Acı çeken birine sırt çevrilir mi?

17 Kasım 2010 09:12  

 

Acı çeken birine sırt çevrilir mi?

Hapisteki Kürt vicdani retçi İnan Süver'in karısı Remziye, 10 yıldır askere gitmek istemeyen, gitti mi mutlaka firar eden, 'Savaşın parçası olmaktansa idam edileyim' diye Başbakan'a mektup yazan bir adamın kaderini paylaşıyor. Bu, kalbiyle beraber hayalleri de kırılan iki gencin aşk hikâyesi.

EZGİ BAŞARAN (Arşivi)

Nasıl tanıştınız?
Amca çocuklarıyız. 6 yaşına kadar Van’da birlikte koşup oynardık. Sonra bizimkiler Konya’ya taşındı, amcamlar yani İnan’ın ailesi İstanbul’a… 10 yıl kadar birbirimizin yüzünü görmedik. Sonra bir gün İnan çatkapı Konya’ya geldi. Geliş o geliş… Âşık olduk. Çocuksu bir aşk tabii o yaşta ne olacak. Ben 17, İnan 21 yaşındaydı, evlendik.
Sonra da hemen çocuk geldi galiba…
Evet 18 yaşımda ilk kızımı, 19 yaşımda da ikizlerimi doğurdum. İnan 22 yaşında 3 çocuk babası olmuştu.
Eğitim?
Ben ilkokul 4’ten terkim, İnan ortaokul mezunu. Ama çok okur, haftada iki üç kitap bitirir. “Üniversite sınavına girsem herkesi geçerim” derdi. Beni de İnan eğitti.
Emir almak
Nasıl geçiniyordunuz?
İnan’la evlenince İstanbul’a geldik, yengemlerle yani kayınvalidemle oturduk 10 sene. İnan iki yıl berberlik yaptı. Ama emir almaya dayanamıyor, yapısında yok, bıraktı mesleği. Benim babam gibi boyacılık yapmaya başladı. Ben de çocuklar 6-7 yaşına geldikten sonra bir tekstil atölyesine girdim. Öyle geçinip gidiyorduk.
Aileleriniz destek oldu mu?
Aksine bizim yüzümüzden birbirlerine girdiler.
Niye giriyorlar birbirlerine?
İnan’ın askere gitmek istememesini benim ailem kaldıramadı. Gerçi İnan’ın babası da çok tepkiliydi. “Erkek adam askere gider” diyorlar başka şey demiyorlar. İnan’ın ailesi de “Sen bizim oğlanı ikna etmiyorsun” diye küstü.
Nasıl direnebildiniz?
Sevgiyle herhalde. Çocuğum gibi seviyorum onu. Bugün onun iyi uyku uyumadığını, yemek yemediğini hissedebiliyorum. Bizimki eşliğin dışında bir şey, kan bağı mı desek bilemedim. Babam iki defa aldı götürdü beni Konya’ya, ikisinde de döndüm.
İnan nasıl vicdani retçi oldu?
Vicdani retçilik ne demek bilmeden oldu aslında. Ailenin baskısıyla 10 yıl önce istemeye istemeye gitti askere. Erzincan’daki acemi birliğinden sonra eve geldi, “Dönmek istemiyorum, yapamıyorum” dedi. Ama babadan büyük tepki görünce İzmir’de askerliğe devam etti. Fakat 1.5 ay sonra bir gece saat 4’te kapı çaldı, karşımda İnan. Ormandan bir yol bulmuş, firar etmiş. Evde kavga gürültü… “Asker olamıyorum, gitmem” deyip duruyor.
1.5 sene öyle firar gezdi.
Nasıl yakalanmadı?
İnan sabah boyaya gider, akşam 8 gibi evine döner. Kahveye filan gitme huyu yoktur. Fakat aile baskısı dayanılmaz hale gelmişti. Bu sefer annesi götürdü askeri şubeye teslim etti çocuğu. 2 ay yaptı askerlik, poğaça kamyonuna saklanıp firar etti. Dayanamıyor, içi almıyor. Teslim oluyor, iki-üç ay sonra ilk çarşı izninde kaçıyor.
E firar edince cezaevine girmiyor mu?
Girmez olur mu? 2003’te Şirinyer Askeri Cezaevi’nde 4 ay 20 gün yattı. Sonra 45 gün izin hakkı vardı. İzinden sonra dönmedi birliğine. Aile yine baskı yaptı, tekrar teslim oldu. 2007’de 3 ay 20 gün yattı. Yine gitmedi. Aileye karşı koydu, “Kimse üstüme gelmesin” diye bağırdı.
