KOL DÜĞMELERİ

04 Nisan 2010 21:35 / 2326 kez okundu!

 


Referandum 12 Eylül öncesi DİSK’e bağlı birçok sendika üyesinin ama özellikle de T. Maden-İş üyelerinin çok fazla dillendirdikleri önemli bir talepleri idi. O zamanlar referandum isteklerimiz olmadık sudan gerekçelerle hep geri çevriliyordu.

12 Eylül‘de kafalarımıza yediğimiz dipçik darbelerinin sersemliği ya da bizzatihi darbecilerin kendi yarattıkları terörün bitmiş(!) olmasının verdiği huzurla, anayasa referandumunda evet oyu veren halk; ‘evet‘ lerinin üzerlerine giydirilen deli gömleği olduğunu sonraki yıllarda çok iyi anladı.
28 yıl sonra yeniden referandum tartışır olduk. Neden? Mecliste anayasa değişiklikleri konusunda hükümetin meclise sunduğu öneriler nedeniyle.
Yaklaşık bir haftadır önerilerin hukuksal olarak ne anlama geldiği ya da ne getirip ne götüreceği etraflıca tartışıldı, daha da tartışılacak.
Ben referandum konusunda bu üç farklı süreçteki tutumumu kendimce gözden geçirmeye çalıştım.
Her parti belli bir çıkar grubunun politik temsilcisi ise, AKP de bir çıkar ya da sermaye grubunun politik temsilcisidir. Basında tartışıldığı kadarıyla da bu sermaye; Türkiyedeki toplam sermayenin yüzde onunu ya da belki biraz daha fazlasını oluşturmaktadır.
Peki daha büyük sermaye gruplarının politik temsilcileri şu an doğrudan parlementoda temsil edilmediklerine göre AKP’nin onları da temsil ettiğini söyleyebilir miyiz? Bence söyleyemeyiz.
Neden diye sorarsak nedenleri ayrı bir yazı konusu olabilir. Ama gelin biz “Büyük sermaye” ya da ”İstanbul sermayesinin” hem politik, hem ekonomik, hem de sosyal temsilciğini yapan TÜSİAD neler söylemiş hatırlayalım.
“Partiler ve seçim yasalarının değiştirilmesi ve çoğulcu demokrasi anlayışına uygun hale getirilmesinin değişikliklerden daha önemli“ olduğunu söylüyor TÜSİAD genel başkanı Ümit Boyner. Bu talepler hemen tüm toplum tarafından desteklenebilir taleplerdir. Ancak parlemetonun bu haliyle bunu başarabileceğine inanmak, dahası böyle bir değişime istekli olacaklarını düşünmek de gerçekçi olmaz. Tabii her şeye rağmen bunlar da tartışılmalıdır.
Dönelim sendikaların yetki belirlenmesi için referandum isteklerine.
Referendumu niye istiyorduk?
Yetkili sendikayı belirlemek için.
Yetkili olunca ne yapacaktık?
Sözleşme yapacaktık.
Kiminle sözleşme yapacaktık?
İşverenle.
Neden sözleşme yapacaktık?
Çalışma ve yaşam koşullarımızda iyileşmeler sağlamak için.
Bunun için de işyerlerinde toplu sözleşme komitelerimiz vardı. Komiteler işçilerden gelen istekleri toplarlar ve genel bir değerlendirmeden sonra taslak halinde yeniden işçilere gider son kez tartışılır, sonuçlar komitelerde değerlendirilir ve işverenle sözleşme masasına doğrudan işçilerin öneri ve istekleriyle oturulurdu.
Böyle bir süreç işçileri doğrudan sözleşme sürecine dahil ettiği için de, işçiler kendi isteklerine sahip çıkar ve onlar için mücadeleyi göze alırlardı.
Peki, bu gelenekten gelen bir işçi, eski bir Maden-İş üyesi olarak bu referanduma nasıl yaklaşmalıyım.
Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir denir. Öyle midir?
Ya da 12 Eylül anayasası tplumsal bir sözleşme olarak kabul edilebilir mi?
Elbette ki hayır diyeceğim.
Neden?
Hem içeriği hem koşulları bakımından demeliyim kestirmeden.
12 Eylül anayasasının değiştirilmesi için toplumsal uzlaşma var mıdır?
Vardır.
Peki değişiklik önerileri üzerinde toplumsal uzlaşma var mı?
Elbette ki yok diyeceğim.
Yok.
Benim bu konuda bir hazırlığım ya da altarnatiflerim var mı?
