Yasak Bölge 9 - District 9

11 Kasım 2009 22:09 / 2063 kez okundu!

 


"KENAR MAHALLE UZAYLILARI"
Güney Afrikalı Neill Blomkamp yönettiği ilk uzun metrajda seyirciyi ters köşeye yatıran bir film sunuyor. Bu başarıda yapımcı Peter Jackson’ın da önemli katkıları olduğunu düşünüyorum.


Yönetmen: Neill Blomkamp
Oyuncular: Sharito Copley, Louis Minnear, Vanessa Haywood
Senaryo: Neill Blomkamp, Terri Tatchel
Sinematografi: Trent Opaloch
Müzik: Clinton Shorter

Bilim kurgu türünde çoğunlukla öykünün önüne geçen aksiyon kurgusu ve teknolojik cambazlıklar ile yetinmeye alışan seyirciyi bu kez farklı bir durum karşılıyor. Uzay gemisinin dünyamızı ziyaretiyle başlayan öykü direkt olarak bugünün yaşamına bağlanıyor. Bilim kurgu türü günümüz yaşantısının ırkçılık, yabancılaşma sorunlarına aracılık yapıyor.

Johannesburg üzerinde 28 yıl önce beliren uzay gemisi üç ay boyu insanlar ile herhangi bir ilişki kurmadan hareketsiz durur. Üç ay sonunda gemiye ulaşan insanlar gemide kötü beslenmiş ve hasta bir milyondan fazla uzaylı ile karşılaşır. Gemi komuta modülü kayıptır ve bu yüzden hareket edememektedir. Uzaylıların ise salgın hastalık sonrası gezegenlerinden son kaçabilenler olduğu düşünülür. Yeryüzüne indirilen uzaylılar geminin hemen altında kurulan çadırlara yerleştirilir, çevresi tel örgüler ile askeri alan olarak çevrilir. Burada Yasak Bölge 9 olarak adlandırılan bir dış mahalle oluşur. Daha ilk günlerden itibaren yerel halk uzaylılara tepki duymaya başlar. ‘Büyük karides’ olarak adlandırılırlar. Bu hem dış görünümlerini hem de ‘çöp yiyen alt tabaka’ olarak sınıflandırılmalarını tanımlar. Halk uzaylılara bir türlü alışamaz, ‘insan bile değiller, gemilerini tamir edip gitsinler’ görüşü yaygındır. Kentin bir çok yerine uzaylıların girmelerini engelleyen yasak levhaları asılır. Uzaylılar da tepkilere karşı araba yakmak, trenleri raylardan çıkarmak, insanların çeşitli eşyalarını çalmak, öldürmek gibi kanun dışı olabilecek her şeyi yapar. Özel bir askeri teknoloji şirketi olan MNU uzaylıların yaşadığı bu alanın güvenliğinden ve idaresinden sorumludur. Şirketin esas hedefi uzaylıların ileri teknolojik silahlarını insanlar tarafından kullanılabilir şekle dönüştürmektir. Bu silahların özelliği sadece uzaylıların DNA yapısı ile çalışabilen çok seri ve güçlü olmasıdır. Silahların insan tarafından kullanılabilir şekle dönüştürülmesi ile şirketin inanılmaz bir zenginlik ve güç kazanması planlanmıştır. Nijeryalı bir çete bölgenin yeraltı faaliyetlerini yürütmektedir. Eski bir asker olan, vücudunun alt tarafı felçli Obesandjo bu çetenin lideridir. Nijeryalılar uzaylıları kedi mamasına alıştırmış, onlara mamaları fahiş fiyatlarla satmakta veya onların silahları ile takas yapmaktadırlar. Hükümet halkın tepkileri sonucu MNU’dan uzaylıları şehrin 200 km dışında başka bir alana taşımasını ister. Şirket memuru Wilkus Van De Merwe (Shapiro Copley) bu işin başına atanır. Wilkus uzman olmadığı bir konu ile ilgili alanda çalışmaya başlar. Tahliye sırasında bulduğu bir tüp kutudan uzay teknolojisine ait bir siyah sıvı Wilkus’un yüzüne fışkırır. Kısa bir süre sonra Wilkus hastalanmaya başlar ve sol eli uzaylı şeklini alır. Artık vücudunda DNA değişimi başlamıştır. MNU fırsatı kaçırmayıp Wilkus’u zorla deneylerde kullanmaya başlar. Şanssız memurun tek şansı kalmıştır; kaçmak ve yaşamını kurtaracak çareleri araştırmak.

