HER TÜRK İNSAN DOĞACAK!..
03 Ağustos 2011 23:03 / 1889 kez okundu!
Genarellerin askeri şura öncesi dayatmaları hükümet tarafından reddedilince önce istifa sonra emekliliklerini istedikleri haberleri gündemi yeniden ısıttı. Emekliliğini isteyen genaralleri darbeci genarallere yeğler misiniz? Yanlış soru. Ne oldu da darbeci gelenek emekliliğe mecbur kaldı? Ya da ne oldu da en azından darbeci genaralleri destekleyen ordunun komuta kademesi emekliliğe ayrıldı?
Nedenleri henüz daha kamuoyuna tam olarak yansımamakla birlikte kıyıdan köşeden duyumsamalar nedenler konusunda pek müneccim olmak gerekmediğini gösteriyor bize.
Peki bu dayatmalar ne anlama gelebelir. Yeni yasama yılında yeni anayasanın hazırlanmasını ve gelecek anayasa ile askeri bürokrasinin siviller üzerindeki egemenliğinin devamını sağlayacak dayatmalar için, müdahaleler giderek darbeler demek daha doğru sanırım; askeri gücü kontrol edebilme isteği.
Yani bir bakıma azınlık egemenliğinin silah zoruyla devamı…
Artık toplumda oluşmasını bekledikleri tepkiler de gelmeyince tıpış tıpış evlerinin yolunu tutmuşlar (mı)dır?
Gerçekten de böyle mi olmuştur?
Genaraller hükümetlerin sorumluluklarında göreve gelir ve giderlermiş. Yasalar teammüllerden daha da güçlüymüş. Öyle miymiş?
Son gelişmeler demokrasi uğruna mücadele edenlerin elini güçlendirmiştir.
Ancak sanılmamalıdır ki genaraller emekliliğe, darbeciler mahkemeye, demokrasi ülkeye.
Demokrasi iki genaralin emekliliği ya da istifası ya da atılmasıyla geliverecek bir rüya değil.
Genaraller emekli edilince kıyamet kopmuyormuş.
Peki ne oluyormuş? Ufuktan demokrasi doğuyormuş.
Ufuktan demokrasi doğarsa çocuklarımız asker doğmayacaklar...
Bu bile tek başına bir devrim değil mi?
Bütün insanlar gibi bundan böyle Türkler de insan doğacaklar. İnsanca yaşam koşullarında yaşamak için, insanca mücadele edecekler.
Aslında istifa ya da emeklilik diye görünen süreç göründüğü kadar sancısız değildir. Onlarca Türk-Kürt genç evladını yitirdi bu ülke. Sadece saltanatları devam etsin diye acımasızca gencecik insanların katlini planlayanlar artık günahlarıyla başbaşa kalacak. Adalet önünde hesap vereceklerdir.
Sadece istifa ya da emekliliğe ayrılmalarla sınırlı kalırsa adalet öksüz kalır. Her ne kadar kimin nereye kadar gideceği konusunda bir uzlaşma sezinleniyor olsa da adalet ısrarlı ve inatçı bir demokrasi mücadelesi ile sağlanacaktır.
Hatırlanması gereken hala 12 Eylül darbe anayasası ile yönetiliyor olduğumuzdur.Yeni anayasaya yaklaştıkça can çekişen saldırgan boğalar gibi saldırganlaşacak eski. Ama yine de yeni bu acıların içinden mutlaka doğacak. Buna da inanmak gerekiyor.
Olan biten karşısında bir yandan şaşkınlıkla sorunu hala İslamcı ve Cumhuriyetçiler arasında bir kapışma gibi algılamak en büyük yanılgı olacaktır. Bütün bu değişim süreci devlet içinden destek görmese, bu adımlar Türkiye gibi ülkede o kadar kolay atılabilecek adımlar değildir. Halk sessiz ya da suskun olarak değerlendirilip kimileri yenilginin ezikliğinden dem vururken, diğer yandan da halkın olan biteni çok iyi izlediğini ve anladığını söyleyecektir. Ben kendimi ikincilerin yanında değerlendiriyorum.
Bazı kesimlerde korku da yaratan genarallerin emekliliklerini istemeleri artık son kalelerin de düştüğü şeklinde yorumlanırken, ordu da elden gitti şimdi cumhuriyet savunmasız kaldı diye yorumlar da geniş kesimler tarafından paylaşılmakta. Evet bu bakış bir bakıma bir gerçeği de ifade ediyor. Dış düşmana karşı savunma amaçlı bir ordu değildi ordu. Halkına karşı örgütlenmiş bir devletin ordusuydu. Bu anlamda artık bu misyonu bitmiştir ordunun. Darbeci ordu dönemi sona ermiştir. Sivil iktidarlara bağlı asli görevi ülkenin savunması olan bir ordu yeniden inşa edilecektir. Yenilenen devlet yapısına, yenilenmiş ordu.
Geniş emekçi kesimler için bu ne ifade etmektedir? Tekrar hatırlamakta yarar var. 12 Eylül öncesinde MESS sözleşmelerinde Turgut Özal bu sözleşmeleri şimdi imzalamazsanız yarın süngü altında imzalayacaksınız demişti. Öyle de oldu. Şimdi pazarlık masasının ardında süngüler olmayacak. Kuşkusuz güllük gülüstanlık da olmayacak. Ama ordu ne zaman darbe yapsa balyoz hep emekçilerin kafasına indi. Şimdi en azından işçi-asker karşı karşıya gelmeyecek. Polisin emekçilerin hak ve özgürce sendikal mücadele süreçlerine biber gazlı saldırıları devam edecek olsa da, emekçiler için askerin kışlaya dönüşü daha demokratik bir sınıf mücadelesi, en azından sendikal mücadele sürecinin başlangıcı olabilecektir.
Darbeci bir ordunun bu ülkeye maliyeti çok yüksek olmuştur. Nesiller heba olmuştur. Ülkenin geleceği karartılmıştır. Artık bırakın da bu sürecin hesabı adalet önünde verilsin. Hak ettikleri cezaları alacaklar mı? Bunun için baskı yapacak güçlü bir muhalefet ne yazık ki gelişmemiştir. Ancak yine de umutvar olmaktan yanayım.
Gerçekler bir bir ortaya çıktıkça ülke üzerine çöken karanlık yavaş yavaş da olsa aydınlandıkça halktaki korku ve şaşkınlık yerini cesarete bırakacak ve insanlar daha iyi bir yaşam için daha umutlu olacaklardır. Adalet bütün bu sürecin en önemli dönemecidir. Hukuk adil olmayı başarabildiği oranda da toplum, sürece daha aktif olarak katılacaktır.
Çocuklarımızın asker doğmayacak olması sevinmek ve umut etmek için yeter…
Ufuktan demokrasi doğar, doğar da sonra ne olur hep beraber göreceğiz…
Ali Rıza ÜLEÇ
03.08.2011 - Almanya
Son Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2011 23:46



