Forumİzmir ve Tarihi  Yeni Konu 

Bergama’nın Domuz Alanı - SEFA TAŞKIN

27 Haziran 2009

hurkus


İzmir’in kuzeyinde Bergama ilçesi insan uygarlığının en önemli yörelerinden biridir. Antik “Pergamon” kenti, İ.Ö. 200’lü yıllarda, İstanbul’dan Antakya’ya kadar uzanan geniş bir alanda, yaklaşık üç yüzyıl Anadolu’ya başkentlik etmiştir. 

“Parşömen”, Bergama kağıdı, denen hayvan derisinden elde edilen yazı gerecini icad edenler bu kentin yurttaşlarıdır. 200 bin ruloluk kütüphanesiyle Bergama, zamanında Mısır’ın İskenderiye’si ile birlikte dünyanın en büyük kütüphanesine sahip olmuştu. 

İnsan yüzünün ilk duygusal; ağlayan, gülen, acı çeken, vb, heykelini yapanlar onlardır. Binlerce kişilik dört tiyatrosu, yüzlerce metrelik su kanalları, dere üstünde köprü görevi gören uzun su tünelleri bu uygarlığın günümüze değin yaşayan izleridir. 

Hatta Kralları Attalos’un kurduğu “Attalia”, yani Antalya, “kardeşini çok seven” anlamına gelen “Filadelfia”, bugünkü Alaşehir adları bu uygar insanların bize bıraktığı mirastır. Öyle bir mirastır ki Filadelfiya adını Atlantik ötesine, Kuzey Amerika’ya kadar taşır. 

Ölüm giremez
Antik Pergamon, kentçilik anlamında da bir öncüdür. O güne değin kentler ya Atina gibi dağınık, anarşik biçimde kendiliğinden oluşuyor, ya da Söke yakınlarındaki Miletos gibi kentçi Hipadamos’un buluşuyla ızgara biçiminde, birbirini dik kesen sokaklarla kuruluyordu. 

Pergamon Akrapol’ünün eğimli yapısı, kentsel yerleşimi sağlamak için teraslar yapılmasını, yapıları bu teraslara yerleştirmeyi gerektirdi. Anıtsal yapılar, tapınaklar, pazaryerleri hep bu teraslara yapıldı. Bu, genellikle yüksek tepelere kurulan kentler için büyük bir yenilikti. 

Bugünkü Bergama’nın antik Akropol’e yaslanan teraslarından birinde bulunan, eğimli arazinin taş tonozlarla desteklenmesiyle oluşturulan geniş alan, halk arasında “Domuz Alanı” olarak anılan yer o zamanlardan kalan ilginçliğini günümüzde de koruyor. 

Yaşlı kızıl çamları, görkemli çınarlar, onurlu serviler, pembe zakkumlar arasında yemyeşil bir cennete benzeyen bu mekan yüzyıl öncesinin “Sakız adalı” taş ustalarının elinden çıkmış görkemli taş yapılarla çevrilidir. 

Yüz yıl öncesinin Bergaması Osmanlı yönetiminde çok kültürlü bir kasabaydı. Türkler Akrapol’ün ayak ucundaki düzlüklerde; Yahudiler, Bergama’nın içinden geçen Selinos Deresinin doğu uzantısında yaşarken, Rumlar derenin üstünde, Akrapol’ün yamacında yaşıyordu. 

“Domuz Alanı” olarak bilinen yer Rum Mahallesi’nin merkeziydi. “Alan’ın” kasabayı kuş bakışı gördüğü yerde, o zamanlar “Kafeneon Attalos” adı verilmiş bir “kafe”, Rum Cemaat’ın toplandığı bir yapı vardı. 

Bu görülesi binanın bir pencere kıyısına ya da balkonuna oturduğunuzda hemen ileride Sultan II. Beyazıt’ın camiye çevirdiği eski Ayasofya’yı, karşı yamaçta da dünyanın ilk hastanelerden biri olan Asklepieon’un, günümüzde “Viran kapı” denen giriş kapısını görürsünüz. Hemen yanında da otuzbin kişilik Roma tiyatrosunu. 

Bu kapının üstünde “Buraya ölüm giremez!” yazarmış.
Hastane gerçekten ona sığınanları iyileştirmekle ünlüymüş ama bu başarıda, hasta kabulu sırasında bu kapıdan geçtikten sonra uzun bir yolda yürüyüşleri izlenen hastaların, kolayca iyileşip iyileşmeyeceğini gözlemleyen uyanık hekimlerin de rolü çokmuş! 

Eski kentin bu kuytu köşesi, “Domuz Alanı”, yüzyıl önce kasabanın yabani hayvan avcılarının toplandığı yermiş. Çevredeki bakir ormanlarda avlanan mahir avcılar, vurdukları domuzları getirip bu alanda satarmış. 

Yılların bilgeliği
Tabii ki o zamanlar günümüz global dünyasının icad ettiği “domuz gribi” gibi nalet hastalıklar daha icad edilmemiş!
Doğaldır ki, domuz eti, Müslüman ve Yahudi Mahallleri’nde yenmediği için domuz eti pazarının merkezi de burasıymış. O günün koşullarında Osmanlının yönettiği kasabalarda Türklerle birlikte yaşayan Hristiyanlar, onlara etinin yenmesi yasak olmayan domuzu rahatlıkla yetiştiremezken avcıların getirdiği domuzları hemen paylaşırlarmış! 

“Domuz Alanı” adı bu nedenle konmuş olmalı buraya. Bu isme o kadar alışılmış ki, resmi adı bugün farklı bile olsa halk arasında hâla “Domuz Alanı” olarak anılıyor. 

Binbir çeşit yeşilin birbiriyle sarmaştığı, insan emeği ürünü esşiz eski taş evlerin boy gösterdiği “Alan”, günümüzde ona gösterilen ilgiyle bizleri sessizce selamlıyor. 

Çevredeki yapılara, özellikle “Kefeneon Attalos’a” yapılan onarım ve yenileme çalışmaları dikkat çekiyor. 1997 yılında Bergama Belediyesi tarafından restore edilmeye başlanan bu bina bugün Ticaret Odası Lokali olarak kullanılıyor.
Domuz Alanı; genişliğinin getirdiği ferahlık, çam ağaçlarının vakur duruşu, Kozak yaylasından esen temiz rüzgarın okşayışı, yere döşenmiş dere taşlarının serinliği, geçmiş yüzlerce yılın geride bıraktığı ağırbaşlılık ve bugün bu alanda oynaşan, gülüşen çocukların yaydığı umut ve neşeyle bize gülümsüyor. 

Antik sütunlara yaslanmış yaşlı kadınların yansıttığı bilgelik günümüze el uzatıyor.

Cumhuriyet/Hafta Sonu
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0