Sabaha kadar uykusuz, çadırda... - Cihan Aktaş

28 Kasım 2011 13:23  

 

Sabaha kadar uykusuz, çadırda... - Cihan Aktaş

Aslında Vanlı değil Alper, yıllar önce başka bir diyardan göç etti depremzede şehrin bir köyüne ailesiyle ve bu süreçte yaşanan kimi hadiselerin öznesi olarak, annesi Farahdiba Hanım’la birlikte “Bu sonbahar her şey farklı olacak” isimli öyküme katıldı. Öykü, Hande Öğüt’ün büyük bir sabırla hazırladığı Kadın Öykülerinde Doğu isimli kitapta yer alıyor. (Sel, 2011) “

Vanlı değil, ama bu şehrin bir köyüne yerleşmeyi başarmıştı kahramanımız, ailesiyle. Van her zaman göç alan bir şehir oldu, gölündeki muhayyel canavara karşılık. Akla Dostoyevski’nin Ecinniler’ini getiriyor süreç. İnsan suretindeki canavarlar kana doymuyorken, kim umursar gölün derinliklerine yaşayıp giden antik canavarı? Alper kelimelere, edebiyata, ayetlere dayanarak, yol almak istiyor ecinniler zulmeti içinde. Ondan gelen mesajları okurken, edebiyatla hemhâl olanlar için taşra diye kısıtlayıcı bir havza olmadığını düşünüyorum.

Deprem olduğunda hemen mesaj attım. Birkaç gün sonra cevap yazdı. “Bir gün içinde yanı başımızda yüzlerce insan öldü” diye anlattı. “Bizim köyde ölen olmadı çok şükür, ama yıkılan evler var ve insanlar hâlâ çadırda yaşıyor. Her şeyin değerini anlamayı hatırlattı Allah bizlere, örneğin bir hafta boyunca artçı sarsıntılarla yaşamanın ne kadar korku dolu olduğunu... Yer sallanmadan yaşamak ne kadar büyük bir lütufmuş, bilmemişiz. Her an yanı başımızda insanların cesetlerine ulaşıldığını duymak ne dayanılmazmış! Sürekli izlediğimiz tv’den her gün geçtiğimiz sokakların ve binaların yerle bir olduğunu gördük. Her sabah ölmeden uyandığımıza daha çok şükreder, daha fazla Allah’ı hatırlar olduk. Günlerce başını yıkayamamak ne kadar zor durummuş, bilmiyormuşuz. İki harften oluşan ‘ev’ dedikleri barınma ihtiyacı gören evlerimize günlerce girmekten korktuk; siz hiç kendi evinizden, eşyalarından korkar mısınız biz korktuk, korkuyoruz. Her köşeden bir kötülük bir artçı sarsıntı çıkacakmış gibi ilerliyor zaman. Çarşıda dolaştığınızda kolunuz sokaktaki insana çarpmaya görsün ödü patlar, deprem oldu sanır.”

Böylelikle bir kez daha göçe karar verildi. “Sonunda bu da oldu” demişti ya Cemal Süreya... “Yüreğim 7.2 şiddetinde zedelenmiş gibi hissediyorum” diye yazıyor Alper. “Darmadağın Van’da hayat bitti bitiyor; umutlar yorgun. Nasılsın diye sormayın buradaki insanlara. Van gibiler işte! Bir yanları yıkık enkaz altında, diğer yanları hâlâ direnişte. Yıkık dökük harabelerde; ruhlar korkulu bekleyişler içersinde.”

Sarsıntılar içinde hayata tutunmak bu kadar zor mu olacaktı? “Kim Van’ı terk etmek ister ki?” diye ağlayan küçük bir kızın sesi terminalde yankılanıyor. Van otogarını tasvir etmek zor; insanlar gözyaşları içinde yıllardır yaşadıkları şehri terk ediyorlar. Kalanlar için ise yaşadıkları yıkıldı yıkılacak binalarıyla Van bir hayalet şehirden farksız. Çadırlarda nasıl geçiyor hayat? “Gecenin bir vakti etrafını saran soğuk rüzgâr çadırı sarsıp dururken ve yaşanan buhranı katmerleştirirken, yorganın altında ayaklarını uzatamamak, öylece sabaha kadar beklemek, uyumaktan korkmak, sabah donmayıp yaşadığına şükretmek. (...) Devlet insanlara havaalanına gelin çadır dağıtılacak diye duyurdu. Soğukta bekleyen yüzlerce insan çadır alamayınca isyan ettiler, polis ise o kavurucu soğukta depremzedeleri tazyikli suyla dondurmaktan geri kalmadı. Son depremde valinin sağlam deyip girme izni verdiği binalar yıkılıp onca insan ölünce, Van halkı ‘vali istifa’ deyip ayaklandı; polis saldırıp coplamaktan yine geri durmadı. Zaten depremden çıkmış hassas, yakınlarını kaybetmiş insanları coplamak Allah’a reva mı? “ diye yazıyor Alper.

İnsanların ruh hali çok kötü; sürekli deprem ânını anlatma isteği var içlerinde. Öte taraftan dükkânlar doğru düzgün açık değil, fırınlar kapalı, açık olsa da on ekmekten fazlası verilmiyor. Aileler kalabalık, gıda maddeleri ise mahdut.

Uzun alıntılar yaptım Alper’in mesajından, kar altında teyzesinin yüksek topuklu yazlık ayakkabılarıyla yürümeye çalışan küçük kız için, buz tutmuş yorganların altında titreyerek uyumaya çalışan çadır sığınmacıları açısından bir yararı olur belki...


“Evsizler Raporu”
Dükkânını tezgâhını dağıtmış

Kaderinin çullarına sarınmışsın

Dünya senin evin

Ve çıkınındaki hiçbir şey

Satılık değil...

Emek ve Adalet Platformu’nun “ Evsizler Raporu” değerli sayfa arkadaşım Cahit Koytak’ın “Evsiz” şiiriyle başlıyor. Deprem sarsıntısının uyarılarına kulak vermeye devam ediyor yürekli insanlar. “Birimiz Üşürse Hepimiz Üşür Platformu”nun gözü kulağı Van’da. Geçtiğimiz aylarda Taksim Meydanı ve Eyüp Sultan Camii önünde düzenledikleri sabahlama etkinliklerin üçüncüsünü 3 aralık günü Taksim Meydanı’nda gerçekleştirecek, imkânı olanlarla birlikte sabahın ilk ışıklarına kadar evsizlerle birlikte sokakta kalacaklar.

Gönderdikleri çağrı metninde, “Sokakta yaşayan on binlerce insanımız için 365 gün 24 saat kalabilecekleri, ellerini ayaklarını egzoz dumanında değil yataklarında ısıtabilecekleri, açlıklarını çöplükte değil mutfaklarında giderebilecekleri ‘EVSİZ EVLERİ’ istiyoruz!” diye özetliyorlar meramlarını.

aktascihan@gmail.com

Taraf

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0