Olabilir.
O zaman bu alternatif önerilerin tartışılmasını var olan örgütlülüğümün olanakları ölçüsünde gerçekleştiririm. En azından bu konuda ne düşündüğümü halka anlatırım. Bu süreç en azından bana 12 Eylül anayasasını ve darbenin kendisini anlatabilme şansını verecektir.
Artık omzu kalabalıkların vesayeti altında yaşamak istemediğimi söylerim. Sanıyorum bu anlamdada geniş bir destek alırım toplumdan.
O zaman hükümetin değişiklik önerilerinin aynı oranda toplumsal destek görmesi mümkün mü?
Değil.
Hükümetin değişiklik önerileri genel anlamda bir toplumsal beklentiyi karşılamaya yönelik değil. Özellikle de tıkandığı bazı noktalarda hem önünün açılmasını hem de kendine yönelik demokratik olmayan ve 12 Eylül Anayasası’ndan beslenen saldırılardan kendini korumaya yönelik öneriler olarak algılanabilir mi?
Mümkündür.
Bu haliyle bile benim çıkarıma mıdır bu değişiklik önerileri?
Elbette.
Bütünüyle anayasanın değiştirilip demokratik bir anayasanın yazılması daha doğru bir tutum olmaz mı?
Olmaz.
Bu biraz toplu sözleşme komitelerinde işçilere;
İşverenlerden yaşam ve çalışma şartlarımızı iyileştirmek için isteklerde bulunmak yerine kurtuluşunuz sosyalizmdedir demek gibi bir şey olur.
Peki, hükümetin önerilerini desteklemek AKP‘li olmak mıdır ya da AKP‘yi desteklemek midir?
Kesinlikle hayır. Ben çıkarlarımın nasıl bir anayasa ile güvence altına alınacağını biliyorum. Ama benim istediğim gibi bir anayasayı gerçekleştirecek gücüm yok. Benim dışımda toplumda böyle bir uzlaşma da yok. İstemek tek başına önemli, ama dönüştürücü değil.
Alternatif bir anayasa taslağım var ve bunun propagandasını yapıyorum. Mecliste anayasal değişiklikler kabul edilirse sorun yok, ben işimi yapmaya devam ederim. Yok, referandum söz konusu olunca tavrım ne olmalı?
Evet mi? Hayır mı?
İyi düşünmeliyim.
Her şey o kadar karmaşık ki.
Oysa bu anayasanın birçok maddesi AB uyum yasaları çerçevesinde değiştirildi. Yasallaşması için ömrümüzün onlarca yılını feda ettiğimiz, uğruna hapis yattığımız, işkencelere maruz kaldığımız dahası canlar verdiğimiz istemlerimizin bir kısmını mecliste 10 dakikada kalkıp inen eller değiştiriverdiler. Ben bir tuhaf oldum. 10 dakikada her şey değişebiliyordu ise; bu kadar insan neden heba oldu, toplumun en değerli insanları neden harcandı? Değiştiren ben değildim. Tüm dünyayı saran değişimin kendisi değiştiriyordu. Kısaca AB uyum yasaları… İçimi burkan acı şaşkınlığım bundandı.
Bu defa ben sürecin içinde olmalıyım diye düşünüyorum. Aynı acı şaşkınlığı yaşamamak için sürecin içinde olmalıyım. Yeterli olmasa da topluma giydirilen deli gömleğini çıkarmak için kol düğmelerimi çözüyor bu değişiklikler. Bence gömleği çıkarıp atmak için kol düğmelerini çözmekle işe başlanabilinir.
Her şey bende bitiyor. Bu sürece hem çok güçlü hem de örgütlü katılmam gerekiyor. Nasıl güçlü olacağım. Haklarımı genişletmek için mücadele ederek.
Anayasa değişikliklerinde hükümeti destekleyeceksin, haklarının genişletilmesi ve kazanılması içinde hükümete karşı mücadele edeceksin. Bu çelişki değil mi?
Değil. Ben hükümeti desteklemiyorum. Aklım, referandum olursa çıkarlarıma uygun bulduğum için değişikliklere evet demem gerektiğini söylüyor. Ben evet dememim çıkarlarıma uygun olduğunu düşünüyorum.
Bir de halkın gerçekten referandumda iradesini yansıtabilecek yeterli bilincinin olup olmadığı tartışılabilinir. Bu sorunun cevabı da bence” halk, sırtında bir deli gömleği olduğunun ne kadar farkındadır?” sorusunun cevabında saklıdır.



