İbrahim Kaypakkaya ve Roni Margulies - Sözlük Yazıları - 4

01 Eylül 2009 01:25 / 3452 kez okundu!

 


18 Mayıs 2008’de yazdığım bir sözlük yazısında* İbrahim Kaypakkaya üstüne görüşlerimi dile getirmiştim. Roni Margulies’den biraz daha şanslı olduğumdan mıdır yoksa ÖDP içinde “Devrimci Yol” çizgisinin o sıralarda henüz kesin egemenliğini ilan edememiş olmasından mıdır bilinmez ama renkli bir protestoya uğramamıştım.

Yazıma kızanlar, demokratik protestolarını eksi, beğenenler de desteklerini artı oy vererek belli etmiş; bir kısım yazar da farklı ya da benzeri görüşlerini sözlükteki aynı başlığa yazılar ekleyerek göstermişlerdi. Yani Roni Margulies’in yazısından sonra da aslında olması gerekenler yaşanmıştı. Ancak Margulies yazıyı “dün” değil bugünlerde yazmıştı… Bugünlerde de artık ÖDP, eskinin “Mahir, Hüseyin Ulaş – Kurtuluşa Kadar Savaş” sloganını temel alan bir grubun denetimine girmişti ve onlar, trajikomik biçimde, ailesiyle birlikte bir lokantada oturan birisinin başına boyalı su dökmeyi “renkli bir protesto ve demokratik bir hak” olarak görüyorlardı. Nedeni ise Roni Margulies’in genelde 12 Mart dönemi devrimcileri özelde Kaypakkaya üzerine yazdığı eleştirici bir yazıydı. (http://www.sosyalistisci.org/index.php/ariv/369-10-temmuz-09/316-goerue-mahir-hueseyin-ula)

İnceltilmiş bir şiddet olan bu eylem, ÖDP’nin başkanı tarafından biraz utangaç biçimde kınanırken, başkan yardımcısınca ise kutsanıyordu.

Bu olay kimileri için yeni gibi görünebilir ama sanki yakında tekrarlanabilecek kimi olayların sarmalına dalmanın başlangıcı gibiydi. Belki de bir uyarı olarak görmeliyiz bunu.

12 Eylül öncesinde devrimci gruplar arasındaki çatışmalarda kaba kuvvet yerine, şiddet içermeyen, kişilerin onurlarını aleni biçimde zedelemeyen kimi protestolar kullanmakla kalınabilseydi, 12 Eylül’ün etkileri bu denli ağır ve kalıcı olmazdı. Umarız şiddet içeren bu tür “devrimci” gösteriler abartılmaz ve süreç daha ileri götürülmez.

Demokratik protesto nasıl olur?

Yıllar önce, henüz İGD (İlerici Gençler Derneği) ile birleşmeden önce, GSB (Genç Sosyalistler Birliği) İzmir şube başkanıyken yaşadığım bir olayı anımsadım. ÖDP’nin şiddet içeren yanlış protestosunun 30 yıl önce doğru uygulanmış haliydi.

12 Eylül öncesinde GSB ve İGD olarak kimi ilkelerin ısrarlı takipçisiydik. Cami duvarlarına -ki hep geniş ve temiz olurdu- ne olursa olsun yazı yazmıyorduk. Öyle ki İGD’de Kemeraltı’ndaki merkez şubemizin hemen karşı köşesinde bir cami vardı. Buranın duvarına gece bir grup yazı yazmışsa biz sabahleyin, kalabalıkta aleni biçimde bu yazıları silip duvarı temizlerdik. Camiye gelip gidenler “bunlar biraz değişik” diye bizi anlatırlardı. Küçük bir dikkat ile geniş bir kesimin kafasında kendimizle ilgili bir farklılık yaratmayı başarmıştık.

Bir sabah İGD Yeşilyurt şubemizde bir olay geliştiğini duyduk. Evim yakın olduğundan ben doğrudan oraya gittim. Konak’tan gelen grupla birlikte epeyi kalabalıktı dernek. Hem derneğimizin duvarlarına hem de yakın çevredeki tüm duvarlara kargacık burgacık kötü yazılarla “devrimci” sloganlar yazılmıştı. Bu yörede Dev-Yolcular yok denecek kadar azdı. Gelip özellikle derneğin duvarına yazmaları gençlerin canını sıkmıştı.

