış hiç. Kin ve nefretle büyümüşüz. Barışa daha yakınken bile savaş daha kolayımıza geliyor hep. Öldürerek, yok ederek sorunu çözeriz sanıyorlar. Yazık ki hala öyle sanıyorlar.
En başta devlet örgütlenmesi barışa en büyük engel. Vatandaşına düşman bir devlet ve vatandaşını devlete karşı değil, devlet aygıtını vatandaşa karşı koruyan bir anayasa.
Yasalar karşısında eşitsizlik.
İki yüzlü iktidar politikları.
Onyıllardır halk üzerinden zora-zorbalığa-baskı ve şiddete dayalı askeri uygulamaların aklın önüne geçmesi…
Barış aklın yoludur. Barış aklın dilidir. Hem akıl hem silah bir arada nasıl savunulur. Silahla, kan dökerek, can alarak yakarak, yıkarak hangi sorunu çözecek nasıl “kardeşlik projesi“ ve nasıl “demokrati özerklik“ gerçekleştirebileceksiniz. Kimin silahı daha güçlüyse kazanan o olacak. Ama sadece savaşan iki taraftan biri kazanmış olacak. Halk her zaman olduğu gibi kaybeden olacak. Savaşın başka bir alternatifi yoktur.
Sorunu çözmek istiyorlar mı? Her iki taraf için de geçerli bir soru. Savaşan taraflar sorunu çözmek istiyorlar mı? Savaş her iki tarafın da çıkarlarına en uygun ortamı mı yaratıyor? Savaştan beslenenler kapalı kapılar ardında hangi uzlaşmaların altına imzalarını atıyorlar? Ne zaman barışa yaklaşsak, ne zaman yakın tarihimizin karanlıklarını aydınlatacak gelişmeler yaşasak savaş tamtamları çalıyor. Onyıllardır hep aynı kısır döngünün içine kolayca yuvarlanıveriyoruz. Başka bir şey lazım.
Aklımızla oynuyorlar. Ya barışa sahip çıkacak aklımızı kazanacağız. Aklımızla geleceğimizi kuracağız ya da aklımızı yitirip geleceğimizi bombaların yıkımına teslim edeceğiz.
Barışı kazanmanın başka bir yolu olmalı mutlaka. Hayat tekil çözümlere kapalı hep. Hayatın seçeneklerine çevirmeliyiz yüzümüzü. Mutlaka bir yolu olmalı barışın.
Ölülerimizin arkasından yürümekten yorulduk. Yürüdüğümüz yollarda ayak izlerimiz bile siliniyor artık. Yavaş yavaş yok ediyor bu ateş bizi. Hem herbirimizi hem hepimizi. Tüketiyoruz gençlerimizi, geleceğimizi.
Bir yolu olmalı barışın. Silahların susması yetmedi. Saldırmazlık anlaşmaları ya da açıklamaları da barışı getirmedi. Çünkü hala düşmanlıklar giderilemedi. Barış görüşmeleri de etkisiz kaldı. Ne yapacağız o zaman?
Taraflar her şeyden önce birbirilerine dürüst ve açık olacaklar. Yalan dilimizden düşecek. Düşmanlıklar bitmeden barış hep uzak bir umut kalacak.
“Şehitler ölmez vatan bölünmez“ her ikisi de oluyor işte bizatihi gençlerimiz ölüyor ve “şehit“ oluyorlar.
Şehit veren aile sayısı toplam nüfus içinde artıyor hergün. Ve giderek artan bu acının kendisi zaten bölüyor ülkeyi. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yanan ana yüreği oluyor. Toplum arkasından ağıtlar yaktığı şehidini bir sonrakiyle unutuyor.
Toplumsal bir barış özlemini haykırmadan ve inatla hemen şimdi barışı savunmadan, “kanları yerde kalmayacak, hepsinin hesabı sorulacak“ nutuklarıyla savaşı kışkırtmaya devam etmek, savaşın getireceği baskı ve zor dayatmalarıyla halkı kolayca yönetebilme özlemlerini dillendirmekle savaş önlenemez.
Artık halk konuşmalı. Barışı savunanlar barışı ülke gündemine taşıyacak her girişimi denemelidirler.
“Tek bir çakıl taşından“ tek bir can bile yitirilmemelidir düşüncesine gelişebilmeliyiz...
Barış her zaman mümkündür. Şimdi her zamankinden daha da önemlidir.
O yüzden hemen şimdi Barış‘alım…
Ali Rıza ÜLEÇ
21.08.2011 - Almanya
Son Güncelleme Tarihi: 29 Ağustos 2011 12:23



