O SADECE BİR İSTAKOZDU - Ayşegül Yeşilnil
23 Aralık 2007 13:34 / 2354 kez okundu!
Hiç görmemiştim... Uzun yıllar önce anlatmışlardı ama unutmuşum... Bu akşam bir televizyon programında neşeli bir müzik eşliğinde adım adım gösterdiler... Aklımdan çıkmıyor saatlerdir... Doğal ortamından çalınarak, lüks bir otele getirilmiş savunmasız bir istakozun, hunharca ölüme giden yolculuğu. Kıskaçları bağlanmış ve böylelikle en doğal hakkı olan savunması engellenmiş. Hiç bir şey başlangıçtan beri adil değil... Onu hukukun üstünlüğü de kurtaramaz üstelik...
Kuyruğundan sokulan upuzun her şiş onu nasıl da irkiltti... Nasıl da acı çekip ince çığlıklar attı... Batırılan her şiş sanki yüreğime batırıldı... Ve kaynayan suyun içine, neşe ile çalan müzik eşliğinde, kahkahalarla , nasıl da bıraktı onu insan denen en acımasız yaratık... iyice piştiğini anlamak için ise "istakoz gibi kızarmasını " bekledi... Onu sıcak sudan çıkarıp buz gibi suda yıkamaya başladı neşeli insanoğlu... Özel bir makasla zevkle bacaklarını kesti ve bunu yaparken "yemek pişirmek bir sanattır, istakozun bacaklarını kesmek de öyle " dedi.. O sırada ben çoktan ağlamaya başlamıştım bile.
Oysa ki o minik bir sürü bacakla kimbilir denizlerde salına salına nasılda güzel yürüyordu... İçinden küçücük birkaç parça et çıktı... Topu topu o kadarcıktı eti... O koskocaman görkemli "asıl sanat o olan" güzel gövdesinden zorla çıkardıkları etini, sarımsaklı yağda hafif kızartıp, kabuğunun üzerine koydular... Ve üzerine bir sürü renkte sos döktüler.. Muhteşem görüntü dediler... Oysa ki en zavallı haliydi istakozun... O süslemeler gencecik bir kıza yapılan aşırı makyaj gibi kötü duruyordu... Onu, bol makyajı ve en iyi kıyafetleriyle ülkemize tatile gelmiş olan bir turist hanımın sofrasına götürdüler... Herşey o hanımın birkaç dakikalık mutluluğu içindi... İstakoz, çok değil 1 saat önce hayatta idi... Şimdiyse büyük beyaz bir tabakta, etrafında renkli soslar ve canı sökülüp sırtına yerleştirilmiş bir şekilde, birisinin midesine gitmeyi, kimbilir belki de beğenilmezse çöpe atılmayı bekliyordu...
Hiç bir hayvan hakları derneği üyesi onu kurtarmayı düşünmedi bile... Onun için kimse kafa yormadı... Onun için kimse konferanslar vermedi... Onun için hiç ama hiç kimse üzülmedi... Çünkü ” O SADECE BİR İSTAKOZDU ”...
Sadece bir istakoz olması, onun avlanıp bu aşamalardan geçip tabağa yerleştirilmesi için yeterli bir nedendi...
Sadece bir istakoz... Hani denizde devamı olan ve onun yokolması halinde dünyanın dönmesinin durmayacağı bir canlı...
Gördüklerim, bana bazılarımızı hatırlattı...
Bazen avlanıp çaresiz duruma düştüğümüzde, ellerimizin kollarımızın bağlanmasını... Beklemediğimiz hem de hiç beklemediğimiz insanlar tarafından canımıza sokulan o görünmeyen şişlerin, hayatımızı çok acıtmasını... Çığlıklarımızın ise hayatın yüksek sesinin içerisinde duyulmamasını... Acımasızca ve yine basit bir neden uğruna kaynar sulara atılmamızı... Sonrası da aynı şekilde devam ediyor... Bir lokmacık canımızın hiç tanımadığımız insanlara süslenerek sunulmasını... Hukukun üstünlüğünün aynı istakozun yaşamında olduğu gibi hiç bir anlam ifade etmemesini... Hakkımızda hiç bir insan hakları üyesinin harekete geçmemesini ve konferanslar vermemesini...
Çaresizlik, savunmasızlık, savunma hakkının bağırta bağırta elinden alınması ise, yaşam içerisinde istakoz ile aynı kaderi paylaştığımızı göstermezmi? Bütün bu olup bitenler "evet kural budur... Büyük küçüğü yer" düşüncesinin acımasız gerçeği midir?
Etinizle birileri doyar... Hatta belki de doymaz, diğerinin siparişini verir...
Ve bunu yapan da yine, tüm acımasızlığıyla "İnsanoğlu" nun ta kendisidir...
Ayşegül Yeşilnil
İstanbul
www.yesilnil.com
aysegul@yesilnil.com


