ForumBizi Biz Yapan Öykülerimiz  Yeni Konu 

HAYATA BİR KEZ GELİYORUZ NE YAŞIYORSAK O!!!

09 Haziran 2007

KÖR KARANLIK

...içimdeki sıkıntı hala devam ediyor. Bir şeyler bedenimden çıkmak istiyor ama izin vermiyorum. Bu durum daha ne kadar devam edecek sorusu alıp götürüyor beni. Karanlık, uçsuz bucaksız dar sokakların akıl almaz sessizliğini çiziyor beynime. Issız sokakların tek yolcusu ve dükkanların tek müşterisi benim.

Yollar hep ilk başladığım yere çıkıyor. Dükkanların hepsi aynı şeyi satıyor. Tabela, adını bilmediğim ve daha önce hiç görmediğim, tahtaya benzer bir malzemeden yapılmış. Anlamadığım yazılarla dolu. Anlam veremediğim bu “şeyi” çözmeye çalışıyorum bir süre. Satıcıya ne olduğunu soruyorum fakat bir türlü anlayamıyorum söylediklerini. Rüya gördüğümü düşünüyorum.

Saat kaç acaba, saatimi göremiyorum. Her taraf karanlık ama gecenin karanlığı gibi değil. Bu anlatamadığım bir karanlık, yutkunamıyorum. Karanlık gelip boğazıma yapışıyor. Terli terli uyanıyorum, belki hala uyuyorum. Rüyamda görüyorum terli terli uyandığımı, sonra bir el boğazıma sarılıyor. Uyanıyorum belki de uyuyorum, bir türlü sabah olmuyor. Tekrar uyuyorum, birileri evimi dağıtıyor gecenin bir yarısında, masanın üzerindeki her şeyi eliyle döküyor. Geçen sene çektirdiğim, sevgilim beğendiği için büyütüp çerçevelettiğim vesikalık fotoğrafım yere düşüyor. Parçalanıyor. Cam kırıkları batıyor ayaklarına ama umurunda bile değil ve o el tekrar yapışıyor boğazıma. Beni öldürmek istiyor. Diğeri çekmeceleri kurcalıyor, iç çamaşırlarım ortalıkta. Büyük dolabın içine bakıyorlar gömlek ve ceketlerimin içine bakıyor biri, diğerinin bir eli boğazımda diğer eli odanın girişinde duran küçük sandığın içini kurcalıyor. Bozuk saatim düşüyor sandığın içinden ve o anda bırakıyor beni tutan siyah el. Yere yığılıyorum, zor nefes alıyorum. Gözüm yatağın altındaki bilyelere takılıyor. Yeğenimle oynarken kaybettiğimiz ve bulamadığımız bilyeler... El tekrar yapışıyor boğazıma, odadan dağılmış bir şekilde çıkıyoruz. Holde annemin doğum günümde aldığı resmin arkasına bakıyorlar, hiçbir şey bulamıyorlar.

Uyanıyorum, içimde bilinmez bir sıkıntıyla. Sevgilimle tartışmıştım dün akşam, belki onun sızısı içimi acıtan, kanatan diye düşünüyorum. “Seni seviyorum” diyemedim. Yolun kıyısında yürürken birden aklıma ölüm geldi “Niye, neden” diye sorma, sevgili cevabını bilmiyorum. Ya son görüşüm olursa onu, bir daha göremezsem, “seni seviyorum” diyemezsem? Yolun ortasında öylece kaldım, şiddetli bir yağmur yağıyordu, sırılsıklam olmuştum. Yağmur taneciklerinin hızına yetişemiyordum. Kavga etmiştik ve şimdi ona gidersem ikimiz içinde kötü olabilirdi. En iyisi eve gitmek...

İncir çekirdeğini doldurmayan şeyler yüzünden durmadan kavga ediyoruz. Hiç bir şey istediğim gibi gitmiyor. İlişkimizde hükmeden, yargılayan, sorgulayan o. Bense naif, her şeyden memnun olan ya da öyle görünen aptal aşık. Oysa ne güzel ve ne kadar iyiydi aşk benim için. Ben böyle değildim, kimseye bağlanmaz, kimsenin gözünün yaşına bakmaz, bir gecelik sevişmelerin yüzünü bile hatırlamazdım. Şimdi düştüğüm şu duruma bak.

