Futbol topu Türkiye - Hasan Bülent Kahraman/Sabah

21 Haziran 2008 05:31  

 

Futbol topu Türkiye - Hasan Bülent Kahraman/Sabah

Ben futbolun teknik kısmından anlamam. İtiraf edeyim izlemem de. (Beni maça götüreceğini söyleyen Mehmet Yılmaz'ın kulakları çınlasın.) Ama değerli meslektaşım Burak Arıkan gibi ders verecek ölçüde olmasa da sosyolojisiyle çok uğraştım, daha önceki kitaplarımda yer alan birçok yazı da yazdım. Bu satırları bilgisayarda tuşlarken henüz Hırvatistan maçının sonucu belli değil. Kazanıp kazanamayacağımızı bilmiyorum. Fakat geçen hafta Çek maçından sonra Hıncal Uluç'un, Mehmet Y. Yılmaz'ın, Ahmet Hakan'ın yazılarını okudum. Gerek maç sonrası Türkiye görüntülerini, gerekse Fatih Terim "mitolojisini" yerli yerince ve bihakkın eleştiriyorlardı. Tam o sırada Ergun Babahan da International Herald Tribune'da Rob Hughes'in yazısını işaret etti (17 Haziran 2008). Bunun üstüne şu yazıyı yazmak istedim.



Başarı olmasına başarı ama...



Hughes, Türklerin başarısının başarı olduğunu belirtiyor ama Avrupa sözü falan eden bu takımın 2002 Dünya Kupası'ndaki metoduyla bu sonuca ulaştığını belirtiyordu: disiplinsizlik. Hughes'a göre, bizim yazarlarımızın ve basınımızın yazdığı üzere, Türklerin ne saha içinde disiplini vardı ne dışında. Sahada kaleci Volkan son dakikada karşısındaki oyuncuyu yumrukluyor, saha kenarında Terim görevlilerin üstüne yürüyor, Türk oyuncular ayağına top geçiren karşı takım oyuncusunu biçiyordu. Saha dışı ise daha beterdi. Maçın kazanılmasıyla birlikte yapılan ve sabaha kadar süren tezahürat kimsede uyku ve can güvenliği bırakmamıştı.



Bunu okuyunca aklım Mehmet Ali Bayar'ın anlattığı bir anekdota gitti. Mehmet, Columbia'da öğrenciyken okuldaki İtalyanlarla Türkler haftada bir karşılıklı maç yapmaya başlamışlar. Bir hafta iki hafta derken sonunda İtalyanlar bir maçtan önce haber gönderip "Oynamıyoruz" demiş. Neden? Nedeni belli, Türkler istisnasız her karardan sonra hakeme itiraz ediyor, kural dışı davranıp kırıcı oynuyor, yetmediği gibi bir de kendi aralarında kavgaya tutuşuyor. Zevk almak, spor yapmak, dostluk için oynanan ama sonunda kıran kırana bir sinir harbine dönen maça çıkmıyor İtalyanlar.



Modernleşme, sanayileşme, futbol



Bunların bilinmeyen bir yanı yok. İşin kötüsü bazılarımız bu huyumuzdan zevk alıp, övüne övüne "biz bize benzeriz" diyor. Bu günden sonra kalkıp bir "disiplin toplumu yaratalım" gibi öneriler de ortaya atamayacağımıza göre nedir bu durum?



Futbol son kertede bir takım oyunu. İki büyük boyutu var. Birincisi sanayi toplumlarında yaşayan ve onun disiplin, dayanışma, takım çalışması gibi genel kurallarından etkilenen insanlarının oynadığı futbol ki, bence gelişmiş ülkelerin oynadığı oyunların arkasındaki mantık bu. İkincisi, Latin Amerika, Türkiye gibi az gelişmiş toplumların bireysel kurtuluş aracı olarak gördüğü futbol. Çaresizlik içinde kıvranan gencin futbol yoluyla paraya, şana şöhrete kavuşacağını bilmesi ortaya öldüresiye giriştiği bir mücadele çıkarıyor. Toplumun sistematikleştiremediği kural sahada da sırra kadem basıyor.



Türkiye bu iki uç arasında bir yerde duruyor. Varoşlardan gelen bir kültürün beslediği futbolun arkasında bu ortamın izleri var. Tek adam kültürü, bireysel başarının cazibesi, sonucu elde etmek için her şeyin mubah olduğunu düşünen bir muhakeme.



Sokakların diliyle futbolun dili gelip bir noktada örtüşüyor. Buna bir de gladyatörlerden beri devam eden ve futbolun da özdeşleştiği erkeksiliği katarsanız at-avrat-silah mantığının şimdi futbol-avrat-silah mantığına dönüştüğünü görmek ve anlamak kabil olur. Milliyetçilik, lümpenlik, alkol, şiddet, silah... Tamamı orada. Futbolun cazibesinde futbolun cezbesinde. Hayatın her noktasında sıkışmış, ezilmiş, horlanmış, birey olması engellenmiş insan futbola girince ister saha içinde olsun isterse dışında içinde biriktirdiği bütün kinlerin intikamını alıyor.



Biz hep futboldan (sonra) sokağa baktık bir de sokaktan futbola baksak diyorum...



Hasan Bülent Kahraman

Sabah Gazetesi

21.06.2008

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0