Kim haklı, İmam Gazzali mi İbni Rüşd mü?

12 Nisan 2017 15:40 / 694 kez okundu!

 

 

Urla Felsefe Günlerinde, Ekim 2016'da bir konuşma yapmıştım. Hollanda’da yaşadığım muhacirlik günlerinde biriktirdiklerimi paylaşıp, İslam, felsefe, Avrupa Merkezci anlayış, Oryantalizm üzerine sorular sormuştum 

Felsefeye karşı tavır almak, bir çağı açıp, bir çağı kapatmıştı. Bu konferansta sorduğum sorular, belki de aradaki geçmişle aramızdaki 1000 yıllık kopukluğun giderilmesinde yeni yaratıcı katkıların kapısını açar. Bu soruları sorup yeni sorular üretecek, yeni yanıtlarla daha da heyecanlanacak bir kaç kişiyi bile etkilemek hoş olur.

 

Marksistler doğu felsefesine ne zaman ilgi duyacak?

 

Ben, ütopyasını yitirmiş eski bir Marksistin yeni bir ütopya arayışında kendini, doğuyu keşfetmesine değineceğim...

Hikayem, yeni ütopyada Marksizm, feminizm, çevrecilik, din gibi konuların yeni yorumlarla hemhal edilmesinin hikayesi… Ve ütopyaların tutuculuğunu görerek “ütopya gibi olmayan ütopya” arayışına devam etmesi.

Avrupa merkezci bakış açısından, oryantalizmin doğu şubesi gibi düşünmekten kurtulma çabasının hikayesi…

Bu toprakların kaotik gerçeğini, birikimini, derinliğini, 100 yıllık yanılgılara rağmen inatla aramaya, hatta 1000 yıl geriye giderek öğrenmeye devam edişin hikâyesi…

 

Felsefe odaklı, geçmişe doğru bir arayış ve öğrenme hikayesi...

 

Sevgili Mahmut Tolon’un “kişisel hikâyene değil, meselenin felsefe yanına odaklan” uyarısına rağmen; bir felsefeci değil felsefe meraklısı olduğum için kişisel hikâyeme ağırlık vereceğim.

 

Herkesi heyecanlandıracak yanıtlarım yok ama sorularım var ve kimi zaman sorular, yanıtlar kadar değerlidir.

 

Kısaca hikayem şudur

 

Ben kimim?

Köy Enstitüsü mezunu bir babanın yatılı okullarda büyümüş solcu oğlu. Lisede Çayan sempatizanlığı ama hemen ardından şiddetten uzak durmak için, işçi sınıfına meyleden Yusuf küpeli’yi takip; TSİP, GSB, İGD, TKP… Fotoğraflarla aranma… Sahte pasaportla Hollanda’ya kaçma (1993), 10 yıl mülteci hayatı ve 141-142. maddeler kalkınca 1992 sonunda ülkeye dönüş…

 

 

Bir Hollanda hikayesi....

 

Lahey’e yerleştiğim gece evinde misafir olduğum cam işçisine yöremizin önce adını, öğrenince de anlamını sordum… Bilmiyorum denince de ertesi gün ikinci kuşak üniversiteli bir Türkiyeli genç ile kütüphaneye gittik çünkü o sıralarda Google amca henüz doğmamıştı ;-) Kartotekstten çıkan iki kart ile raflardan aradığımız kitapları bulduk. İsmin anlamına baktık. Roma’nın yasağına rağmen, Averos’un makalelerini Leiden’da üniversitede okutmakta ısrar eden ve sonunda da yakılarak öldürülen bir profesörün adı verilmiş çok sonraları.

 

Averrosun keşfi (Tehâfütü’t-tehâfüt) kitabı ve İbni Rüşd (1126-1198) (Endülüs)

 

O sırada Averros kimdi bilmiyordum. Onu da araştırdık kütüphanede… Endülüslü bir İslam bilgini olduğunu gördüm. Avrupalı bir bilim adamı olarak yer alıyordu ansiklopedide ve Arapça adı da İbn-i Rüşd idi.