Değişim
Hapse girip çıkmalar, firarlar ruh halini nasıl etkilemişti?
Neşeli canlı adam gitti, suskun, dünyayla alakasız birine döndü. Eskiden film izler gülerdi, iki yıl eline kumanda almadı. Saatlerce beklerdim ki bana bir kelime etsin. Sonra ağlama krizleri başladı. Çocuk gibi gardıroba girip hıçkıra hıçkıra ağlardı. Annesiyle kalktık Bakırköy’e götürdük. Bayağı ağır ilaçlar veriyorlardı, ziyarete gittiğimde beni tanımıyordu. Mahvoluyordum. Ama İnan’ın yanında ağlamam ben. Beni güçlü görmesi lazım, yoksa çocuklar başı boş kalır diye üzülür.
Hastaneden çıkınca nasıldı?
Unutkan oldu. Daha da kötüsü içindeki öfkeyi bastıramıyordu. Bana ve çocuklara asla dokunmaz ama aynaları, camı çerçeveyi indiriyordu. Hiç huyu değilken içki içmeye başlamıştı. Karı kocalığı bırak arkadaşlığımız bile bozulmuştu. Çünkü annesinin babasının lafları ona çok dokunuyordu. En sonunda “Gel biz ayrı ev tutalım yoksa sen kafayı yiyeceksin” dedim. Taşındık, düzeldi. Vicdani retçi olduğunu belirten bir mektup yazdı 1.5 yıl önce, Van’daki şubesine gönderdi. Basın açıklaması da yaptı. Üç dört ay öncesine kadar da her şey iyi gidiyordu.
Nasıl yakalandı?
Kimliği askeriyede kalmıştı. “Böyle yaşanmıyor” diye nüfus müdürlüğüne gittik. Orada sorun çıkmadı. İnan da sevindi, herhalde cezam düştü filan diyor. 5 gün sonra çocuklar sokakta oynuyor, İnan da çekyata uzanmıştı. Kapı çaldı iki polis. “İnan Süver evde mi” dediler, yok diyemedim çünkü kapıyı açınca çekyatta gördüler onu. Koluna girip götürdüler.
Askeri cezaevine?
Evet Şirinyer’e. Orada bir örnek siyah kıyafeti giymediği için 45 gün tecrit edildi. Tüm mahkûmlar siyah giyiyor, İnan ben sivilim diye beyaz giyiyor. O beyazları da ben götürdüm. İstedi ne yapayım.
Peki şimdi durum ne?
Firarilikten dolayı 35 aydan fazla cezası olanlar askeri cezaevinde kalamazmış. Buca’ya sevk ettiler. Pazartesi duruşması vardı, avukatları tahliye bekliyordu. Ama sağlık raporu eksik diye duruşma 1 ay ertelendi. “Çocukları görmek istiyorum” diye haber gönderdi, götürsem mi götürmesem mi bilmiyorum. Onları görünce biliyorum sonra gidip ağlayacak.
Çocuklar
Çocuklar ne âlemde?
13 yaşında olan kızım her şeyin farkında. Biraz anlatayım diyorum, arkamı dönüyorum internette her şeyi öğrenmiş oluyor. Dedim ki babanızın askere gitmeyi istememesinden başka suçu yok, bunu bilin. Şimdi seninle konuştuğum gibi onlarla konuşabiliyorum, dertleşebiliyorum. Zaten başka arkadaşım da yok.
Niye yok?
Biz İnan’la hayal ettiğimiz hiçbir şeyi yapamadık. 10 yıldır bu askerlik meselesi bizi yapayalnız bıraktı. Ailem beni reddetti, boşanmıyorum diye. E zaten gözümü açtım baktım üç çocuk annesiyim. İştekilerle gelişigüzel öylesine konular… Benim tek dostum İnan’dır, onunki de ben. Ben olmadan hiçbir şey yapamaz biliyor musun. Plaja gideriz, “Hadi denize girelim” der, “Sen gir, ben sonra” derim. Yok, illa aynı anda değecek ayaklarımız suya. Çocuk gibi ya.
Yetti bütün bunlar deyip ayrılmayı hiç aklınızdan geçirdiniz mi?
