İyi Çocuklardınız Siz - Ayşegül Yeşilnil

16 Ekim 2007 10:07 / 2642 kez okundu!

 

Caz şarkıcısı, ressam Ayşegül Yeşilnil bundan böyle yazılarıyla www.izmirizmir.net'te bizlerle olacak. İyi bir kaleme, geniş bir hayal gücüne sahip Yeşilnil'in ilk yazısı için lütfen içeri buyrunuz...

"İyi çocuklardınız siz" Dolunay böyle dedi...



Şaşırdı bazılarımız ...

Dolunay nasıl olur da konuşur ? dediler...

“Nuh’un Gemisi’ndeki Zürafa” söze karıştı... Dolunaydır o… Her şeyden haberi vardır geceyle gelen...



Şaşırdı bazılarımız...

Zürafa nasıl olur da dolunayın bildiklerini bilebilir, dediler...

“Kibrit kutusundaki kibrit çöpü” aldı sözü bu sefer... Zürafadır o, boyu en uzun canlı o kalmıştır şu alemde... En yakınındaki odur dolunayın... Beni yakıp bakın isterseniz...



Şaşırdı bazılarımız...

Kibritin alevinle neyi görebiliriz ki, dediler...

“Denizden çıkarılmış Deniz Kabuğu” karıştı söze... Neyi görmeyi umut ediyorsunuz? Dolunay’ın sözleri için ihtiyacınız olan gözleriniz değil kulaklarınız...



Şaşırdı bazılarımız...

Deniz kabuğuna da ne oluyor? O sadece kulağımıza dayadığımızda uğuldayan bir kabuktur, dediler...

“Fırtına” karıştı söze... Duymasını bilebilen kulaklar içindir denizden gelen kabuk... Ya ben ne yapayım? Bazen beni bile duyamayacak kadar sağır olanlar var içinizde....



Şaşırdı bazılarımız.... Nasıl olur da fırtınanın sesini bile duyamayız, dediler...

“Çiğ Tanesi” karıştı söze... Biliyor musunuz ki ben bir karınca için çok büyüğüm ama fırtına için sadece bir zerreyim... Bunu bildiğim içinse haddimi bilirim... Fırtınanın sesini de...



Şaşırdı bazılarımız...

Haddini bilen bir çiğ tanesinden had dersi mi alacağız, dediler...

“Gece Mavisi” karıştı söze... Derin olan renkler gibi sözler vardır... Duyabilen kulaklar ve görebilen gözler içindir onlar sadece...



Şaşırdı bazılarımız…

Geceyle karışmış bir mavi ne görüp duyabilir ki bu sözleri bize söylüyor, dediler...

“Kağıttan Kayık” karıştı söze... Nereye gideceğimi bile bilmeden ama mavinin en derin rengine doğru yol alırım... Kimi zaman sırtımda derin sözler taşıyarak... Çocuk bakan gözler görür beni sadece...



Şaşırdı bazılarımız…

Yönünü bile bilemeyen bir kağıttan kayık ne yol gösterebilir ki bize, dediler…

“Kertenkele yavrusu” karıştı söze... Atalarımdan mirastır bana yön bulma yeteneği... Nesiller boyu geçecektir bu miras... Hala yönünü bulamamış insanoğlu, yok etmedikçe şu güzelim dünyayı sadece...



Şaşırdı bazılarımız...

Bir sen eksiktin! Bir ayna bul da bak kendi çirkinliğine, güzelden bahsedeceğine bize, dediler...

“Şans” karıştı söze... Bazen çirkin gördüğünüz şey aslında benim simgemdir... Aynanın asıl tutulması gereken yer, gerçek çirkin ve güzelin en saklı kuytusu olan yüreğinizdir sadece...



Şaşırdı bazılarımız...

Şükürler olsun ki elektronik postalarımızda tantralarımız, sanal meleklerimiz şansımızı sağlayabiliyor bu çağda... Bu zinciri koparmayacağına inandığımız yedi, on beş arkadaş sayesinde, dediler...

“Arkadaşlık” karıştı söze…

Kınıyorum sizi ve beni adres defterinize hapseden zihniyetinizi, reddediyorum hepinizi...
İnandığınız ama inanmadığınızı söylediğiniz şeylere malzeme ettiğiniz için beni…



Çok şaşırdı bazılarımız…

Ne kötülük var bunda ki, dediler…

Tam o sırada “ Kötülük” karıştı söze...



Övünerek söylemek istiyorum ki; sizlere kendinizi, masallarınızı unutturdum... Dilinizi, hislerinizi, seslerinizi…

Ne mutlu ki şimdi çok meşgulsünüz, çok yoğunsunuz... Doğum günlerinde , bayramlarda, kandillerde bile konuşmaktan saklanıyor, sadece mesaj yolluyorsunuz sayemde...

Aile ile olmayı unuttunuz... Arkadaşlarınızı çok ender olarak telefonla arıyor "bir gün" görüşelim diyorsunuz ama ne mutlu ki bir araya gelmiyorsunuz... Ekranlar aracılığıyla paylaşmayı unuttuğunuz sevgi, sevda, arkadaşlık hakkında yazılar gönderiyorsunuz birbirinize... Sizi bir güzel korkutuyorum... Eğer yollamazsanız başınıza uğursuzluk gelecek diye yazdırıyorum... Ne mutlu ki sadece korktuğunuzdan dolayı arkadaşlarınızın adını hatırlayabiliyorsunuz... Denizin en dibindeki kumun altına saklanan vatoz balığı gibisiniz... Saklandıkça güvensizleşip güvensizleştikçe korkarak daha saklanmanıza bayılıyorum...



