GÖREV AŞKI
15 Mart 2011 02:48 / 2054 kez okundu!
Türkiyenin en karanlık ve en çatışmalı dönemlerinde görev almış devletin şu ya da bu biriminde şu ya da bu kademede görev yapmış atanan yönetici kadrolar, bürokratlar içinde görevinden istifa ederek ya da emekliliğinden sonra milletvekili olanların bir listesi çıkarılsa, ceylan derisi koltuklarda kimler oturdu kimler, bir bilsek.
Yaklaşan seçimler için partilere başvurular yapılıyor, belki de başvuru süresi çoktan doldu. Hangi partiden kimin aday adayı olduğunu merak etmiyorum aslında.
Ama gözden kaçmayan bu dönemde de hatır sayılır düzeyde atanmışın aday adaylığı basına yansıyınca, kör göze çomak misali dikkatlerimizi çekiyor.
OlaĞanüstü valilerimizden milletvekili olamayanı var mı acaba? Ya da kaç emniyet müdürü milletvekili oldu? Generaller kaç tane?
Bir genel kurmay başkanımız bile var; ceylan derilerde oturmaya merak sarıp beş yıl kuzu kuzu oturan.
Yana yakıla seçim barajının neden düşmediğinden, milletvekili adaylarının partilerde ön seçimlerle yapılmasını sağlayacak, yasal değişikliklerin partiler yasasında neden yapılmadığından şikayet eder dururuz. Bu dönemde de aday adaylarına baktığınızda ön atamaları yapılan bürokratların aday adaylıklarını göreceksiniz.
İşte asıl engel de bu.
Neden bu insanlar milletvekilliklerine talip oluyorlar ve neden devlet partisi olarak tescillenmiş partileri seçiyorlar? Herhalde devlet görevleri politikaya hazırlık için ciddi staj dönemleri bu zatların. Başarılı olanları da milletvekilliklerini hakediyorlar.
Geriye doğru bakacak olursak hangi dönem hangi partiden, hangi devlet görevinden istifa ederek ya da emekli olarak parlamentoya girmişler?
Ülkede çatışmaların en yoğun yaşandığı faili meçhul cinayetlerin en fazla işlendiği, aynı zamanda da kara para trafiğinin en yoğunlaştığı ama aynı zamanda sorunlara silahla değil de, politik çözüm önerilerinin de etkin olarak tartışıldığı dönemler olduğu görülecektir.
Bugünse ülke tarihinin en karanlık sayfalarını yazanların, toplumda yükselen adalet istemlerine paralel olarak yargılanmaları ya da hesap verme ihtimalleri onları suçluların telaşı içinde parlemetoya sığınma tercihine yöneltiyor.
Görev yaptıkları dönemlerde, görev alanlarında sınırsız bir görev aşkı ile çalışan başarılı yöneticiler görev aşkları alev alev yüreklerini yaktığından olsa gerek, yeteneklerini parlametoya taşımak istediklerinde, beyfendilerin önü açık olsun diye ön seçim yapılmamaktadır. Önseçimsiz bir seçim yasası var olduğu sürece, seçim yoluyla sanki aklanmaktadırlar...
Bu bakımdan oldukça sıkıntılı bir seçim sürecinin yaşanacağını şimdiden söylemek mümkün. Hükümet bu konuda alternatifsiz olmanın verdiği başına buyruk halinden pek memnun burnundan kıl aldırmıyor. Başbakan kendini devletin başına oturtacak bir süreci geçmek için vesayet temsilcileriyle uzlaşmaktan çekinmiyor ve halka verdiği sözleri unutuyor.
Ya Çelebi‘ye ne demeli? Hoş bilinmedik bir şey değildi, canının CHP'den milletvekilliği çektiği. Ceylan derisi koltuklar onu çaktan cezbetmişti.
İstifa edip aday adaylığını açıkladığı basın toplantısında söyledikleriyle de DİSK başkanlığını ne kadar hakettiğini göstermiş oldu. Mücadelesine siyasi alanda devam edecekmiş.
Bu kadar olur yani? Sanki CHP işçi sınıfı partisi de. Sanki DİSK'in sadece sendikal alanda mücadele eden bir örgüt geleneği varmış gibi...
Sendikal alanda yapması gereken herşeyi yapmış da, siyasisi kalmış gibi...
Koşulların zorlaması ile olsa da; 12 Eylül öncesi katledilene kadar Kemal Türkler‘in genel başkanlığı dönemi; siyasi alanda da nasıl mücadele edileceğini gösteren, zengin birikimleri olan bir konfederasyondu DİSK. Sınıfına sadık her DİSK yöneticisi bunu çok iyi bilmektedir.
Şİmdi bir dönemin devlet bürokratları istifa ederek CHP'den aday adayı oluyorlar. Aynı dönemde görevinden istifa ederek aynı partiden aday adayı olan Çelebi asıl layık olduğu koltuğa kavuşur umarım.
Baraj düşecekmiş, ön seçim olacakmış, geçin efendim geçin. Bunlar Türkiye halkı için, demokrasimiz için lüks şeyler.
Bakın tam da seçimler öncesi nasıl bize yakışan en demokratik yöntemlerle daha şimdiden partiler seçim yarışına başladılar bile. Kayırma- komplo- kıvırma- kaçma- kovalama, tezgah- tuzak- utanmazlık- kirlilik vs. vs. Kirlenmiş bir siyasi ortamdan, kirli bir seçim sürecinden temiz bir parlamento çıkar mı allahaşkınıza? Çıkan parlamento toplumun ihtiyacı olan temizliği nasıl gerçekleştirir?
Tarihi önemde bir seçim sürecine girmişken, seçileceklere bakınca gelecek adına kaygılanmamak elde değil.
Bu yarıştan en başarılı iki, hadi bilemediniz üç dört partiyi parlametoya atayacaklar. Bağımsız olarak parlamentoya girecekler de bir partiye katılır(BDP).
Böylece atanmışlar parlementosu yeminle seçilmişler parlemetosu oluverecek.
Sonra emekliler ceylan derilerin tutkusuyla emeklemezler ama uslu uslu otururlar. Şu fırtına bir geçsin… Millete dokunan parlemento, atanmış vekillere dokunmadığından yeni yasama yılında da;
Anayasa yerine Baba-yasa çıkarırlar… Sonra başlarız bağırmaya kurtar bizi babaaaaaaaaaa!..
Yok canım olmaz öyle şey!
Olmaz tabii...
Ben de yazdıklarıma inanmıyorum zaten.
Memlekette Demir Kırasi var değil mi?
Yok mu?
"Va dı da biz mi yedik" deyo biri…
Bize de halk hayırlısını bilir demek kalır.
Bir gün olur elbet hesap sorulur. Toplum temizlenir. Vekillerini kendi seçer. Olmadı geri çeker.
Barış ve demokrasi koşullarında özgür ve eşit insanlar olarak yaşamak hakkı değil mi halkların?
Ali Rıza Üleç
12.03.2011-Almanya
Son Güncelleme Tarihi: 17 Mart 2011 11:51