1993’te tanıdığım İbn-i Rüşd’ü bugüne kadar hala okumaya, anlamaya çalışıyorum.

 

İlk merak ettiğim konu Roma’nın Averros’u neden yasakladığıydı? Araştırınca gördüm ki İbn-i Rüşd’ün felsefe, bilim ve ilahiyat üzerine yazdıkları Avrupalı müridleri tarafından tüm kıtaya kendi dillerine çevrilerek yayılıyordu. Roma’nın kilise ve engizisyon baskısından kurtulmak isteyenler için onun makaleleri tanrıyla insan arasına yerleşen kurumlara karşı bir manifesto olarak kullanılıyordu. Roma’yı kızdıran en temelde buydu.

 

İmam Gazzali (Tehafüt-el felasife) (1058-1111)

 

Ansiklopedide tüm eserlerinin listesinde en öne çıkan kitap Tehâfütü’t-tehâfüt-l felasife (Felsefecilerin Tutarsızlığı’nın Tutarsızlığı) idi. Bu kitap başka bir kitabı eleştirmek üzere yazılmıştı. Geriye doğru sürecek araştırmalarım beni İmam Gazzali’nin Tehâfütü’l-felâsife (Felsefecilerin Tutarsızlığı) kitabına götürdü.

 

İbn-i Sina (Avicena) (980-1037) (Buhara-Hemedan), El Farabi (872-951) (Kazakistan-Şam)

 

Geriye doğru araştırdıkça İbn-i Sina (Avicena) ve El Farabi’ye ulaştım. Bu iki filozof kendi dönemlerindeki İslam felsefesine Yunan felsefesinin “aşılanması”nın sembol isimleriydi. Gazzali ilk önce bu çizgiyi izlerken, bir inziva döneminin ardından Tehâfütü’l-felâsife (Felsefecilerin Tutarsızlığı) kitabını özellikle İbn-i Sina’nın fikirlerini temel alarak yazmıştı.

 

Abbasilerin yarattığı bilim, felsefe ve dini bilgilenme heyecanı; çeviri ordularının kuruluşu

 

En başta Aristo’nun keşfi ve İslam felsefesine taşınması sürecini anlamada Yunanca Düşünce, Arapça Kültür - Kitap Yayınevi (Dimitri Gutas) kitap yararlı olabilir.

 

Abbasilerle başlayan adımlar tüm dünyayı etkileyecek bir süreci başlatmış oldu. Batı dünyasının Ortaçağ’ı karanlıktı. Roma’nın egemenliği altındaki “barbarlar”ın yasaklarla, engizisyonlarla, cadı avlarıyla “yönetilmeye” çalışıldığı bu zamanlarda Doğu’nun Ortaçağ’ı aydınlıktı, üniversitelerdi; cebirin, geometrinin, astronomi’nin, tıp biliminin çok yönlü felsefi tartışmaların çağıydı.

 

Bu süreçteki en önemli kırılma noktalarından biri 900 yıl kadar önce İmam Gazzali’nin işte bu kitabı, "Felsefenin Tutarsızlığı"nı yazmasıydı.  Ardından medreselerin cebir, geometri, astronomi, tıp, felsefe bölümlerini kaldırıp, yerine Kuran'a dönüşün ikame edildiği dönemler yaşadı bu topraklar, unutmayalım :( O sıralarda da Selçuklu’da başvezir Nizamülmülk siyasi kararlarla aynı çizgiyi perçinlemekte, adem-i merkeziyetten, merkeziyetçiliğe ilerlemenin tohumlarını ekmekteydi.

 

40-50 yıl kadar sonra Endülüs'ten ses geldi, "Felsefenin Tutarsızlığının Tutarsızlığı” diye... Batı Averos'u izleyip Reform ve Rönesansını yaptı, Doğu ise dünyanın bir numarası olmaktan ağır ağır vaz geçip İmam Gazali'yi izledi esas olarak... 

