Suçlu ama ondan lütfen nefret etme
19 Nisan 2009 23:52 / 1867 kez okundu!
OKUYUCU-THE READER
YÖNETMEN: STEPHEN DALDRY
OYUNCULAR: KATE WINSLET, RALPH FIENNES, DAVID CROSS
Holokost Yunanca kökenli, kurbanların yakılarak Tanrılara adandığı ayinleri tanımlamak için kullanılan bir sözcük. İkinci Dünya savaşı sonrası Anglo-saksonlar tarafından, Almanlar tarafından sistematik bir şekilde yakılan milyonlarca Yahudi ve azınlık insanın ortak kaderini tanımlamak için benimsendi.
Yetmişli yılların sonunda gösterilen dört bölümlük bir TV dizisi bu sözcüğü tüm dünyaya benimsetti. Bu dizinin dönemin Milli Cephe Hükümeti tarafından ülkemizde gösterimine izin verilmedi. Amerikan Sineması’nda bu konu üzerine çevrilmiş onca film arasında toplama kamplarında yaşanmış olan dehşet, Almanları kendi geçmişleri ile bir hesaplaşmaya mecbur etti. Almanya’nın resmi tarih kitaplarında yer almayan bu geçmişi bu filmlerin kılavuzluğunda keşfetti yeni nesiller. Nazilerin acımasız olduğu bu filmlerde seyircinin empati kurmayı başardığı herhangi bir Alman suçlu olmadı.
Anımsayabildiğimiz kareleri şöyle bir gözümüzün önünden geçirelim; Schindler Liste’sinde Ralph Fiennes’in canlandırdığı Nazi subayı Amon Goeth evinin balkonundan tutuklu Yahudileri büyük bir haz ile avlar, Piyanist’te sokağın ortasında Polonyalı Yahudilerin kafasına kurşun sıkan Naziler, savaş içinde geçmeyen konusuna rağmen Marathon Man’de Laurence Olivier’in canlandırdığı acımasız ve katil ruhlu yaşlı Nazi Weisser Engel seyircide her zaman nefret uyandırmış karakterler olarak yer etmiştir hafızalarda. Okuyucu, tüm bu ezberleri bozmaya aday bir film. İlk kez bir Nazi suçlu seyirciden bir empati, anlayışlı bir yaklaşım talep ediyor. Bernhard Schlink’in çok ödüllü aynı adlı romanından sinemaya uyarlayan Stephen Daldry, baş karakter Hanna Schmitz’i Kate Winslet’in olağanüstü oyunculuğuna emanet etmiş. Winslet bu yıl kendisine Oscar Ödülü’nü kazandıran rolde tek kelime ile harikalar yaratıyor. Karakterin seyircide yarattığı özdeşleşme duygusu büyük ölçüde bu olağanüstü performansın bir eseri oluyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği günlerde onbeş yaşındaki Michael Berg kendisinden yaşça çok daha büyük Hanna ile cinselliği tadar ve öğrenir. Hanna oldukça farklı davranan bir kadındır, şefkat ve sertlik onun davranışlarında içiçedir. Günün birinde kadın aniden ortadan kaybolur. Yıllar geçer Michael hukuk öğrenimi sırasında öğrencilerin gözlemci olarak katıldıkları bir savaş suçluları mahkemesinde Hanna’nın SS memuresi olarak çalıştığını ve 300 yahudinin yanmasına göz yumduğunu öğrenir. (1).jpg)
Hanna karakterinin yarattığı empati öncelikle işlediği suçun ağırlığını dürüstçe kabul etmesi yanında okuma yazma bilmemesine rağmen yazmadığı bir raporu üstüne alma cesaretinden kaynaklanıyor. Örneğini çok kez izlediğimiz bir savunma yapıyor: ‘onları serbest bıraksaydım, kaos olurdu’ şeklinde sadece mecburen görevini yerine getirdiğini söylüyor. Okuma yazma bilmediği için toplama kampında çalışmaya mecbur bırakılan Hanna seyirci gözünde acizleşiyor. Kötü kaderinin kurbanı durumuna sokuyor. Bu Katarsis duygusunun ortaya çıkması için yönetmen Daldry oldukça çabalamış. Tersine bir duygunun olmaması için kadının Ausschwitz geçmişi hakkında hiçbir görsellik sunulmuyor. Olay bir gazete haberi gibi geçilmiş. Sonuçta her savaş suçlusu acımasız bir SS değildir ortaya çıkıyor. O da katledilen milyonlarca insan gibi bir kurbandır.
İki karakteri paylaşan üç oyuncu da mükemmel performanslar ile filmi sırtlıyor. Michael’in gençliğini oynayan David Kross Winslet’le oynadığı cüretkar sahneler de dahil hepsinin altından başarı ile kalkıyor. Fiennes ise yetişkin Michael Berg’de kafası karışık, yaşamını bir türlü düzene koyamamış adamda kendisinden alıştığımız başarılı performanslarından birisini tekrarlıyor. Winslet ise geçmişinden ve bugününden kaçan yalnız Hanna’yı az rastlanır bir ruhla canlandırıyor.
Okuyucu, bir çok yönüyle etkileyici bir film. Tek eksikliği ise Hanna karakterinin dizaynında ortaya çıkan duygu sömürüsü olsa gerek. Özdeşim ve katarsis seyircinin birkaç saat için gerçekleri gözden kaçırmasına neden olabiliyor. Önemli olan gerçeği tümüyle yitirmemek.
Emin Yeğinboy
19.04.2009



