YÜRÜYEN ADAMIN SONU
17 Aralık 2010 13:25 / 7218 kez okundu!
Alsancak’ta hepimiz onu tanırız. Eğer dışarıya çıkmışsanız ve biraz da fazla kalırsanız sokaklarda “Yürüyen Adam"la defalarca karşılaşırsınız. Siz hep bir şeylerin peşinde koşarken, endişelenirken, neşelenirken onu görürsünüz… “Yürüyen Adam”ı.
O sizi görmezden gelir çünkü o sadece yürür.
Çocukluğunu, gençliğini, yaşlılığını yollara sorun… En iyi sokak bilir onun hayatını. Çünkü onu sokaklar büyüttü, sokaklar çaldı geçmişini.
Her köşe başından O çıkar, her caddenin sonunda onunla tekrar yüzleşirsiniz.
Onun hep çok işi var gibidir. Sizin ise başıboşluğunuz varmış gibidir.
"Dejavu"dur onun diğer adı.
Yürüyen adam tarihi, günü, olayları, mevsimleri tekrarlatır size. Çünkü onun kimseyle konuştuğunu ya da tartıştığını, ya da bir şeyler atıştırdığını daha da önemlisi durup ya da oturduğunu görmeniz imkansızdır.
Çünkü o hayata sadece tek bir nedenle gelmiştir. Yürümek için. Yürüyerek yaşlandı, yürüyerek delirdi ve yürüyerek gerçekten çıldırdı sonunda.
Dün “Yürüyen Adam” annesi ve babasını bıçakladığı için Manisa Akıl Hastanesi’ne gönderildi. Bu uzun yürüyüş maalesef bir “esaret”le bitti.
Anne ve babası İzmir’in tanınmış ve iyi ailelerindendi. Kimseye bir zararı yoktu “Yürüyen Adam”ın…
Görmediğimizde merak ederdik. Hoş neredeyse görmediğimiz hiçbir zaman olmuyordu ya…
İşin tuhaf yanı ki Alsancak’ta yaşayan herkesin bu söylediklerime ekleyecekleri vardır, çıkaracağı yoktur.
O neredeyse sokakların gizli “tanrı”sıdır. O her yerdedir. O yoksa duygusu vardır köşe başlarında. Efsanesi yürür yanı başınızda.
Onu herkes tanır, zararsızlığına inansalar da ürkerler onun sonsuz yürümesinden. İnceciktir, çeviktir, tempolu yürür. Bembeyaz, kıvırcık saçları dalgalı, buklelidir. Yüzü beyaz ancak al aldır hep yürüdüğünden.
O yürüyerek yaşlandı bizler hayatın peşinden neredeyse “sürüklenerek”…
O deli oldu biz zır deli aynı sokaklarda.
Tek silahı yürümekti onun. Biz ise “silahlanıyoruz” kanuni yoldan. Yanlış duymadınız!
18 yaşındaki çocuğunuza en güzel hediye gerçek silah almak artık yasallaşıyor.
Diyelim ki yılbaşı, oğullarına, kızlarına, torunlarına en ilginç, sıra dışı bir hediye düşünmektesin. Hiç düşünme hemen bir silah dükkanına koş, en az beş hediyeyi garantile.
Karınızı, kocanızı da artık sevindirmek elinizde ve bir kurşunluk mesafede.
“Silahsızlanmak” out, şimdi “silahlanıyoruz” milletçe, hep birlikte…
Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz bile değil, bu düpedüz aklını yitirmek, çıldırmakla eş değer.
Barış konuşmalarını masaya koyarken, dumanı tüten namlulara göz kırpmak da neyin nesi?
Hem daha yumurtaların lekesi üzerimizden çıkmamışken nasıl silinir kan izleri?
Yumurta atmayı bile şiddetten saymamız gerektiğini ve polisin, devletin biber gazını, sopasını, copunu lanetlerken…
Ne şimdi bu?
Devlet eliyle, itina ile “cinnet” mi, cinayet mi?
Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine…
Hadi gidelim shopping yapalım. Aman unutmayalım nefis silahlar çıkmış, üç beş alıp eğlenelim.
Bence gerçekten “resmi” bir cinnet geçirmekteyiz?
Yok efendim ruhsatsız silah taşımayı önleyeceklermiş…
O zaman şunu demeliyiz;
Ölümünüz “ruhsat”lı mı yoksa “ruhsatsız” mı olsun?
Evet, nasıl tercih edersiniz?
Ben yine de “Yürüyen Adam”ın masumiyetinden yanayım. Yürüyen ve konuşan adamlardan yanayım.
“Silahlanmayı” caydırıcı yapacaklarına, “özendirici” ve “kolaylaştırıcı” olması faili meçhulleri azaltıp, arsız katilleri çoğaltacaksa, yok kardeşim ben “yazmayı” da bırakıyorum…
Pervin Mısırlıoğlu E.
17.12.2010
---------------------------------------------------------------------------------------------------
İlgili haber: Anne babasını bıçaklayan şizofren akıl hastanesinde
Son Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010 10:35