 

“İmam Gazzali mi haklıydı, yoksa İbni Rüşd mü?”

 

Fatih, İstanbul’u aldığı için mi büyüktür, yoksa aldıktan sonra kendi alimlerine şu soruyu sorabildiği için mi: “İmam Gazzali mi haklıydı, yoksa İbni Rüşd mü?”

 

Bu konuyu başka bir yazımda daha detaylı anlatmıştım.

http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-imam-gazzali-mi-hakliydi-ibni-rusd-mu-y186.html

 

Politik hayatımın bundan sonraki bölümünde yukarıdaki soru hep baş rolde oldu.

O sıralardaki komünist arkadaşlarım incelediğim bu konuları asla merak etmediler. Hatta “ İlhami yakında namaza başlar” diye dalga geçen kötü ateistler olarak, benim gibi agnostik birini hiç anlamadıklarını beyan etmiş oldular. Oysa o sırada Hollanda’daki İslamcı çevreden çok sayıda konferans daveti aldım ve yerine getirdim. Benim geriye dönük 1000 yıl üstündeki farklı yaklaşımlarım onların daha ilgisini çekmişti…

 

Kafamdaki soruları çevreme bulaştırmaya devam ettim.

 

Felsefe bizim coğrafyamızda bir zamanlar neden çok önemliydi, 1000 yıl önce neden baş üstündeydi ve sonra neden “aforoz” edildi?

1000 yıl öncesinde bu toprakları dünyada 1 numara yapan iradede felsefenin payı neydi? Bugün o iradeyi arayan politik akımlar var ama ondaki felsefe etkisinin farkında değiller. Bunlara nasıl ulaşılır?

 

Gezi eylemleri sırasında çok az kişi fark etti; hükumetin bir tasarısına karşı aynı dönemde İlahiyat fakültelerinin hocaları da ayağa kalkmıştı; felsefe derslerinin kaldırılması söz konusuydu.

Çok az sayıda farkındalık sahibi insan o dönemde onların yanında oldu. Ben de bu çabanın içindeydim. 

Hükumet büyük bir yanlıştan döndü ve tasarıyı geri çekti. 

1000 yıl sonraki üçüncü felsefe katliamının kenarından döndük.

Bir zamanlar yanlış ve eksik içeriklerle de olsa liselerimizde baş tacı olan felsefe gittikçe daha çok üvey evlat oluyordu… Bu nedenle felsefenin ihya edilmesine baş koyan Urla Felsefe Günlerine ve emek verenlere gönül borcumuz var.

 

Hayatımın 34 yılında yürüdüğüm yolda Şimdi 3 sorum cevap bekliyor:

 

1. 1100 yıl önce İslam'a felsefe aşısıyla onu o dönemde dünyanın bir numarası yapan bu topraklar, bu inisiyatifi başka hangi adımlarla destekledi? Yani onu bir numara yapan neydi?

 

2. Avrupa engizisyonlar, cadı avlarıyla Ortaçağ'ın karanlık yüzüyken; İslam coğrafyası üniversiteler, felsefeciler (Farabiler, İbni Sinalar-Avicena) ile Ortaçağ'ın aydınlık yüzüydü. Bunu ne zaman, nasıl ve neden yitirdi?

 

3. İslam coğrafyası bu inisiyatifi yeniden geri alabilir mi? Bunun için ne yapılmalı?

