Dans eden kadınların devrimidir 14 Şubat!..
15 Şubat 2013 23:09 / 1703 kez okundu!
14 Şubat 2013’te İzmir- Konak saat kulesinin önü, her renkten ama illaki pembe renge boyanmış kadınlarla, değişik bir tarih yazdı. 14 Şubat’ta ülkemizde ve dünyada kadınlar ilk kez bir Sevgililer Günü'nü dans ederek protesto etti.
"One Billion Rising'', dünya kadınlarının her ülkede birlikte hazırladıkları bir kadın mitingidir. ‘Bu protesto eylemi fikrini, Eylül 2012'de ilk ortaya atan New York'lu feminist sanatçı Eve Ensler'dir. Bu eylem, dünya kadınlarının üçte birini sokaklara dökmek amacıyla yapılmıştır’’.
Dünyanın yarısını oluşturan biz kadınlar, böyle gelmiş, böyle gitmez demek için İzmir’de, alanlardaki yerimizi aldık. Kitlesel bir katılımla her renkten, her yapıdan, kadının buluştuğu bu eylemde ortak tema; kadın şiddetine ve köle anlayışına hayır demekti.
Bugüne değin tecavüze uğrayan, dayak yiyen, fiziksel ve psikolojik şiddete uğrayan, kadın orgazmını engellemek için sünnet ettirilen, tecavüzün cezası olarak recm edilen, seks ve ev işi kölesi olarak kullanılan, cinayete kurban giden, evde, sokakta, tarlada, okulda tacize uğrayan, şiddet gören, söz hakkı olmayan, kürtaj hakkı bile dinlere ve yasalara endekslenen, çocuk gelin haline getirilen….kadınlar…bizim kadınlarımız…anamız, eşimiz, kızımız, yârimiz olan kadınlar….dünyanın her yerinde hemen hemen aynı kaderi paylaşmaktalar.
Bu eylemle kadınlar seslerini erkeklere karşı, tek yumruk olarak duyurmaya çalıştılar. Bu Sevgililer Günü’nde biz kadınlar, hep bir ağızdan haykırarak ‘’meta olmadığımızı, kırılıp, dökülen, savrulan hayatlarımızın maddi bir karşılığı olmadığını‘’ dünya duysun istedik. İstedik ki, tek bir güne sığmasın sevgiler. İstedik ki, bu 14 Şubat, dans eden bir milyar kadının devrimi olsun. Amacımız salt dans etmek değildi elbette, dans ederek savaşa, şiddete, erkek egemenliğine karşı ayaktayız demek içindi. Üreten, çoğaltan madem ki biziz, ‘’biz de varız‘’ bu dünyada diyerek kadınların sesi duyulsun artık istedik.
Bizler, emperyalizmi ve savaşı dans ederek protesto ederken, tam da bugün, ülkenin yırtık yerinden yine kan sesleri düşüyordu haber ajanslarına. 14 şubat sabah saatlerinde Diyarbakır'ın Lice, Hani ilçeleri ile Bingöl'ün Genç ilçesi üçgeninde operasyon yapan TC’nin, bu tavrını barış sürecinde anlamak gerçekten çok güç. Sabaha karşı yapılan bu operasyon üzerine Kürt halkı haberi alır almaz bölgeye yürüyerek, "Artık ölümler görmek istemiyoruz, defolun dağlarımızdan. Bu dağlar bizimdir, terk edin burayı" diyerek askerlerin üzerine yürümüşler. Ölümler ve bomba sesleri duymak istemeyen, barışı umut eden, bölge halkının haklı tepkisi karşısında ne denilebilir ki…
Barış sürecine girdiğimiz günden, bu güne değin, bölgede ne operasyonlar bitti, ne gözaltılar, ne de Avrupa’da Kürt derneklerine TC. isteğiyle yapılan eş zamanlı baskınlar… Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de deniliyor ki; teröre bulaşmış Kürt işadamlarının mal varlıklarına el koyulması ile ilgili yasa tasarısı yani ekonomik soykırım tasarısı gündemde. TC. 1915’ soykırımından sonra, sermayeyi yeterince millileştirememiş olsa gerek ki, şimdi de Kürt işadamlarına karşı benzer bir yasa çıkarma telaşı içindeler.
Kürt halkının ana dilde eğitim hakkı, eşit yurttaşlık ve demokratik özerklik gibi en temel insan hakları bile henüz hayata geçirilmezken nasıl bir barıştan söz ediliyor anlamıyorum. 4. Yargı Paketi’nin siyasi tutsaklara ne getireceği çok bilinmeyenli bir denklem gibi karşımızda dururken, acaba Kürt halkı barış adına sobeleniyor mu?
Her savaşta önce kadınlar, sonra çocuklar vurulur. Kadın olmadan barış olmaz. Savaşı bitirecek olan da yine biz kadınlarız. Her üç kadından birinin şiddete uğradığı bir dünyada, kadının kurtuluşu ancak ve ancak devrimle mümkündür. Erkek egemen sisteme, kadına yönelik tecavüz ve cinayetlere, militarizme, savaşa, şiddete dur demek için gelin bir kez olsun Batı yakasından, SAVAŞ KARŞITI sesimizi bu kez halaylar çekerek duyuralım.
Zeynep TOZDUMAN
15.02.2013


