Saklambaç - Ayşegül Yeşilnil
10 Aralık 2007 05:34 / 2138 kez okundu!
"Sanattaki 60. ışık yılım ve yine bu yıl varoluşumun 80. yılı…" dedi Yıldız. Bu sözleri duyan Dolunay ise gülümsedi… Sonra tüm dikkatini ona vererek dinlemeye başladı… Konuştu Yıldız… Hem diğer sanatların, hem de temsil ettiği tiyatronun, hak ettiği ilgi ve saygınlığı bunca ışık yılına rağmen göremediğini anlatan bir çok cümle söyledi... Anlattıklarının sonuna doğru ise;
"Utanıyorum" dedi…
Gülümsemesi sustu Dolunayın…
Konuştu Yıldız…
“Yıllardır ışık saçtığımız bu gezegendeki bazı canlıların, sahnelerimizi yok edip, sahte tanrılara kurban etmek istediğini duymamız hepimizi çok üzdü...”
Kırlangıç çırpıntısı geldi telaşla…
“Zaten her taraf onların tuhaf yerleriyle dolu değil mi?...” dedi. Ama çok hızlı uçtuğundan, ne dediğini kendisi de duyamadı…
Yine konuştu Yıldız…
Bir zamanlar, Kaf dağının ardında, benzer bir durum yaşanmış… Yıkım kararına karşı tüm diyar ayağa kalkmış ve sahte tanrılara kurban edilmek istenen sahne kurtarılmış…
Ama kanımca "İnsanlık yok olmadıkça tiyatro da ölmez” dedi.
İnsanlık "yok" olmadıkça...
Oysa ki sanat için bunca ışık yılı, onca gözyaşı, ter dökülmüştü… Bir çok yıldız emek vermiş, yaşamını adamış, pırıltısını armağan etmişti...
"Diğer yıldız kümelerinin güvenle parıldamalarını sağlamak bir yana, artık ne yazık ki, onları bulundukları yerde bile koruyamıyoruz… Gecenin içine kayıp gidiyor bazılarımız… Ne yazık ki, bizleri parıldarken değil, kayarken işaret ediyorlar… Üstelik aralarında dilek tutanlar bile oluyor…” dedi.
Her zamanki vakur ve güzel bakışlı gözlerindeki ışık, biraz sönmüş, üzülmüştü...
Dolunay da üzüldü...
Işığın parıldamasını zorlaştıran başka diyarlar da var mı acaba? diye düşündü…
Yıldızın, bunca ışık yılı aydınlattıklarına söyleyeceklerinin "Utanıyorum, üzülüyorum, kırılıyorum” olması, çok ama çok düşündürücüydü…
Ancak Yıldızın içindeki minicik Umut ışığı; “Direnmeli” diyordu. Tüm ışıkları utandırıp üzen, söndürmeye çalışan canlıların çoğunlukta olduğu bu diyarda, sadece direnmeye devam etmeli…
Sen ve diğerleri…
Minicik Umut ışığı dayanamayıp derin bir nefes aldı ve kendisini bile şaşırtan en yüksek sesiyle haykırdı:
"İnsanlık yok olmadıkça…" diye,
"İnsanlık yok olmadıkça, sanat ölmez!”
Zaman bitti...
”İyi geceler” dedi, gitti Yıldız…
Ekran ışığına konuk olduğu bir gece, söylemesi gerekenleri söyledi, diğer ışıkları temsil etti ve 80. yaşının yanına doğru süzüldü gitti… Bu zarif ışığın yeryüzündeki adı Yıldız KENTER idi…
Şimdi, bulunduğu gezegenin diyarında, “Hayal Hırsızları”nın sahneye koyduğu kapalı gişe bir oyun oynanıyor… Senaryo müthiş ama replikler ölüm sessizliğinde…
Adı: Saklambaç
Başrol oyuncusu: İnsanlık
Ebe: Sanat
Dekor: Zifiri karanlık
Ancak başrol oyuncusu, dekorun içine öylesine saklanmış ki, saklanırken kendisi de kaybolmuş…
Bir türlü sobelenemiyor…
Kırlangıç çırpıntısı çok sıkıldı sonunda… Gidip Dolunay’a seslendi…
Ey Dolunay! Ne yapmalılar?
Çok düşündü Dolunay…
Çok düşündü Dolunay…
Sonra Kırlangıç çırpıntısının kulağına fısıldadı… ”Söylemeni istediğim şu” dedi.
“Karanlıkta yönünü kaybedenler sadece Yıldızların ışığını dinlemelidir… Çünkü, hayatın doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi, onların pırıltısında gizlidir”...
Ayşegül YEŞİLNİL
www.yesilnil.com
aysegul@yesilnil.com