Biz o dönemde özellikle İzmir bölgesinde duvarlara daha az yazı yazıyorduk. Yazıldığında da özel gruplarla, planlanmış, karton şablonlarla çalışılmış sözler ve desenler ekliyorduk duvarlara.

Devrimci Yol taraftarlarının derneği İzmir Çankaya semtinde, eski garajın yakınındaki bir büyük iş hanındaydı. Çevre ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği)’nin etkisi altındaydı. Dev-Yolcular çevreye bulaşmadan sadece binaya girip çıkıyorlar, çalışmalarını ve yazılamalarını başka yerde yapıyorlardı. Kendi derneklerinin duvarları da ülkücülerin sloganlarıyla doluydu.

Kendi derneğinin duvarına yazı yazamayanların gelip daha “güvenli” bölgede bizim derneğin duvarına yazmaları ortamı germişti. Herkes bunun bir cevabı olmalı diye düşünüyordu. Yaptıkları plan sert bir plandı, derneklerini ziyaret ederek (aslında o dönem bunun adı “basmak” idi) bunun hesabı sorulacaktı. Küçük bir müdahalede bulundum, planı biraz değiştirdim.

Gruplar halinde Çankaya’ya indik. Benim sorumluluğumda bir grupla birlikte dördüncü kata çıktık ve derneğe girdik. Bu arada bir grup merdivenleri yukarıya kadar denetime aldı, diğer grup da iş hanının dışındaki ÜGD sloganlarını güpegündüz temizlemeye başladı. Son grup da en dışta onları koruyordu.

Derneğe girdiğimizde sabaha kadar yazı yazmış ekibin bir kısmının odalarda uyuduğunu gördük. Bir kişi bizi karşıladı. Durumu anlattık. Ben “ayıp ettiklerini, bunu yapmadan önce kendi binalarının duvarlarına yazı yazmayı başarmaları gerektiğini” filan söyleyince, burnunu indirmeden “biz onları yapacağız” dedi. “Gerek yok, bizim arkadaşlar şu an bu işi aşağıda yapıyorlar. Bunun utancı da size yeter!” dedik. Donup kaldılar… Şimdi psikiyatr doktor olan bir arkadaşımın o sırada dayanamayıp derneğin duvarındaki birkaç afişi yırtmasına da kızdık. Dışarı çıktığımızdaki manzara güzeldi. Çevrenin şaşkın bakışları altında bu duvarları badanalamalı mı badanalamamalı mı sorusunun yanıtı veriliyordu. Duvarlar kireç boya ile bembeyaz yapılmıştı.

İçimiz rahat, göğsümüzü gererek oradan ayrıldık. Şiddet kullanmadan, şiddete bulaşmadan, zekice bir yanıt vermiştik. Bu “eylem”, bizim yöredeki farklılığımızı belirgin kılan özel örneklerden sadece birisiydi.

Sonraki yıllarda yaşam bizim bu kadar zekice davranmamıza izin vermemiş, ne yazık ki bu kadar temiz kalmayı başaramamıştık. Slogan yazma biçiminde başlayan rekabet o dönem solunun, –biz de içinde- şiddet karşıtlığı konusunda tutarlı olamayışı nedeniyle giderek halktan koparak, bir iç çatışma sarmalının içine düşmesini getirmişti. 12 Eylül cuntasının halkın önemli bir kısmının gözünde kurtarıcı olarak görünmesinde bu tür eylemlerin de ne yazık ki payı vardı. Ki sol henüz bu döneminin tutarlı bir öz-eleştirisini de yapmış değil.

Roni Margulies’e geçmiş olsun diyerek, sözlüklerde bir yıl önce yer almış İbrahim Kaypakkaya ile ilgili yazıma, küçük eklerle birlikte yer veriyorum.

* http://www.uludagsozluk.com/e/3411291/ 

Sözlük yazıları: İbrahim Kaypakkaya

“12 Mart öncesi devrimci gençlik hareketinin, Mahir Çayan ile birlikte eli en kalem tutanlarındandır; önderliğini Doğu Perinçek'in yaptığı Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) grubuyla sonradan yollarını ayırmış, TKP ML'yi kurmuş ve Perinçek grubunun en ayrıntılı eleştirisini, daha radikal bir açıdan da olsa, o yapmıştır; PDA eleştirisine ihtiyaç duyan ama başka gruplardan olan çok sayıda kişi, Mahir Çayan'ın Kesintisiz Devrim yazılarından olduğu kadar Kaypakkaya’nın pelür kağıtlara yazılıp çoğaltılmış notlarından da yararlanmıştır;