 

Din ve bilimi birbirinin alternatifi olarak görmüyor isek, felsefenin ikisi arasındaki köprü olduğunu da akılda tutarak soralım; 

Üçüncü soruya yanıt arama sürecinde felsefeye düşen tarihsel bir rol var mıdır? Bugün burada bu soruya çok katkı yapıldı ne güzel ki… 

 

Mesele 1000 yıllık, bu yüzden hacimli :) Süre kısıtlı, bu yüzden söylediklerim genellemelere, kabalaştırmalara, eksik ve hataya açık... Bunlar için bağışlayın... İbni Rüşd’ün eleştirilmesi, İmam Gazzali’nin de sahip çıkılması gereken yanlarının da olduğunu unutmadan; önemli olan bu topraklara, onun değerlerine sahiden inanmak ve onu keşfetmeye çalışmaktır. Doğru sorularla uzayımızı genişletmeye devam. Sorularınız da, yanıtlarınız da çok değerli. 

 

Batı Felsefesinin dibine dalan ama Avrupa Merkezci bakıştan kurtulamadığı, doğuyu bilmediği, çalışmadığı için, batının oryantalizm şubesi olmaktan kurtulamayan eski Marksistlerimiz, klasik "aydınlanmacı"larımız keşke bu konulara biraz daha ilgi gösterebilseler :(

 

Feuerbach, Hegel, Marx, Engels'i yeniden gözden geçirmek iyidir ama El Farabi, İbni Sina, Gazzali, İbn-i Rüşd eksik halkalarını da tamamlamak koşuluyla… Anadolu aydınının eksik halkalarını yani…  

 

Uzun yıllardır bir partiye, ideolojiye körü körüne bağlı olmayı hayatımdan çıkardım. Kendimce sorduğum soruların, kendimce bulduğum yanıtların pusulasına bıraktım yönümü.

 

Benim sorumu sormaya cesaret eden her cenahtan insanı önemli buluyorum.

Benim yanıtlarımı anlamlı bulan her kişiyi, hareketi, partiyi önemsiyorum. O doğrultuda atılmış adımlara destek veriyorum, tersine akışı kendimce eleştiriyorum.

 

1.     BİLGİ neredeyse ara, sindir, yorumla, üstüne çık; bilgi yollarını daima açık tut

2.     FELSEFE, Din ve Bilim arasındaki köprüdür; onu baş tacı yap

3.     SENTEZi önemse

4.     ADALET dağıt, adil yönetim biçimlerini izle 

5.     ÇOĞULCULUK (Türk, Kürt, Süryani, İranlı, Arap, Yahudi) baş tacın olsun

6.     HOŞGÖRÜ sana hep yol göstersin

7.     TİCARET YOLLARInı açık tutanları önemse (baharat, ipek, bilgi; doğal gaz, petrol, internet); açık tutan devletler uzun yaşıyor

8.     SU meselesini önemse; önemseyen devletler uzun yaşıyor

9.     ADEM-İ MERKEZİYETi önemse

 

Sorularımın, bulduğumu sandığım yanıtlardan daha anlamlı olduğunu hatırlatarak sözlerime son veriyorum.

Vesselam.

 

İlhami MISIRLIOĞLU

 

Kaynaklar:

 

Harun Aykut Göker – Yaratıcılık ve Yenilikçiliğin Kültürel Kökenleri ve Bizim Toplumumuz – ARAŞTIRMA

Yunanca Düşünce, Arapça Kültür – Dimitri Gutas – Kitap yayınları

Fernand Braudel _ Akdeniz – Metis yayınları

B. Brentjes, S. Brentjes : Ibn-i Sînâ, Avicenna. Pencere Yayınları, 

https://sorularlaislamiyet.com/ibn-rusd-imam-i-gazaligazzali-hakkinda-ne-dusunuyor

http://www.tded.org.tr/bir-ovuncumuzu-daha-takdim-ederken-ibni-sina-hayati-ve-eserleri

http://www.inovasyon.org/pdf/AYK.Yar.Yen.II.Surum.pdf

http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-imam-gazzali-mi-hakliydi-ibni-rusd-mu-y186.html

http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-oryantalist-felsefecilerimizin-tutarsizligi-y4403.html

http://www.izmirizmir.net/nuhungemisi-dogu-imam-gazalinin-bati-ise-ibn-i-rusdun-pesinden-mi-gitti-y2667.html