Derin bir nefes aldı “Kötülük”…

ve devam etti sözlerine...



Ne mutlu ki artık birbirinizle görüşmüyor, gerçek mektuplar yazmıyorsunuz... "forward" ettiğiniz başkalarına ait yaşamlar, sözler, "power point"leriniz var ve birde bunları biriktirdiğiniz dosyalarınız... Ne yazık ki bazen yakar top oynadığınız ya da gazoz kapakları biriktirdiğiniz günleri anımsatan yazılar geliyor, bazılarının gözleri iyilikle, duygu ile doluyor... Neyse ki bu da çok kısa sürüyor... Asıl bilgisayarlarınız çöktüğü zaman çok eğleniyorum... İşte o zaman hayatlarınız da çöküyor... Çok mutlu olduğum bir şey daha var... Güneşin gidişini ya da ayın doğuşunu seyretmeyi unutmuş olmanız... Mesela bir kelebeğin kanadı sadece ekranlarınızda... Bu arada yanınızdan geçen gerçek bir kelebeği neredeyse algılayamıyor, bakar görünen körleşmiş gözleriniz...



Evet bir dönem anne babalarınızın sözünü dinlediniz... Okuyup adam olmanızı istediler, okudunuz, iyi çocuk oldunuz... Hava kararırken evde oldu kızlar... İyi kız oldunuz... Bu beni o dönem çok rahatsız etti…



Evlendiniz... Buz dolaplarınız, halılarınız, televizyonlarınız, videolarınız, kredi kartlarınız, çocuklarınız oldu... Sonra çoğunuz anne ve babalarınız gibi tahammül edemedi neyse ki... Sevgiyle aldığınız her şeyi kavga ile paylaştığınız an öylesine keyifliydim ki... Sonra psikolog yardımı alıp biraz daha iyileştiniz... İyileştiren her şeye, doktorlara, sanatçılara, bilim adamlarına, değerli denilen kişilere hep sinir olmuşumdur zaten...



Derin bir nefes daha aldı “Kötülük”…

Ve devam etti sözlerine...



Çok mutlu olduğum bir şey daha var... Tüketilmesi gerekenleri hızla öğrenmiş olmanız... Bedeli kendinizin ve belki de diğerlerinin hayatını tüketmek olsa bile bu konuda çok başarılı oldunuz... Hep aldınız… Aldıkça yeni almanız gerekenleri öğrettirdik... Aldınız, aldıkça daha az alabilenlere gücünüzü harika bir şekilde sergilediniz... Aldıkça özgürlüğünüzün yerini tutsaklığınız aldı... Yerli malları haftasında okula götürdüğünüz muzları unuttunuz... Pide kuyruğunda beklemeyi de... Annelerinizi bir buket çiçeğin nasıl mutlu ettiğini de unuttunuz... Bunlar hep benim için zaferdi...
Çocuklarınızı hangi en pahalı okulda okutabileceğinizi düşündünüz... Kendi dilinizde olmayan isimlerle işyerleri açtınız... Kendi dilinizde olmayan isimlere sahip, evcil hayvanlarınız oldu.... Kendinize bile yabancılaşmanızı sağlamak benim zaferimdi...



Ailecek şarkılar söylemeyi unuttunuz... Şarkıların hatırlattığı gerçek sevdaları unuttunuz... Artık duyamayan kulaklarınız şarkı "okuyanları" dinliyor... Söyleyenleri değil... Müziği müzik dükkanından almayıp, indiriyorsunuz... Yaşamlarınızdan ise öncesinde önemle öğretilen bir çok değeri indiriyorsunuz...



Erdem, onur, merhamet, saygınlık gibi saçmalıklara kulak asmamayı öğrendiniz... Bu benim açımdan sizde gördüğüm en olumlu gelişme... Değer denilince sadece banka hesaplarındaki kullanılabilir bakiye tutarını algılıyorsunuz... Sonunda ne harikadır ki, plastikleştiniz, teknolojikleştiniz, yapayalnızlaşıp kendinizden bile çok uzak yerlere gittiniz... Yıldızlardan bile uzak yerlere... Hayallerin olmadığı yerlere... Kendi adıma öylesine başarılıyım ki... Ve beni öylesine mutlu
ettiniz ki, bilemezsiniz...



Dedi …

ve sustu “Kötülük”

Derin sessizlik oldu...

Şaşırdı bazılarımız... Sarsıldı bazılarımız...

Toplantı yaptı, tartıştı bazılarımız...

Soru sormayıp, düşünmeli, dedi bazılarımız...



“Kırlangıç çırpıntısı” çok sıkıldı sonunda... Gidip Dolunay’a seslendi...



Ey Dolunay !

Onlara " İyi çocuklardınız siz " demekle neyi anlatmak istedin?

Sahiden ne anlatmak istedin?




Ayşegül Yeşilnil


6 Ekim 2007 Cumartesi İstanbul



www.yesilnil.com

aysegul@yesilnil.com

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.