Akranları arasında Kemalizm’den en net kopuşun çabasını göstermiştir. Dönemin Sovyetler Birliği'ni Çin Komünist Partisi yanlısı bir yaklaşımla sosyal emperyalist olarak nitelemiş -ölümünden sonra taraftarları Arnavutluk Komünist Partisi'nin çizgisine yönelmiştir-; Kendisi ne Marksizmi, ne komünizmi yeterince bilen, aniden politikleşen genç bir kuşağın önde gelen temsilcilerindendir; işkence karşısındaki cesur tutumu nedeniyle adı efsaneleşmiştir.

Dönemin romantik etkilenmelerinin de (Vietnam, Filistin, Küba) itmesiyle, yanlış ve radikal bir beklentiyle, köylerde ve şehirlerde gelişecek gerilla mücadelesine bel bağlayan, kötü bir strateji ve hatalı tahliller sonucunda yapılmış hayali bir devrimci durum saptaması onun da çıkmazı olmuştur. Kendisi de içinde bir avuç genci devlet güçlerine ezdirten ve eleştirilmesi gereken liderlik yönü genellikle gözardı edilir. İşkencede ölmesi ve kararlı tavrı, bu açıdan eleştirilmesini hep ikinci plana itmiştir.

Onun anısına saygılı olmak, onun naiv ve çocuksu isyan girişimini, 36 yıl önce yaptığı yanlışlıkları anlamaya çalışmak; işkencecileri ve insanlık onuruna ters düşen diktatörlük rejimlerini ise lanetlemektir.

Dünyada hiç bir değişiklik yokmuş gibi aynı devrim türkülerini ısıtıp öne sürmek demek; yeni işkencelere yeni kurbanlar hazırlamak demek, Kaypakkaya'yı, Denizleri, Mahirleri -onların yanlışını, doğrusunu- hiç anlamamış olmak demektir.

Zaten 68 kuşağının kimi yanlış temsilcileri oturup düzgün bir geçmiş özeleştirisi yapacaklarına, sahte bir geçmiş senaryosu yazarak olmadık bir devrimciler topluluğu yaratmaya çabalıyorlar. Bu kişilerin bir kısmı da kanımca hala 1968’de kalmış ama dünya aynı yerde değil, mesele budur.

Kaypakkaya diğer bir çok gençlik eylemcisi gibi putlaştırılmayı hak etmiyor. Unutulmasın ki, eleştirilebilenler daha uzun yaşar, putlar ise bir gün kırılabilir.” -18 mayıs 2008 nuhungemisi-

nuhungemisi

31 Ağustos 2009

-------

Margulies'e saldıranlara ÖDP'den destek: 'Renkli bir eylem'

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/haberler/haber.php?haber_no=2911



ÖDP, şair Roni Margulies'e yönelik boyalı saldırıyı sahiplendi / Radikal

Şair, yazar, gazeteci Roni Margulies'e yönelik ÖDP'lilerin yaptığı boyalı saldırıyı ÖDP Genel Başkan yardımcısı İşleyen 'demokratik ve renkli' bir eylem diyerek sahiplendi. Oysa eylemi Genel Başkan Alper Taş 'tasvip etmiyoruz' diyerek kınamıştı

Şair, Taraf gazetesi yazarı, DSİP üyesi Roni Margulies'e ailesi ile yemek yerken yapılan boyalı saldırıyı ÖDP sahiplendi. ÖDP Genel Başkan yardımcısı Önder İşleyen bir basın açıklaması yaparak daha önce Genel Başkan Alper Taş'ın 'tasvip etmiyoruz' dediği saldırının 'demokratik ve renkli' bir eylem olduğunu iddia etti.

Haftalık gazete ‘Sosyalist İşçi’de “Mahir, Hüseyin, Ulaş” başlıklı yazısında ÖDP’yi eleştiren, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyesi ve Taraf Gazetesi yazarı şair Roni Margulies, perşembe günü Beyoğlu’nda bir lokantada ailesiyle akşam yemeği yerken, ÖDP’li dört kişinin ‘yeşil boyalı’ saldırısına uğramıştı. Hürriyet gazetesine konuşan Margulies, “Mafya bile insanlara ailelerinin yanında dokunmaz. Bunlar mafya bile değil tam bir serseri sürüsü” demişti.
Haber üzerine açıklama yapan ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ise “ÖDP’de bir yazara saldırı kültürü yok. Biz bunu tasvip etmiyoruz. gereği yapılacak” dedi. Daha önce de İşçi Partili gençler ‘dalkavuk’ diyerek Roni Margulies’e sözlü saldırıda bulunmuştu.