 

Son Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2017 12:58

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
12 Nisan 2017 23:56

fatih

Marksistlere verdiğiniz tavsiyeye katılmakla birlikte İbn-i Rüşd- İmam Gazali ikileminde sizin de Marksistler gibi Oryantalist bir tuzağa düştüğünüz kanısındayım. İbn-i Rüşd kendi karanlığını yaşayan Batı için bir çıkış yolu göstermiş olabilir ancak aynı karanlığı yaşamayan İslam Alemi için İbn-i Rüşd sadece İbn-i Sina ve Farabi'nin yaptığı hatanın devamı demektir ki siz bu hatanın ne olduğunu da yazmışsınız aslında: Yunan Felsefesi'ni İslam 'Felsefe'si'ne aşılama çabası.
İmam Gazali'nin önemli bulduğu üç meseleden örneğin Külliler meselesinde ben de İmam Gazali gibi düşünüyorum. Bu konudaki görüşleri ile sizin tabirinizle din ile bilim arasında bağ kuran bir görüş ortaya atmış olmuyorlar meşşailer aksine bilim uğruna dinin en temel naslarından birini törpülemiş oluyorlar. Şimdi böylesi bir saçmalaığa karşı dini bilgiyi koruyan bir refleksin eleştirisini bu kadar kutsamanız da oldukça garip geliyor bana.
Bir türlü anlayamam kökü Antik Yunan dili, dini, coğrafyası, kültürü, ekonomisi... olan Felsefe'yi ısrarla neden "felsefe" haline getirmeye çalışıyoruz? Ve bunda nasıl oluyorda Oksidentalist bir aşağılık kompleksi göremiyoruz? Üstelik artık bi kaç yüzyıl öncesinde olduğu gibi Antik Yunan mantığına, "bilimsel bilgisine" kayıtsız şartsız iman etmek zorunda olmadığımız halde...? Artık Puslu Mantık ve Kuantum Mekaniği konuşulurken Ortaçağ Skolastiğinin Aristo'ya olan imanı gibi bir imanla Aristo'ya olan bu bağlılığımızın devamı neden? Neden hala hayıflanıyoruz meşşaileri eleştirdiğimiz için?
Felsefe ne menem birşey ki sadece Felsefe olarak kalamıyor da her kültür de farklı bir aklediş tarzı varken onları bir köşeye sıkıştırıp onların yerini "felsefe" olarak alabiliyor.
Geniş bir konu ama sizin de konuya bakışınızın hazır üretilmiş olarak bulduğunuz bazı kavramlara fazla yaslanarak (Felsefe, İbn-i Rüşd, bilimsel bilgi...) Oksidentalist bir kompleksle Doğu'yu kurtarmaya çalışmaktan ibaret olduğunu düşünüyorum.
Tek çıkış yolu Felsefe değildir. Kur-an'ı Kerim "Akledin" der. Ben olumsuz bir sürü çağrışımı olan Felsefe yapmak ifadesi yerine olumlu bir çok çağrışımı olan Akletmek ifadesini kullanmakla başlayalım diyorum.
Kendi dillerimiz (Türkçe, Arapça, Farsça...), kültürümüz (özetle Anadolu kültürü), coğrafyalarımız ve elbette dinimizi temele alarak kendi kavramlarımızla kendi ihtiyaçlarımıza çözümler düşünelim. Bırakalım Kuzey Avrupa'nın temel olarak gördüğü Antik Yunan onlara temel olsun, Ortaçağ Karanlığı dediği Kilisesi onların kilisesi olarak kalsın... Biz başka türlü bir tarih yaşıyoruz. Lütfen farkına varın Marksistler kadar Oksidentalist bir Batı- Doğu algınız olduğunun. Sizinki sadece biraz daha örtülüsü...

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.