BAHAR GELMİŞ NEYLERSİN
29 Mart 2011 17:10 / 2260 kez okundu!
Dokuz şiddetinde bir deprem ve ardından Tsunami felaketini yaşayan Japonya‘ nın yetmezmiş gibi bir de nükleer bir felakete yakınlaşması, günlerce insanların hayatta kalmak için olağanüstü çabaları. Giderek küçülen dünyada sizden binlerce kilometre uzakta da olsa yaşanan bir felaket, bir insanlık dramına teknolojinin olanaklarıyla adeta yaşıyormuşçasına tanık oluyoruz.
Günlerce yıkıntıların içinde insan manzaraları seyrediyoruz. Doğayla insanın amansız karşılaşması.
Doğanın karşısında her çaresizliğimizden, başımıza gelen felaketlerden dersler çıkararak doğa karşısında daha da güçlü olmak için çabalayıp duruyoruz.
Ya kendimize ettiklerimiz. Kendi ellerimizle kendimize çektirdiklerimiz.
Atomun çekirdeğini parçaladığımızdan, nükleer enerjiyi keşfimizden bu yana yaşadığımız, kendi eserimiz felaketlerden dersler çıkarmasını da aynı oranda becerebiliyor muyuz?
Gelişen yeni teknolojik olanaklarla insanoğlu doğadan; ne doğaya ne de kendine zarar vermeden yararlanma olanakları yaratırken, diğer yandan hırslarının kurbanı oluyor ve kendi felaketini ucuza mal ediyor.
Bir yandan yıldızlara değerken ellerimiz, bir yandan ellerimizle kendimizi boğazlamadayız.
Dışarıda deli bir hava var. Orhan Veli ne kadar haklıymış "beni bu havalar delirtti derken".
Her bahar deli olmak varken, baharı acı ve ölümlerle, felaketlerle karşılamak da çıldırtıyor insanı.
Akıllı her insanı delirtecek çılgınlıklara tanık oluyoruz. Oysa doğa bütün acımasızlığına rağmen inanılmaz bir cümbüş ve şenlikle kendini yenilemekte…
Bütün bu acılarının içinden süzülüp geçerek, yaralarını sarıp yeniden yaşama tutunan insan, doğayı taklit ederek kendini adeta yeniden yaratıyor.
Hayata tutunuyor.
Yaşama sarılıyor.
Aşık oluyor – acılar çekiyor.
Mutlu da olabiliyor.
Bahar gelmiş. Sabahın ilk ışıkları ile uyanırken kuş seslerinin şenliğinde kayboluyor yıldızlar. Renkler cümbüşü başlıyor doğada.
Ağaçlar rengarenk çiçeklerle donanıyor. Kır çiçekleriyle gelin gibi süsleniyor toprak.
Üstümüze kabus gibi çöken Mart‘ın yaralarını, acılarını baharla sarmaya çalışıyoruz.
Ergenekon süreci ile başlayan ve yüreklerimizde geleceğe dair bahar çiçekleri gibi açan umutlarımızın üstüne de felaketler tezgahlanıyor adeta.
Darbe planları birbiri ardına ortaya çıkarken ve darbecilerin tutuklanmaları, faili meçhullerin aydınlanacağına dair kanıtlar ard arda ortaya dökülürken, amansız bir savaşın içine çekiyor bizi zaman. Türkiye onyıllardır yaşadığı karanlığın sonuna yaklaşıyorken umutlar bir kez daha yaralanıyor.
Dava bir çıkmaza doğru sürüklenmek isteniyor.
Demokrasi umutlarımızın bahar dallarını kırıyorlar birer birer.
Halk kırılan dalların acısını ya saracak ve demokrasi ağacı yeşerip bin bir çiçek açaçak ya da bu ağacın kurumasını seyredeceğiz hep beraber.
Yayınlanmamış bir kitabın çılgınlar gibi bir kovalamacayla peşine takılıp giderken karanlıkları nasıl aydınlatacağız?
Yargının işi diyor Başbakan. Oysa yargı ilk defa iş yapmıyor. Kendi canını acıtınca yargının işi, çığlık çığlığa isyan ediyordu.
Ya şimdi?
Uzlaşmanın gölgesi düşüyor sanki zamana.
Aklıma yine o kahrolası büyük uzlaşma geliyor. Buraya kadarmış senin soluğun. Demokrasi uzun soluklu bir yoldur.
Demek artık beraber yürüdüğün yolları ayırma zamanıdır.
Ya halk bundan sonra umutlarına sahip çıkacak, hak ettiği Barış – Demokrasi ve Özgürlükler için daha da cesaretle mücadele edecek ya da büyük uzlaşmanın tarafları kendi bildiklerini okuyacaklar…
Her şey birbirine karışmış gibi görünüyor olsa bile zamanı anlayabilecek, at izinden it izini ayırabilecek akla sahibiz.
Karanlığın bekçilerine yaklaştıkça, karanlığın sahiplarini bir korkudur alıyor. Hem güçlüler, hem korkuyorlar.
Çünkü baharın bir sahibi var…
Ya hayatttan yana olacaksınız ya hayata karşı.
Bahara sahip çıkacaksanız binbir çiçekle binbir tadına varacaksınız hayatın.
Yarını düşleyeceksiniz. Çocuklarınızın korku içinde değil bahar sevinçleriyle büyümesini düşleyeceksiniz.
İnsanın doğaya en büyük aşkı, sevincidir bahar.
Bahar doğanın en büyük uyumudur.
Bahar doğanın barışıdır.
Doğrusunu artık sen bilirsin;
Bahar gelmiş neylersin…
Ali Rıza Üleç
29.03.2011-Almanya