ÖDP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI İŞLEYEN: DEMOKRATİK VE RENKLİ EYLEM

Bugün olayla ilgili basına açıklama yapan ÖDP Genel Başkan yardımcısı Önder İşleyen ise Genel Başkan Alper Taş'ın söylediklerini yalanlayarak herkesi şaşırttı. İşleyen basın açıklamasında şöyle dedi: Taraf Gazetesi yazarı ve DSİP üyesi Roni Margulies'e, parti üyesi genç arkadaşların yeşil boya dökmesi ile ilgili olarak son günlerde gazetelerde ve internet sitelerinde yapılan yorumlarla olay bilinçli olarak saptırılmaya çalışılmaktadır. R.Margulies yönelik tepkinin nedeni, onun, uğruna bedeller ödenerek yaratılmış devrimci değerlere yönelik provakatif ve saldırgan tutumudur. Bu eylemle arkadaşlarımız, kendi inisiyatifleri doğrultusunda, Roni Margulies‘in bu çirkin saldırılarına tepkilerini ortaya koymuştur. Şiddet içermeyen demokratik bir eylemdir ki bu tür renkli eylemler dünyanın her yerinde gerçekleştirilmektedir.

'TEPKİ GÖSTERSEM KAVGA ÇIKARDI'

Roni Margulies ve Alper Taş'ın ise olayla ilgili yorumları şu şekilde olmuştu:

Başından aşağı boya dökülünce büyük bir şaşkınlık yaşadığını belirten Roni Margulies şunları söyledi: “Tepki göstersem kavga çıkardı. Yanımda ailem var diye hiçbir tepki göstermedim. Ben tepkisiz kalınca çevredekiler ve garsonlar da bunu bir saldırı olarak algılamadı. Karşılık verseydim o çocuklar fena sopa yerdi. Yaşadıklarımı ailem de anlayamadı. Onlar siyasi insanlar değil. Ailemdeki tek solcu benim. Dolayısıyla anlatmakta da zorlandım. Çok endişe duydular. Bu kişisel değil siyasi bir saldırı. Benden kişisel olarak özür dilemelerine gerek yok. Ama siyasi görüş farklılıklarını böyle sürdürebileceklerini düşünenlerin hâlâ mevcut olduğunu bilmek gerçekten üzücü.”

Türkiye’de bir süredir çok ciddi siyasi kamplaşmaların yaşandığını belirten Roni Margulies, “Darbeye karşı çıkanlar ve çıkmayanlar, Ergenekon Davası’nın arkasında duranlar ve durmayanlar, her koşulda demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti savunmayı düşünenler
ve düşünmeyenler kamplaşma halinde. Toplumdaki bu saflaşma solun içinde de yaşanıyor. Bence sorunun temeli bu” dedi.

ALPER TAŞ: DİSİPLİNE SEVK ETTİK

ÖDP Genel Başkanı Alper Taş saldırıyı düzenleyen dört üyeyi tespit ettiklerini ve Disiplin Kurulu’na sevk ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Kendilerince demokratik protesto yapmışlar. Ben DSİP Başkanı Doğan Tarkan’ı arayıp üzüntülerimi bildirdim. Bizim tasvip ettiğimiz, doğru bulduğumuz bir şey değil. 12 yıllık tarihimizde çeşitli siyasi çevreler bize hiç hak etmediğimiz eleştiriler yöneltip hakaret ettiler. Ama bizim kültürümüzde ve anlayışımızda böyle bir şekil yok. Bunu benimseyip kabul etmemiz mümkün değil. Roni Margulies’in yaptığı eleştirilerden rahatsız olan gençler çok yanlış bir hareket yapmışlar.”

31.08.2009

-----------------------------------------------------------------------------------------

Roni Margulies'in tartışma başlatan yazısı ise şöyleydi:

12 Temmuz 2009 20:09 / SOSYALIST ISCI Gazetesi

Mahir, Hüseyin, Ulaş...

