Gezginin Güncesi: Brezilya - 2 ve 3. günler
10 Aralık 2010 10:46 / 2497 kez okundu!
Gezginimiz Brezilya'dan bildiriyor. Canlı canlı Brezilya izlenimleri için gezginin güncesini izlemeye devam edin. Brezilya tutkunları için yararlı bilgiler var. 4. ve 5. günler de sırada...
-------------------------------------------------------------
İkinci Gün
Günbatımını hep denizden izleyen biri olarak sabah erken kalkıp güneşin doğuşunu izlemek istiyorum. Şaşırıyorum. Güneş burada denizden doğuyor.
Atlantikten doğan güneş ezberimi bozuyor. İzliyorum. Sevinçle ve diyalektik akılla.
Brezilya’nın zengin değerli taş kaynakları ve bunların satışı için de müthiş örgütlenmeleri grubumuzu da etkiliyor. Zira ikinci günün ilk hareket noktası Stern denilen bir maden üretim ve satışı yapan firmanın merkezi. Brezilya dünyadaki en büyük mücevher madenlerinden birine sahipmiş. Pırlanta hariç dünyadaki % 90 oranında taşların madeni sadece Brezilya’da mevcut.
Ucuz mu? Hayır. Ancak herkesin bütçesine uygun mücevher bulunuyor. Bizim gidişimizde herkese birer walkmen dağıtıldı. Walkmandeki bant kaydı 40 vitrinde taşların çıkarılışından, işlenişine ve satışa sunuluşuna kadar geçirdiği evreyi anlatıyordu. Her kafileye kendi dilinde sesleniliyordu.
400 yıldan fazla bir geçmişe sahip kent merkezi oldukça modern. Rio’nun dünyaca ünlü kültürel olayı karnaval Şubat sonu Mart başında yapılıyor. Bu dönemde Rio’ya gitmenin hiçbir yararı yok. Şimdiden biletler satışa çıkarılmış. Çok pahalı. 500 dolardan başlıyor 2500 dolara kadar izleyici locaları için bilet satılıyor. Karnavalın kaynağı “15. yüzyılda Portekiz’deki eğlence geleneğine dayanıyor” diye bilinse de külliyen yalan. Dünya efsanesi bu karnaval kentin bütününde değil, Rio’ nun küçücük bir sokağında yapılıyor. Sokağı gidip gördük. 800 metre uzunluğunda. Sağında ve solunda izleyiciler için yapılmış tribünler var.
Karnavalda 800 metrelik sokak içerisinde 80 dakikada tamamlaması gereken geçiş törenleri yapılıyor. Yoksul halk çocuklarından oluşan Samba okulları tüm yıl boyunca hazırlandıkları karnavalda birinci gelmek için yarışıyorlar. Halk ve turistler karnavalda sadece izleyici rolündeler. Yarışmalarda jüri var. Samba okullarının müzik, elbise, hikaye, şarkı, ritm ve danslarını bir bütün olarak değerlendirip, hepsinden puan veriyorlar. Yarışmada başarılı olan Samba okullarına verilen paranın bir kısmı sonraki senenin giderlerini karşılamak üzere ayrılıyor. Yoksul halkın favella ağaları paranın daha çoğuna el koyuyorlar.
Bir başka şehir efsanesi de samba dansı. Samba müziğiyle 19. yüzyıldan beri yapılan Brezilya kökenli olarak bilinen dansın kökeni de yalan. Bazı hareketlerin kökeni Afrika geleneksel dansları olarak kabul ediyor ki, gerçekle alakası yok. Bu da yalan. Zira sömürgecilik zamanında getirilen Afrika kökenliler tepelere yerleştirilmişler. Kentin merkezine değil ama tepe ile merkez arasına da kalifiye eleman olarak getirilen Polonya’lılar yerleştirilmiş. Polonya’lılar dansa başladıklarında çaldıkları müziğe tepeden Afrika’lılar tam tamlarıyla katılmaya başlamış. Alın size Samba dansının sentezlenen müziği.
Geceler yabancı gökkubenin altında, gözlerden uzak, tüm tabulardan ve cezalardan uzak yaşanmaya başlanıyor. Herkes dağılmış vaziyette sabaha karşı. Belki de onları perişan eden sonunda yaşadıkları özgürlük oluyor. Çünkü alabildiğince yaşandığında özgürlük kadar dayanılması güç bir şey yok. Bunu da burada öğreniyorum.
Üçüncü Gün
Brezilya Güney Amerika'nın en büyük ülkesi olmasına rağmen sahip olduğu adalar bakımından oldukça fakirdir. Brezilya'nın Büyük Okyanus'ta 16, Amazon nehrinde de 1 tane adası vardır. Bugün o adalardan birine gidiyoruz.
Adalar daha önce özel mülkiyete açıkmış. Alınıp satılıyormuş. Artık bu mümkün değil. Deniz kuvvetleri adalara el koymuş. Ancak adalarda daha önce mülkiyet hakkı olanların mülkiyetine karışmamışlar. Yapılaşma yasaklanmış. Var olanların sadece tadilatlarına izin veriliyor.
Kentten 1 saat uzaklıkta olan adaya hareket edeceğimiz 90 km. uzaklıktaki kasabaya geldik. Yollarda favella’rı gördük. İçimiz acıdı. Sonra tekneyle adaya hareket. Atlantik’te bir koyda demirledik. Denize girip serinleyeceğiz. Yurdum insanı durur mu? Rehber atladı. Yüzüyor. Tekneden bağıranlar “abi boy versene”, “derin mi”, bir diğeri “okyanus denizinde çimmeyecen mi ulen” diye yanındakine soruyor. Bakakalıyorum hepsine.
Brezilya’ya İtalya’dan gelen, zenginleşen, 130 otobüsten oluşan turizm firması sahibi, aynı zamanda seramik fabrikaları, otobüs garajları olan 84 yaşında Ilha do Bernardo’nun adasına gidiyoruz. Adamcağız kendisi yemekleri yapıp, servisini de bizzat yapıyor. Kendini 1992'den bu yana bu işe vermiş. Etlerle dolu tabağa balık vermiyor. Başka bir tabak alın diyor. Tatlar karışmasın istiyor. Yemekler harika. En çok da mangonun ateşte pişirilip, döner çubuğunda getirilip servis edilmesi bir başkaydı. Ada bir cennet. Cennetin sahibi dünyanın tüm insanlarıyla adasını paylaşıyor. Yemek yapıyor. Hizmet ediyor. Mutlu oluyor. Servisi bittikten sonra da bir şişe şarap açıp çevresini izleyerek yemeye başlıyor. Heyecanlanıyorum. İnsanoğlu bir kez heyecanlanmaya görsün, kendisini bile şaşırtan o kadar farklı yönleri ortaya çıkıyor ki. “Kimse sonsuza dek cennet bahçesinde yaşayamaz” diyorum. Adadan ayrılıyoruz.
Dördüncü Gün
Tuttuğum notları bilgisayara aktarıyorum. Otelden internet bağlantısı satın aldım. Birazdan yazdıklarımı paylaşacağım. Sonra yazmaya devam edeceğim…
Bülent Tokuçoğlu
Son Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2010 13:38



