BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY…
09 Haziran 2011 15:07 / 1913 kez okundu!
Kenan Evren‘ in nihayet ifadesi alındı. Ben bu satırları yazmaya başladığımda da Tahsin Şahinkaya’nın ifadesi için savcı Gata yollarında olacak.
Evet, nihayet 12 Eylül cuntacılarının ifadesi alınıyor. Bu kuşkusuz önemli bir gelişme ancak henüz daha dava açılıp açılmayacağı belli değil.
Yine seçimler yaklaştıkça AKP kurmaylarının dili ve tavrı, başbakanın söylem ve yorumları devletin güvenlik güçlerinin halka ve muhalefete karşı orantısız baskı ve güç uygulamaları yeniden gündeme nedense evet-hayır tartışmalarını taşıyor.
Baştan hemen söylemem gerekirse bu tartışma da özellikle de solun farklı eğilimleri (evet-hayır) birbirilerini hiç anlayamadılar ve hala daha anladıklarını düşünmüyorum.
Hayır oyu kullananların hükümeti (sistemi değil) eleştirirken nasıl evet diyenlere göndermelerde bulunmalarını anlamsız ve demokrasi mücadelesi bakımından zararlı görüyorsam, cuntacıların ifadeye çağrılmasını da yorumlarken evet diyenlerin hayır oyu verenlere atıfla durumu değerlendirmelerini doğru bulmuyorum.
Eleştirilerin ve karşılıklı atışmaların haklı birçok yanları olmakla beraber her iki tarafın da yorumlarını karşı tarafa diken batırırcasına göndermelerinin demokrasi mücadelesine ne katkısı olacak anlamış da değilim. Anlayabileceğimi de sanmıyorum.
Oysa bugün her iki kesimde de büyük bir çoğunluk hükümetin, ülkenin can alıcı sorunlarını çözmede nasıl acze düştüğü ve giderek daha da baskıcı ve zorba bir yönelimi tercih ettiğini kabulle ortak mücadele alanları yaratabilirler.
Ben kendi adıma evet derken hiçbir şeyin “evet”le halledilemeyeceğini, demokrasi ve barış istiyorsam bunlar için mücadele etmem gerektiğini birlikte savundum. Bugün de böyle düşünmekteyim. Ben hayır diyen arkadaşlarımın da farklı düşündüklerini sanmıyorum.
Hatta inanmıyorum.
Güçlü birleşik bir demokratik muhalefet yaratamamış bir sol hareketin naçizane bir neferi olarak ister istemez durumun vahameti altında psikolojik olarak da eziliyorum.
Biz neden böyleyiz? Her başarısızlığımız için hep bir sorumlu arar dururuz. Bulduğumuz zamanlar da oldu. Oldu da ne oldu? Daha fazla demokrasi geldi. Ya da ileri demokrasi gerçekleşti.
Başbakan diline doladı diye ileri demokrasiyi ben istemeyecek miyim? Daha fazla demokrasi diye haykırmayacak mıyım?
İş ekmek özgürlük diye haykırırsam bunu AKP’den mi istemiş olacağım?
Düşündükçe daha da umutsuzluk mu kaplamalı bilincimi? En büyük hayallerimizi hep birlikte yakmadık mı? Yeniden hayal etmek gibi bir yeteneğimiz yok mu oldu?
Dahası yeniden hayal etmek hakkımız yok mu?
Elbette var. Elbette her şeye rağmen umutlarımızı canlı, hayallerimizi renkli tutabiliyoruz. Demokrasi ve sosyalizme olan inancımızda hiç bir sarsılma olmadı.
Zamanı anlamak için hem bilgilerimizi hem algılarımızı yenilemek zorundayız. Bunun için de her zamankinden daha çok birbirimize ihtiyacımız varken, birbirimize saldırmanın ne anlamı var? Zamanı farklı yorumlayarak doğal bir süreç yaşıyoruz. Düşüncelerimiz hiç olmadığı kadar özgür bugün. Her ne kadar düşünüyor olmanın bedeli ölüm oluyorsa bile, özgürce düşünebiliyor ve ifade edebiliyoruz. Bu nedenle farklılıklarımız elbette olacak. Elbette ayrı şeyler söyleyeceğiz.
Yeter ki birbirimize inanalım. O zaman birbirimizi anlamak daha kolay olacak.
Artık çok açık olarak sistem iki parti üzerine oturmaya yönelmişken, bu tercih devletin eski ve yeni kadroları içinde büyük bir uzlaşma sağlamışken daha serinkanlı düşünmek gerekmiyor mu?
Kuşkusuz, kimin hangi partiye oy vereceği kendi tercihidir. AKP-CHP arasındaki tercihlerin bence birbirinden çok farkı olmayacaktır.
Bugün AKP kazanacak ve yeniden hükümet olacak. Türkiye gibi dengelerin hızla değiştiği bir ülkede üç dönem hükümet olmak AKP’yi daha şimdiden yıpratmıştır.
Sistem CHP’yi büyük uzlaşmanın sonucu iktidara hazırlamaktadır.
AKP’ye muhalefetin alternatifi CHP olabilir. Ama sisteme muhalefetin alternatifi CHP değildir. Bu nedenledir ki, son zamanda sistem muhaliflerinin ağırlıklı olarak emek ve özgürlük bloğuna oy vereceklerini açıklamaları dikkat çekmektedir.
Sistemin tercihini ikili bir merkez siyasi (Merkez sağ AKP -Merkez sol CHP) yapıdan yana göstermesinden bu yana, gerek CHP’nin politikasındaki değişimleri, gerekse ordu içinde üst düzey tutuklamaları ve 12 Eylül cuntasının ifadesinin alınması hep bu uzlaşmanın sonucudur bence. Bu süreci değerlendirirken bir yanıyla tüm açılımlarını bilerek kendi sınıf çıkarlarımız açısından demokrasi barış ve özgürlük mücadelesini güçlendirmenin yollarını aramalıyız.
Diğer yanıyla da sistemin ikili tercihini halka anlatabilmeli, sistemin tercihlerinin baskı ve zorbalıkla halka zorla dayatıldığını anlatabilmeliyiz…
Bu nedenle sola topyekun bir saldırı sistemin bütün cephelerinden yapılıyorken, solun kendisiyle didişmesini solculuğa nasıl yakıştırabiliyoruz?
Başka türlü bir şey olmalı solculuk. En azından yaşadığı zamana karşı daha sorumlu... Zamanı anlamak için daha fazla çaba sarfeden...
Ne olursa olsun insanı ve insan yaşamını, düşüncesini, değerlerinin en üstünde tutan bir duruş olmalı...
Acılardan süzülüp gelen geçmiş kısa da olsa, tarihimizden almamız gereken en önemli ders birliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğudur.
Başka türlü bir şey olmalı; uğruna hapisler yattığımız, sürgünler yaşadığımız, canlar verdiğimiz solculuk.
Başka türlü bir şey…
Ali Rıza ÜLEÇ
08.06.2011-Almanya



