İlkesel duruş üzerine

27 Şubat 2012 13:13 / 1645 kez okundu!

 


İnsanların ahlaki ve ilkesel duruşları gerek gündelik hayatlarındaki sosyal ilişkilerini, gerek mesleki yaşamdaki aldıkları kararları etkileyen, yaşama dair yorumlarını belirleyen en önemli unsurlardır.

Bu çerçevede kişileri ve olayları yorumlamak işimizi oldukça kolaylaştırıyor. Öncelikle siyasette güncel gelişmelere dönecek olursak tarihe not düşmek adına şu tespitleri yapabiliriz;

CHP tüzük kurultayı bir defa daha gösterdi ki siyasi ihtiras kişilere ülke ve parti çıkarlarını bile ikinci plana attırabilmektedir. Muhallif hareketin yeni tüzüğe ilişkin haklı talepleri vardır ancak onları bu tüzüğe göre haklı taleplerinde haksız duruma düşüren gerçek şudur; mevcut anti-demokratik tüzük yıllardır eleştirilmekte iken ve mevcut delege yapısı bu tüzüğe göre belirlenirken sesi çıkmayanların bugün bu tüzükten şikayet ediyor konumda bulunmasıdır. Bunun ardında yatan asıl gerçek ise halen devam eden yeni delege seçimleri ile bir zamanlar partinin muktedirleri olan ve mevcut delege yapısında hala ağırlığı olan isimlerin tamamen tasviye olacaklarını çok iyi biliyor olmaları. Açık sözlü olmak gerekir. Bu muhaliflere saygınlık katar. Çıkıp asıl hedefin genel başkanın bizzat kendisi olduğunu ifade etmeliler. Ülkemiz adına her zaman güçlü iktidar kadar güçlü muhalefetin de olması gerekir. Bu çerçevede CHP’nin pek çok seçimde denenmiş siyasal söylemlerini değiştirmesi ve ideolojik açılımlarını daha halka hitap eden, onların gündelik hayatlarına dokunan ve daha toplumsal gelişimi yansıtan bakış açılarıyla zenginleştirmesi gerekir. Parti’nin artık kendi içindeki kargaşaları sonlandırıp, parti içi kamuoyu yerine Türkiye kamuoyunu kazanmaya dönük mücadale geliştirmesi elzemdir.

AKP’ye gelince son zamanlarda özellikle "demokratlar"da adalet ve özgürlüklere dair kuşku uyandıran adımlar attığını görüyoruz. Hükümetin son MİT krizinde MİT müşteşarını yargıdan kaçırmaya dönük aleltecel çıkardığı kişiye özel düzenleme kısa vadede MİT müşteşarını yargının önünden kaçırmayı başarsa da uzun vadede son derece tehlikeli bir yolu açmış oldu. Başbakanın görevlendirdiği görevlilerin adeta dokunulmazlık zrıhına bürünmesi ve yaptıkları eylemlerin kanun dışı dahi olsa yargılanmalarının Başbakanın iznine tabi olması, fiilen milletvekili dokunulmazlığından daha güçlü bir dokunulmazlık müessesesini tesis etmiştir. Bugün için belki iyi niyetli çıkarılan bu yasa yarın başka iktidarların olası art niyetli ve kanun dışı eylemleri için kendi özel ordusunu kurup, eylemlerde bulunmasının meşru temelini kurmuş olabilir. Geçmişte özellikle Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerin arka planına dair gerçekler ortadayken bu yasanın gerek kişisel özgürlüklerimiz açısından gerekse yargı bağımsızlığı adına son derece vahim bir durum yarattığını düşünüyorum. Bunun yanı sıra daha evvel yargı bağımsızlığından dem vurup başka soruşturmalarda yargı kararlarını sorgulamak doğru olmaz diyen, kimse yargı karşısında dokunulmaz değil diyen iktidar sözcülerinin, işin ucu bir şekilde kendilerine dokununca gerek Deniz Feneri davasına olan müdahale, gerek şike davası devam ederken yapılan yasal düzeleme, gerekse son MİT krizindeki tavırlarının derin bir çelişki yarattığı aşikardır. Bu tarz yaklaşımların bizim gibi geçmişin karanlık dehlizlerinin aydınlatılması yolunda iktidara destek veren ve siyasal iktidarların sandık dışı yollarla alaşağı edilmesinin şiddetle karşısında olan demokratları hayal kırıklığına uğrattığı gerçektir.

Yazımın başında da belirttiğim gibi tarihe not düşmek adına ifade etmek isterim ki; kişisel olarak sandıkla gelen iktidarların sandıkla gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Güçlü iktidarlar kadar güçlü muhalefetin de olmasının sağlıklı demokratik rejimler için gerekli olduğunu düşünüyorum. Yargı bağımsızlığı olmazsa olmaz iken yargının herkeste aynı şekilde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bir tarafın değil, bitaraf olan yargı özlenen yargıdır.

Siyasetten dün söylenen şeylerin bugün inkar edilmemesi, söylemlerle eylemlerin aynı olmasının ülkemiz gelişimi için olmazsa olmaz olduğuna inanıyorum. Özel hayatlarımızda tutarlı davranalım ve bu tutarlılığı bizi yönetenlerden de talep edelim. Bu önce sağlıklı toplum, sonra sağlıklı devlet anahtarıdır.

Sevgiyle kalın…


Ömer KARAKUYU

26.02.2012

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.