ForumYitirdiklerimiz Bize Bakıyor!  Yeni Konu 

“KOCA YÜREKLİ HUYSUZ İHTİYAR”: ERTUĞRUL LÜTFÜ ERDEM

08 Nisan 2009

hurkus

DR.FATİH SÜRENKÖK - İyi Hekimlik.org

ERTUĞRUL LÜTFÜ ERDEM
“KOCA YÜREKLİ HUYSUZ İHTİYAR”

O’nu ilk kez Tabip Odası ile ilgili bir toplantıda görmüştüm. Hatırladığım kadarıyla 80’li yılların ikinci yarısıydı, bir kafeteryada 30 aşkın hekim toplanmış hararetle tartışıyorduk. Ben o yıllar asistanım ve toplantılara ender katıldığımdan bir kısmını tanımıyordum.Ortada birkaç masa birleştirilmiş, onun çevresine sığmayanlar da çember oluşturmuştu.Masanın orta yerinde asık suratlı,ufak tefek bir adam çok konuşmadan oturuyordu.Bana ilginç gelen ise önündekilerdi: Rakı,beyaz leblebi,yeşil erik,çay ve tabi ki sigara! Herkes çay içerken tek alkol alan oydu,üstelik erik ile. Kim bu adam diye sordum, biraz da öfkeli –böyle bir toplantıda içmenin ne alemi var gibilerinden-? Dr.Ertuğrul Bey dediler.Nereden bilebilirdim içten içe kızdığım o ufak tefek ama koca yürekli adamla yıllarca yan yana çalışacağımı.

1989 yazında Tepecik SSK Hastanesinde göreve başlarken çocuk ortopedi ağırlıklı bir ihtisas yaptığımdan isteğim üzerine çocuk ortopedi kliniğine verildim.Kliniğimizin şefi Op.Dr.Rıfkı Us ağabeyimiz, şef yardımcısı da Op.Dr.Ertuğrul Lütfü Erdem ağabeyimiz idi. Rıfkı Ağabey pek de geçimli olamayan Ertuğrul Ağabeyi çocuk ortopedi kliniğinin başına koyarak sorunu çözmüş. İlk yıllar doğal olarak kliniğin yoğun işiyle boğuşan Ertuğrul Ağabey, Haluk Ağuş Ağabeyin kliniğe uzman olarak atanması ile rahatlamış ve sabah vizitlerinin dışında kliniğin rutin işleri ile uğraşmamıştır. Ben kliniğe geldiğimde çocuk ortopedi kliniğinde üç uzman olmuştuk.

Küçük adımlarla ama koşar gibi yürüyen bu tuhaf adam artık amirimdi. Sol siyasetin taraftarı olduğumdan bana karşı son derece sıcak ve samimi idi. Sevgisini de öfkesini de asla saklamazdı. Doğru bildiği ve söylemek isteği sözü karşı tarafın düşeceği durumu düşünmeksizin söylerdi.Bu da zaman zaman karşısındaki kişiyi kıracak düzeyde olabilirdi. O’nu tanımayanlar için ciddi bir olumsuzluktu ama asla kin tutmaması ve öfkesinin çok çabuk sönmesi de bizleri rahatlatan unsuruydu.O’na alışmak kolay olmamıştı ama şimdi geriye dönüp baktığımda beni kırdığı bir anı hatırlayamıyorum.

Evet O’na alışmak zordu. 4 eş ile 5 kez evlenmiş ama hiçbiriyle evliliği sürdürememişti. Eşleri ve çocukları mı O’nu terk etmişti yoksa O mu diğerlerini bilemiyorum ama O’nu terk etmeyen ya da O’nun terk edemediği üç şey vardı yaşamında: Siyaset, sigara ve rakı. Ertuğrul Ağabeyi ilk gördüğümden son yolculuğuna kadar her daim yanından ayrılmayan kadim dostları…

Ertuğrul Ağabey ile ilgili -hastane efsanesi gibi-anlatılan hoş bir olayı hatırlatmakta yarar var. Bir gün Ertuğrul Ağabey poliklinik yapıyor.SSK da çalışanlar çok iyi bilir çünkü hepimizin başından sayısız defa geçmiştir. Hastanın biri “Benim primimle maaş alıyorsunuz benim istediğimi yapmak zorundasınız” gibi klasik cümleyi kurunca Ertuğrul Ağabey cebinden 1 Lira çıkarıp adama uzatıyor ve “Ulan pe… senin priminden benim payıma düşen olsa olsa 75 kuruştur, al şu bir lirayı üstü de benim sana hediyem olsun defol git.” diyor.

Hiçbir zaman ekonomik olarak rahat olmamıştı, kimseye muhtaç değildi ama onca yılın uzmanı olarak dikili bir ağacı bile yoktu. Muayenehane açmış daha sonra kapatmak zorunda kalmıştı.Kliniğe başladıktan 1 yıl kadar sonra bir gün odasına çağırdı. Muayenehane açmamı ve kliniğin de imkanlarını kullanmamı istedi. Ben de kendisine kliniği bu amaçla kullanamayacağımı, kendisinin doğru bulmayarak yapmadığı bir işi benim de yapmayacağımı söyleyince okkalı bir küfürden sonra “git Allahın cezası senden de adam olmaz” demişti. Çok severdi beni.Belki siyaseten bana sahiplendiği için, belki de benim de sıkıntı çekmemi istemediğinden.Ya da görüşmediği evlatlarının yerine koyuyordu belki de. Emekli olmadan önce kendisine aldığı kot pantolonun aynısından bana da aldığı günü,onu verirken duyduğu sevinci hala hissediyorum.