Roni Margulies

"Nazım Hikmet'in doğum günüydü. İsviçre'de Türklerin bir derneğinde yapılan kutlama toplantısına davet edildim. Yıllar geçti, neler dediğimi hiç hatırlamıyorum, ama ne demişsem, konu oraya nasıl gelmişse, bir arkadaş kalktı, "Sen Kaypakkaya geleneği hakkında nasıl böyle konuşursun!" dedi.
Dur, dedim, şu cümleyi biraz düşünelim. "İbrahim Kaypakkaya geleneği" kavramının üzerinde biraz duralım.

Kaypakkaya'nın devrimciliğinden, kararlılığından, cesaretinden kimsenin kuşkusu olamaz herhalde. Ama 24 yaşında öldürülen bir delikanlıdan söz ediyoruz. Yabancı dil bilmeyen; Marxist klasikler bir yana dursun, Mao'nun eserlerini bile doğru dürüst okuması mümkün olmayan, okuduğu kadarını da berbat tercümelerden okuyan bir delikanlı. Yazdıkları, bir avuç polemik makalesinden ibaret olan, daha fazlasını yazmaya vakit bulamayan bir delikanlı. Öğrenciliği bırakıp silaha sarılan, ömrünün son yılını dağ başlarında çatışmakla, kaçmakla geçiren bir delikanlı.

Nasıl bir "gelenek" olabilir bu? Bu delikanlının dünya işçi sınıfı hareketine katkısı ne olmuş olabilir? Dünya emekçilerinin deneyimlerine, bilgisine, teorilerine neler eklemiş olabilir? "Marx, Engels, Lenin" dedikten sonra, bunların yanına bir de Kaypakkaya'yı eklemek biraz garip olmaz mı?
Ve bugün siyaset yaparken, dünyayı anlamaya ve değiştirmeye çalışırken, 35 yıl önce ölmüş ve kısacık hayatında devlete meydan okumak dışında pek fazla bir şey yapmaya vakit bulamamış bir gencin "geleneği" mi ışık tutacak bize?

Yıllar önce İsviçre'deki önemsiz bir toplantıda konuşulanlar nereden mi geldi şimdi aklıma? ÖDP kongresinin fotoğraflarına bakarken geldi.
Kongre salonunda duvarlara asılmış afiş ve flamalar dikkatimi çekti.
Flamalardan birinde, Mahir Çayan'ın resminin altında "Devrim geleceğe aittir ama onun kadar geçmişe ve şimdiki ana bağlıdır" sözleri vardı.
Vay be! Mustafa Kemal'in "İstikbal göklerdedir" ve "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" vecizelerini düşünmeden edemedim. Çok önemli ve derin gibi görünüp de hiçbir şey söylemeyen laflara hayranlık duymuşumdur hep.
Bir başka flamada Çayan, Deniz Gezmiş ve Kaypakkaya'nın resimlerinin altında "Geçmişimizle geleceğimizle umut saçıyoruz" yazılıydı.
Bir diğerinde "Sinan'a sözümüz, Halk iktidarı".

En hoşuma gideniyse şöyleydi:
"Söyleyin dağlara, rüzgara
yurdundan sürgün çocuklara
düşmesin kimse yılgınlığa
geçit vardır yarınlara".

Türkiye kıyasıya bir mücadelenin yaşandığı, darbe ihtimalinin hiç gündemden düşmediği, her allahın günü yeni bir andıç, Genelkurmay basın açıklaması, yeraltı silah deposu veya muhtıra ile karşılaştığımız bir dönemden geçiyor. Bir yandan bunlar yaşanırken, öte yandan ekonomik krizin etkisi her gün daha ağır hissediliyor, işsizlik artıyor, işyerleri kapanıyor, irili ufaklı direnişler patlak vermeye başladı. Ve tabii Kürt sorununda önemli bir eşikte durduğumuzun işaretleri var.
Bütün bunların yaşandığı bir dönemde, halk iktidarını amaçlayan, ülke sorunlarına çözüm üretme iddiasında olan, devrimci bir parti neleri öne çıkarıp duvarlara asıyor? Sinan, Mahir, Deniz, İbrahim! Ve okuyana gaz vermek dışında hiçbir anlamı olmayan şiirsel sözler!

Kaypakkaya ile Çayan'ın bir suçu yok elbet. Ölümlerinden neredeyse 40 yıl sonra Türk solunun geniş kesimlerinin hâlâ aynı sloganları tekrarlıyor olacağını, yepyeni ve çok farklı koşullar ve sorunlar karşısında tek bir laf etmiyor olacağını nasıl bilebilirlerdi ki?"

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.