MAHİR ÇAYAN'IN BİR MAKALESİ ÜZERİNE ELEŞTİRİ

01 Nisan 2020 23:49 / 1989 kez okundu!

 


Geçenlerde eskimiş koca koca devirimcilerin; bir zamanlar "goşist", "sol sapma" dedikleri, silahlı mücadele başlatmaya çalışırken banka soyan, adam öldüren, büyükelçi öldüren, yabancı teknisyen kaçıran, insanları rehin alan kimi gençlerin TSK tarafından öldürülmelerinin yıldönümünde yazıp çizdiklerine bakınca, 2011 tarihli eski bir Ekşi Sözlük yazım aklıma geldi. Virüslü karantina günlerinde belki okuma fırsatı bulursunuz diye paylaşıyorum.

 

****

 

aren oportünizminin niteliği

 

 

18.03.2011

  • iki yıl önce mart ayında vefat eden sadun arentürkiye işçi partisi'nin önderlerindendi ve mahir çayan'ın bu yazısıyla, kimi noktalarda haklı yanlar taşısa da daha çok yanlış yönlerden eleştirdiği, aslında sadece eleştirmediği, ayrıca bol bol hain dediği kişidir; çayan aklında ve zekasında birisi eğer öldürülmemiş olsaydı dün söylediği bu sözlerin çoğundan dolayı muhtemelen öz eleştiri yapardı; bu hem çayan'ın hem de sadun aren'in büyüklüğü olurdu; çünkü o dönemde thkp c, kentlerden gelip kırları zapt etmek için tüm romantizmi, ataklığı, emperyalizmden nefreti, deneyimsizliği ve cahilliğiyle şehir gerillası modelini önerirken; deniz gezmiş ve arkadaşları thko aracılığıyla benzeri duygular ve gerekçelerden yola çıkıp benzeri yetersizliklerle kırlardan şehirlere doğru gerilla mücadelesi vermeyi önermekteydi; 

    o dönemlerdeki sistemin milliyetçi eğitim çarklarında iyice pişirilmiş gençlik, önce tip'in etkisindeyken giderek mdd (milli demokratik devrim) şemsiyesi altına toplandı. daha sonra da sahte bir anti-emperyalizmle soslanmış "sol" gibi sunulan kemalizm'den, stalinist tornada kabalaştırılmış sosyalist düşünme biçimine geçmeleri nisbeten kolay oldu. 

    mihri belli'nin şahsında düğümlenen ama ondan daha geniş bir çevre tarafından beslenen mdd düşüncesi, meseleyi şöyle sunuyordu: "kemalist cumhuriyetin modernleşme projesi aslında doğrudur fakat "emperyalizm, onun işbirlikçileri, kötü politikacılar, halkın dini duygularını sömüren sahtekar dinciler" nedeniyle ihanete uğramış, yeterince ilerleyemeyip tıkanmıştır; atatürk "bursa nutku"nda gençliğe seslenmiş ve gerekirse direnmeyi önermiştir; bu direniş küba, filistin örneklerini dikkate almalıdır; aslında işçilere dayanmak önemli ama bizim gibi az gelişmiş, geri bıraktırılmış ülkelerde bu rolün sınırları vardır, oysa subaylar ve öğrenci gençlik bu direnişin itici, vurucu gücü olabilir..."

    görüldüğü gibi böyle bir politik analiz, resmi ideolojiye doymuş kuşaklara, milliyetçilikle bağlarını koparmadan, üstelik o günün devrimci romantizm modasına da uygun değişik radikalleşme yolları sunuyordu. 

    buna karşı aybar'lı, aren'li, boran'lı türkiye işçi partisi ise, başta işçiler olmak üzere ezilen tüm kesimler içinde örgütlenmek, yılmadan, usanmadan onları milim milim eğiterek onlarla birlikte sosyalizme gitmeyi öneriyordu. hemen devrim ve değişim isteyen sabırsız küçük burjuva katmanlar için pek de çekici olmayan öneriydi bu. gerçekte "sosyalist türkiye" yaklaşımıyla bir anlamda hemen sosyalizm önerdikleri için aslında türkiye işçi partisi de fazla ileri bir hedef ortaya koyarak, demokratik cephe olanaklarını bir yana itmiş ve gerçekte sosyalizmi de demokratik aşamayı da uzağa atmış oluyordu; başta mdd'ciler olmak üzere, sonradan stalinist doğrultuda radikalleşen deniz ve çayan ise demokratik aşamayı öne koyarak, cephe gereksinimlerini belirterek doğru yapıyor ancak teorik yetersizlikler ve stalinizm'in sekterliği, körlükleri nedeniyle cepheyi dar küçük gruplara indirgiyor, günlük demokratik mücadeleye, burjuva demokrasisine ve onun olanaklarına nefretle gözünü kapatarak onları küçümsüyor ve hata yapıyordu. büyük yenilgi işte böyle geldi. 

    ne sadece çayan, ne deniz, ne de sadun arenbehice boran ikilisi değildi hatalı olan; sol kesim, kemalizm ve stalinizm ile hesaplaşmadan, çocukluk hastalığını yaşayarak, yanılarak, yenilerek kendini aşmaya çalışıyordu. ibrahim kaypakkaya kemalizm'i eleştirmeyi denediyse de girdiği yoldan geri dönemedi.

    bugün onların bu hatalarını görmeden gelip, benzeri romantizmle onları savunmak; onların hatırasına, deneyimine ve canları, kanları pahasına oluşturdukları birikime de bir anlamda ters düşmek demektir. geçmişin ilericileri, kendilerine eşit mesafeden bakılmasını hak etmişlerdir. hiçbirine haksızlık yapmamalıyız ama onların yanlışlarına gözümüzü kapatıp romantik, nostaljik tekrarlarla nereye gidebiliriz? aynı sloganlar, aynı marşlar... sanki 50 yılda dünya ve türkiye hiç değişmemiş gibi yaparak kimi etkileyebiliriz? en fazla az bir miktar yeni genç bundan biraz etkilenir... ve kısa zamanda onlar da ayılıp safları terk ederler. burada eksik olan gerçek bir değerlendirme, eleştiri, özeleştiri sürecidir. bu olmadan, sadece ölü sevicilikle, cahil ama atak olunarak, o günlerde söylenmiş sözleri ezberden sunarak ileri gidilebilseydi aradan geçen yıllarda zaten çoook uzaklara gidilmişti... 

    konu, bir de bu açıdan bakılmayı hak etmiyor mu?

  • nuhungemisi
  •  
  •  

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.