Sağlığından yana da şanslı değildi Ertuğrul Ağabey. Yıllar önce geçirdiği ancak komedi filmlerinde olabilecek bir kaza ile kalçaları kırılmıştı.Alkol aldığı bir akşam memleketi olan Salihli’ye gitmeye karar verir. Alkollü olduğundan yavaş ve temkinlidir.Önünde giden bir kamyoneti gözüne kestirir ve peşine takılır.Gece karanlığında onun arka ışıklarını takip eder.Ancak bu takip çok uzun sürmez çünkü virajı alamayan kamyonet 5-6 metrelik yükseklikten uçar.Tabi Ertuğrul Ağabey de onun arkasından…

Beyin tümörü nedeniyle ameliyat edildiğinde bunun kötü huylu bir akçiğer kanserinin metastazı olduğu saptandı.1998-99 da beynin sağ yarısı ile akciğerin sol yarısının üst kısmı alındı.Ama yaşamında hiçbir değişmedi.Emekli oluncaya kadar klinikte evi gibi bakıldı.Bu süreçte başta Başhemşire yardımcısı sayın Vicdan Yılmaz ve klinik sorumlu hemşiresi sayın Hülya Güngör’ün, personellerimiz Nuray Hanım ve Emine Hanım’ın emekleri unutulmazdı.Yine onun sağlığında ve hastalığında hep yanında olan, yediği fırçaların tekini babasından bile duymamasına rağmen, son anına kadar O’nu hiç yalnız bırakmayan sevgili Yasin Yıldız’ı anmadan geçemeyeceğim.
Siyaset O’nun her şeyi idi.Hayata bağlayan belki de şey.Sıkı bir TKP sempatizanıydı.Mihri Belli’den Behice Boran’ına kadar niceleri ile sohbet etmişti.Sürekli okurdu.Gazete,kitap ne bulursa.Çok geniş bir kitaplığı vardı.Nihat Yağcı ile Kutlu Sargın’ın Türkiye’ye dönüşü ile yeniden tutunmuştu inandığı şeylere.Babıali denilen mekanda arkadaşları Eski Topraklar’la kaç sefer devrim yapmışlardı Türkiye’de. Eski tüfek denilmesini istemezdi.Eski de olsa toprağın ürettiğine inanırdı. Beyin ve akciğer ameliyatlarından sonra yıllarca mücadele ettiği TKP den ayrılıp, İP’ne üye oldu.Sağ olsunlar, onlar da ölünceye kadar sahip çıktılar,destek oldular.

Hastanemizdeki sendikal çalışmaların temeli sağlam ise bunu tamamen Ertuğrul Ağabey’e borçluyuz.
Özellikle memur sendikasının kuruluş döneminde çok büyük emek vererek doğru yönlenmesini sağlamıştır.
“Sigarana çok karışırdım Ertuğrul Abi.Yıllar önce DSİ kampında mutlaka doçentliğe girmemi isteğinde, ancak sigarayı bırakırsan, buna çalışacağıma söz vermiştim.Sen sigarayı bırakmadın, ben de sözümde durdum.”
Huzur içinde uyu.
Umarım öbür taraftaki komşuların yoldaşların olur.

Tepecik-17.03.2009 

10 Nisan 2009

hurkus

Ertuğrul abiden bahsedince kendi ağzından duyduğum anısını hatırladım. 

Amaliyat sonrası elinde ki üç-beş kuruşu bir dostuna verip kendisine bir araba almasını ister.O kişi bir galeriye giderek arabalara bakar .Bu arada da kendi kendine bunumu alsam ,şunu alsam neder gibilerden konuşmaktadır. 

Galeri sahibinin dikkatini çeker ve arabayı nasıl birine alacagını sorar. 

O da Ertuğrul abinin adını vererek amaliyat oldugunu ona uygun araba aradıgını söyler. 

Galeri sahibi orada ki arabalardan hangisini begenirse götürmesini para istemediğini söyler. 

Vatandaş merakla oradan Ertuğrul abinin tanına gider ,olayı anlatır. 

Ertuğrul abi de adamı merak eder ve birlikte galariye giderler. 

Galeri sahibi Ertuğrul abinin eline eğilir ve ; 

-Yıllar önce kızım kaza geçirdi.Herkes öldü ölecek gözüyle bakıyordu.Sen baktın,sana''Kızımı kurtar istediğini vereyim ''dedim.Bana küfredif yanından kovdum.Kızım kurtuldu, büyüdü,gelinlik kız oldu düğünü olacak .Sana minnet borcumu bırak elimdeki -beğeneceğin birşeyi sana hediye ederek ödeyim deyince, 

Ertuğrul abi hiddetlenir ve ''ulan dürzü ozaman veremediğin rüşveti şimdimi vereceksin ''der. 

Yanındakiler sakinleştir.Adamın kötü niyetinin olmadıgını anlatırlar.Bunun üzerine ölene kadar sahip oldugu tek aracı cebinde ki para ona yettiği için aynı galeriden alır. 

Bu olayı anlatırken bir yandan da kızarak gülerdi. 

Mehmet Çalı
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0