Ali Rıza Üleç
03.04.2010-Almanya


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
06 Nisan 2010 02:10

kizilcam

Sayın Birol Akdemir,

Öncelikle "asker vesayetinin kaldırılması ve darbecilerin yargılanmasını" talebi gibi ortak bir noktadan bir kez daha demokrasi ile ilgili düşüncelerimizi açıklamakta yarar var.
Ben demokrasinin aranarak değil uğruna mucadele ederek kazanılması gerektiğine inanıyorum. Bu inancımı da bir çok yazımda defalarca dillendirdim.
Ama yine de doğru bildiğiniz bir adres varsa yazmanızda fayda var.
"Meclisin atadığı yüksek yargı üyeleriyle ülkenin daha demokratik olacağını" düşündüğümü nasıl çıkardınız. Ben böyle bir şey söylemiyorum.

Üstelik taslakta önerilen değişikler yalnızca yüksek yargıyıyla sınırlı değil. Tümü üzerinden değerlendirme yapmak daha doğru olur diye düşünüyorum. Ama sizin yargı ile ilgili değişikliklere karşı çıktığınızı anlıyorum. Oysa bugünkü haliyle önerilenleri yanyana koyup değerlendirdiğimde ben, önerilen değişiklerin 12 Eylül anayasasında var olandan daha ileride olduğuna inanıyorum.

Öyle sanıyorum ki bir şeyi sizde teslim edeceksiniz. Anayasalar hakkında sizin de yaşamınız boyunca şahit olduğunuz en yoğun tartışma ve bilgilenme ortamını halkımız AKP hükümetleri döneminde yaşamıştır. Bu bakımdan da halkızın hem bilgilenmesi hem de biliçlenmesi için bence küçümsenmeyecek bir süreç yaşanmaktadır. Ben insanlarımızın bu sürece aktif katılmalarından yanayım. Özelliklede iş yerlerindeki toplu söyleşme süreçleriyle kıyaslamamın amacı bu. Kısacası bir şey istiyorsanız onun için mucadele edeceksiniz. Taslak benim istediğim bir taslak değil. Ancak eskisinden ileri bir önerilerin bulunduğu bir taslak ve ben bunun için destekliyorum.
Samimiyet konusunda her kes kendisi kendisiyle hesaplaşmalı bence.

Bence önerilen değişiklikler vesayet rejiminin kalbini besleyen önemli damarları tıkayacak.
Seçim ve partiler yasalarının değiştirilmesi barajın aşağıya çekilmesi bu paket içinde olsaydı kuşkusuz çok iyi olurdu.Bence olmaması samimiyetsizlik değil cesaretsizlik. Bu parlemetoda bu cesareti gösterecek bir parti varmı.
Bence biraz sabırlı olmak gerekiyor. Mecliste maddeler tek tek tartışılırken içerikleri daha iyi anlaşılacak ve neye muhalefet edip neyi desteklememiz gerektiği daha net görülecektir.

Ben Türkiyede yaşanan değişim sancılarının iç dinamiklerden değil; AKP kaynaklı değil yazımda da belirttiğim gibi tüm dünyayı saran değişimin kendisinin yarattığı sancılar olduğuna inanıyorum.

Düşüncelerimi daha geniş açıklayabilme olanağı yarattığınız için teşekkür ediyorum. Salt eleştirilerden sıyrılıp düşüncelerimizi tartışabildiğimiz oranda inanıyorum ki birleşebileceğimiz çok şeyimiz olduğunu da farkedeceğiz.

Sevgiler




05 Nisan 2010 00:01

birol

Demokrasiyi yanlış adreste arıyoruz , AKP için demokrasi amaç değil , islam devleti hedefine ulaşmak için kullanılacak araçtır. bunu önceden bir çok kez ifade ettiler. (videolarını saklıyorum)
Demokrasi istiyorlarsa sadece secim yasasını değiştirmek, barajları tamamıyla kaldırmak bile çok büyük işler olurdu,
Asker vesayetinin kaldırılmasını, darbecilerin yargılanmasını tüm kalbimle desteklerim (bir zamanlar o cuntanın içinde yer almış olmama rağmen)
Memura vermeleri gereken toplu sözleşme hakkı için 7 yıl beklemeleri mi gerekiyordu, onlara kim engel oldu?
Meclisin atadığı yandaş yüksek yargı üyeleriyle ülkenin daha demokratik olacağını nasıl düşünebilirsiniz, RTÜK meclisin atadığı üyelerden oluşuyor ve durumu ortada,
AKP nin huyudur 1 doğrunun yanına 3 yanlış katmak, samimilerse anayasa değişikliklerini paket halinde değil; tek tek yapsınlar,
hepsinin gözlerinden öpeyim, sizin de...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.