İNTİKAM... Tanrının benim için seçtiği ceza bu. Bütün kadınların intikamını o alıyor. Farkındayım, aslında her şeyin farkındayım; ‘bile bile lades’ buna deniyor belki de. Ben, bile bile aşk diyorum; AŞK... Uyumalıyım. Sabah bir demet çiçekle kapısına gider, “SENİ SEVİYORUM” derim yüz kere, bin kere. O, günümün mutlu çiçeği olur yine...


Ucu bucağı görünmeyen bir hayatın içindeyim. Bazen net, bazen bulanık bir film karesi gibi yaşamım... Küçüklüğüm, futbol oynadığım ilkokul dönemlerim geldi aklıma. Nedense hep yenilen taraftaydım, hiç galibiyetim olmadı benim. Müdürün elinde sopayla bizi kovaladığı ve bizim arkamıza bile bakmadan soluk soluğa kaçtığımız dönemlerdi onlar. Kalbim hızlı hızlı çarpardı her koşuşturmanın ardından. Kalbimin hızına yetişmem imkansızdı. Hayat hep bir sıfır üstündü.

İşte yine o korkunç dakikaları yaşadığım an. Annem, annemi gördüm. Ağlıyordu. Bir el, gelip boğazıma yapışıyordu, öteki el evimi dağıtmaya devam ediyor.

Hayatın karmaşasında hep ilk aşkım gelir aklıma. Temiz duyguların, gençlik heyecanlarının akıl almaz duruluğu ve temizliğiyle sevdiğim, pis ilişkiler içinde kaybolduğum dönemde en çok ihtiyacım olan kişiydi o. Küçük küçük buselerin, ilk öpüşmelerin, yaz aşklarının başladığı zamandı. Ahh... gecelerin kuytuluğunda bulduğum ve gün ışığında kaybettiğim ilk sevgili. Ne çok sevmiştim seni. Aramıza yollar ve yıllar giren sevgili, şimdi kim bilir kiminle neredesin?

Ve yakamı bırakmayan, karanlığın içinde sadece iki el olan, biri boğazıma yapışan diğeri evimi dağıtan anlam veremediğim, çözmeye çalışmadığım karmaşa gene gözümün önünde. Nefes alamıyorum, yüzüm kızarıyor soluk alıp verememekten. Elimle hızla ittiriyorum, o eli kayboluyor, uzaklaşıyor rüyamın içinden.

Her şey arka arkaya geliyor. İlk iş deneyimim... Sonu hüsranla bitti ama güzeldi o günler. Gençliğimin, terleyen avuçlarımın, alın terimin damla damla döküldüğü yerdi orası. Hiç sevgilim olmadı o zaman. Her şeye rağmen mutluydum. Ne kazandım diye düşünüyorum bazen ya da ne kaybettim...

Kör karanlıkta kaybolmuştum. Karanlığın da gözü görmüyordu. Kör ve savunmasızdı benim gibi. Aniden odamın içine, inceden bir ışık girmeye ve odayı aydınlatmaya başladı. Çok keskin bir güneş ışığıydı, gözümü aldı. Etraf yavaş yavaş aydınlandı bir süre sonra, her tarafı görmeye başladım. İnsanlar ağlıyorlardı; annem, sevgilim, arkadaşlarım, komşularımız,...

Sesleri duymaya başladım, birisi ölmüştü. Anneme seslendim, sonra sevgilime, diğerlerine “ölen kim, siz neden ağlıyorsunuz?” Benimle ilgilenmediler, yokmuşum gibi davranıp, tabuta
doğru yaklaştılar...

- Nasıl ölmüş?
- Boğarak öldürmüşler, evini de soymuşlar

Kan ter içinde uyandım. Rüyamda ölmüştüm. Çevreme baktım, herkes tabutun yanından ayrılıyordu.

- “Bekleyin nereye gidiyorsunuz, heeey size söylüyorum....”
Hay aksi beni duymuyorlar.
Acaba yine rüya mı görüyorum?
Sadece hoca ve ben kalmıştık.
“Durun kim öldü, söylesenize...”
Sadece hoca ve ben....
Yoksa...
Hayır hayır olamaz, rüya görüyor olmalıyım...
Uyanmalıyım...
Evet hepsi rüya bunların...
“ANNE ANNE”
Dur bekle...
Ben mi öldüm?
AHH KAFAM....

NOT: Derler ki; insanlar öldüklerini ancak başlarını tabuta vurdukları zaman anlarmış

MURAT ŞAHİN
İzmir/Mart/ 2000
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0