Öykü, yönetmenin 2005 tarihli “Alive in Joburg” adlı kısa filminden uyarlanmış. Altı buçuk dakikalık bu kısa metrajda aynı konu bir haber programı gerçekçiliğinde işleniyor. Uzun metrajda da bu belgesel yapıya yer verilmiş. Blomkamp bazı bölümlerde toplumun farklı kesimlerinden insanlara mikrofon uzatıyor. Halk, içindeki kızgınlığı dile getirirken, öğretim üyeleri, gazeteciler olayların gerçek ve bilimsel yönünü tartışıyor. Titrek bir kamera, soluk renkteki kareler, helikopter çekimleri öyküye gerçekçi, haber programı havası veriyor.

Bugünün yaşam koşulları içine oturtulmuş uzaylıların oluşturduğu, alt bir sosyal sınıfın sıkıntıları ön planda işleniyor. İleri teknolojileri ile insanlık için her zaman tehdit unsuru olan uzaylıların bu mağdur durumları geçmiş ile hoş bir paradoks yaratıyor. Irkçılık, xenofobi yani yabancılara veya bilinmeyen kültürlerine karşı duyulan korku filmin ilgilendiği esas mesele. Irk ayrımının Apartheid ile kanunlaştığı bir ülke olan Güney Afrika’nın olayların geçtiği yer olarak seçilmesi yine ayrı bir paradoks. Irkçılıktan, başka bir halkın görmediği kadar zulüm gören ve ülkenin dörtte üçünü oluşturan siyahi nüfus bu kez başka bir topluma aynı şiddeti uyguluyor. Onları dışlıyor, aralarına almıyor, bir virüs ile ortadan kaldırılmasını veya direkt olarak öldürülmelerini öneriyor. Sokaklara dökülüp, gönderilmeleri için hükümeti baskı altına almaya çalışıyorlar. Geçmişte siyahi halkın yerini bu kez uzaylılar alıyor. Uzaylıların insan ırkına karşı önceden planlanmış bir düşmanlığı yok, dünyayı istila gibi alışılageldik bir senaryoları da yok. Sadece sığınmacılar. Gemilerinin komuta modülünü bulamadıkları için gezegenlerine dönemiyorlar. Dünyalılar ile olan anlaşmazlıkları ise bir uyum sorunu. Bilmedikleri bir yaşam şekline alışmayı tek başlarına başaramıyorlar. İnsanlar onların dış görünümlerinden iğrenmeyi, onlara karaborsa kedi maması satmayı ve üstün silahlarını çalmayı tercih edip onlara hiçbir destek vermiyorlar. Saniyede on altı bin mermi atabilen silahın son aşamasına gelmiş olan insanlık böyle bir fırsatı tepmek ister mi?

Film karamsar atmosferi ile ‘Bağımsızlık Günü-İndependence Day’, David Cronenberg’ten ‘Sinek-The Fly, ‘Dünyanın Durduğu Gün-The Day The Earth Stood Still’ gibi klasiklere yakın duruyor. Jeff Goldblum’un Sinek’te yaşadığı mutasyonel değişimin bir benzerini bu kez Wilkus Wan De Merve yaşıyor. ‘Üçüncü Dereceden Yakınlaşma-Close Encounters’ veya ET benzeri iyimser mesajlar taşıyan insan-uzaylı yakınlaşmasını kurgulayan Spielberg yapımlarına göz bile kırpmıyor. Filmin mükemmel aksiyon koreografisi dikkat çekici. Gözün izleyebileceği hızda çekilmiş çarpışma sahneleri Transformers veya benzerlerinin abartılı, gürültülü aksiyonlarına örnek olmalı.

Oyuncu olarak ön plana çıkan tek dünyalı Wilkus’u canlandıran Shapiro Copley olağanüstü bir oyunculuk gösteriyor. Öykünün dramatik ve tek mizahi karakteri olmayı başarıyor. İyi niyetli bir memurdan ortalığı yakıp yıkan (duygusallığını yitirmeden) bir karaktere dönüşümü her türlü övgüyü hak ediyor.

Bilim kurgu bir çok yazılı ve görsel örneği ile günümüz yaşantısına göndermeler ile doludur. Bunun en son örneğini Yasak Bölge 9 da fazlası ile başarıyor.

Emin Yeğinboy
09.11.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.