Hiç. Ama o bana “Ben sana iyi bir hayat veremedim. Çocuklarımı göstermek şartıyla istersen kurtul benden” dedi bir kere. Kabul etmedim. Ailem bu yüzden beni yalnız bırakıyor, suç ortağı gibi görüyorlar.
Hayat ortağı
Siz ne diyorsunuz?
Ortada suç yok bana göre ama evet ortağıyım ben İnan’ın. Hayatının ortağı.
Sevmek başka şey de anlayış gösteriyor musun, yoksa yapıverseydi şu askerliğini mi diyorsunuz?
İnan’ın küçük kardeşi askerliğini yaptı, sigortalı işte çalışıyor, altında arabası. Biliyorum içten içe İnan özendi ona ama ben de “Çok iyi kalpli çalışkan çocuklar yetiştirdik boşver yeter” diyorum. Anlıyorum İnan’ın niye askerliğe karşı olduğunu. Bana da kimse zorla bir şey yaptıramaz. İkimiz de silahtan, savaştan nefret ederiz. Onun yerinde ben olsam belki aynı yolu tutardım, bilmiyorum.
Siz inanıyor musunuz buna?
8 yıl önce sorsaydın şüphesiz evet derdim ama 30 yaşında yaşlanmış bir kadınım artık. Bir haftadır sakinleştirici kullanıyorum. İnan’ın o cezaevinden nasıl bir adam olarak çıkacağını düşündükçe iyice korkuyorum.
Başbakan’a mektup yazmış geçen ay “Askerliğe karşıyım, öldürmektense ölmeyi istiyorum, beni idam edin” diyor…
Gecenin 3’ünde yazmış, ne kâbuslar gördüyse…10 yıldır içinde ölü aslında. Ne sigortası, ne ehliyeti oldu, ne bir gece eğlenmeye gidebildi. Dediği gibi sivil ölümü yaşıyor yıllardır. İşte aileme de bunu anlatmak istedim, bu kadar acı çeken bir adama sırt çevrilir mi, ölüye dokunulur mu…
Nasıl bir gelecek görüyorsunuz?
Valla inanmayacaksın ama içimde iyi bir his var. Bir ay sonra duruşma yapılacak ve İnan serbest kalacak. Çocuklarımızı okutup meslek sahibi yapacağız ve birlikte yaşlanacağız. Biliyorum yine kendini eksik hissedecek ama ben onu ayağa kaldırırım gibi geliyor. Fikrim bu. Çünkü aşırı derecede seviyorum onu. Geçen gün vicdani retçiler destek toplantısı yapmışlardı. Fotoğrafını asmışlar, bakamadım.
İnan’la karşılaştığınız 16 yaşınızdaki halinize dönseniz yine de onunla evlenir miydiniz?
Bu hayatı kimse tercih etmez ama pişman değilim. İnan’ın babası ikimizle de konuşmuyor, açlık grevi yaptığında bile kalkıp hastaneye gitmedi. Benim ailem desen hiç arayıp sormuyorlar. Tek başınayım ama İnan’la bir yola çıktık, sürünerek de olsa birlikte bitireceğiz. 40 yıl İnan’ı böyle bekleyeceğimi bilsem, 40 yıl İzmir’de cezaevi ziyareti yapacağımı, çocuklarımın elimden alınacağını bilsem yine de onunla olurdum.
Özlüyor musunuz?
Burnumda tütüyor. Polisler gelmeden üstünde bir gömleği vardı, hâlâ yıkamadım. Akşam yatmadan kokluyorum. Geçen ay başında görmeye gittim. Görüp de dokunamamak nasıl biliyor musun, parça parça oldu içim. Sana güçlüyüm diyorum ama aynaya baktığımda geçen gün kendime acıdım. 8 kilo vermişim, İnan oralarda 14 kilo vermiş. Saçı sakalı bembeyaz. Kimsenin kılına zarar dokunmamışız, bu haldeyiz. İkimize birden acıyorum ama bunu İnan’a söylemem. O beni düşmüş görürse hepten düşer. Çünkü biliyorum onun şu anda devam etmesini sağlayan tek şey benim çökmeyeceğime inanması.


Radikal


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0