Nuri Bilge Ceylan
05 Ocak 2009 00:46 / 2120 kez okundu!
Bu ay içinde CNBC’de Nuri Bilge Ceylan’ın beş filmi gösterime giriyor. Bana da bu filmleri kısaca tanıtmak ve yorumlamak düşüyor.
Bu ay içinde CNBC’de Nuri Bilge Ceylan’ın beş filmi gösterime giriyor. Bana da bu filmleri kısaca tanıtmak ve yorumlamak düşüyor.
Nuri Bilge Ceylan’ın kasabasını anlattığı Tarkovsky esintileri taşıyan Kasaba filmi ona uluslararası festivallerde ilk önemli ödüllerini kazandırır. İlk gösterimi 1998 Berlin Film Festivali'nde gerçekleşir ve burada Caligari Ödülü kazanır. 1970 yıllarının tipik bir Anadolu kasabasını uzun sekanslar ile anlatan Ceylan burada sıkışmış küçük yaşamları olduğu gibi, törpülenmemiş bir doğallık içinde yansıtır. Üç jenerasyon aile bireylerinin kendi aralarındaki ilişkileri, çekişmeleri 11 yaşındaki kız çocuğunun gözünden anlatılır. Aynı zamanda görüntü yönetmeni de olan Ceylan, siyah beyaz kareleri ile insan ve doğayı şiirsel bir dille birleştirir. Dört mevsimin arka fonu oluşturduğu doğal platolarda kah kar içinde kayıp düşen çocuklar, kah göç eden karanlık bulutlar, kah rüzgarın okşadığı mısır tarlaları serilir gözlerimizin önüne. Kendi doğduğu kasabada çevirdiği filmde annesi ve babası da önemli roller paylaşır.
Mayıs Sıkıntısı, NBC’ın 1999'da gösterime giren iç ve dış festivallerde ödüllere boğulan ikinci filmi olur. Çananakkale’nin Yenice kasabasına elinde kamera, kafasında film çekme isteği olan Muzaffer’in gelişi yerel halkı önce tedirgin eder. İlk filminde olduğu gibi yerel insanlar ile çalışan Ceylan, bir kez daha yaşamın normal akışını resmeder. Meşe ağaçlarını orman idaresine kaptırmak istemeyen baba, üniversite sınavından eli boş dönmüş akraba, anne hepsi normal yaşamın içinden karakterlerdir. Sımsıcak, sevgi dolu ilişkiler mükemmel doğa görüntüleri ile içi içedir.
Uzak, insan ruhunun kendisinden ne kadar uzaklara düşebileceğini görüntülerin ve sessizliğin gücüyle vurgulayan NBC‘ın sinema anlayışını mükemmel yansıtan bir film. Gemilerde iş bulma ümidiyle doğduğu, büyüdüğü toprakları terk edip İstanbul’da yaşayan kuzeni Mahmud’un yanına gelen Yusuf, onun evine bir süreliğine yerleşir. Yusuf’un iş bulması geciktikçe evdeki mevcudiyeti Mahmud’u rahatsız etmeye, adeta batmaya başlar. Kendi dünyasının içine çekilmiş, büyük kentte düşleri gerçekleştirememiş olmanın ezikliğini yaşayan Mahmut yalnızlığı yaşamının bir parçası haline dönüştürmüştür. Profesyonel fotoğrafçı olarak olmak istediği noktanın uzağında ıvır zıvır çekimler ile yaşamını kazanmaktadır. Kadınlar ile ilişkisi de sorunludur, sevgilisi kendisini terk etmiş, porno filmler seyrederek veya tek gecelik ilişkiler ile cinsel açlığını tatmin etmektedir. Mahmut köyden yeni gelmiş İstanbul’un yolunu yordamını bilmeyen bu gencin atılganlığından kendine zıt düşen dinamizminden hoşlanmamaktadır. Kendisi ne köylü kalmış ne de kent soylu olabilmiştir, kah porno, kah Tarkovski seyreden entel köylü konumunda arada sıkışmış bir bireydir. İnsanoğlunun kendisinden, kökünden ne kadar uzağa düşüp anlamsız bir bireyselliğe bürünebileceğini çarpıcı görüntüler eşliğinde, müziksiz bir sinema diliyle hissettirmeyi başarıyor Ceylan. Her iki kuzenin farklı karakterleri mükemmel oyuncu yönetimiyle ortaya çıkıyor. Film 2003'te 56. Cannes film festivalinde en iyi film ödülünü kazanırken her iki kuzeni oynayan MEK ve en iyi oyuncu ödülünü paylaşır. İlginç olan her ikisi de profesyonel oyuncu değildir.
İklimlerde, NBC kadın erkek ilişkisini ruhların değişen iklimlerine benzeştirir. Ona göre kadın erkek ilişkisinde mutluluk ulaşılması kolay olmayan sürekli aranacak bir şeydir. Bireysel duruşlar yalnızlığı çağrıştırır ve ilişkinin ruhunu öldürür. İsa ve Bahar arasındaki ilişki soğukluk ve iletişimsizlik labirentinde anlamsız bir varoluşa dönüşmüştür. İsa’nın Serap ile yaşadığı bir kaçamak Bahar ile arasındaki kopukluğu yaratmış veya arttırmıştır. İsa içe kapanık, sevgisini cümlelere dökmeye alışmamış, yaşama mesafeli duran bir öğretim üyesidir. Yaşamını hep bazı hedeflere kilitlemiştir. Kadın erkek ilişkisini bile böyle metalaştırmıştır. Yalnız, kendine dönük yaşamaktan sıkılmadığına kendisini şartlandırmıştır. Ama gerçek böyle değildir. Oyuncu olan Bahar ise içindeki iniş ve çıkışları her zaman kontrol edemeyen bir karaktere sahiptir. Ayrılırlar. Çoğu ayrılıkta olduğu gibi sorunlar çözülmez. İsa tekrar bir araya gelebilmek için çabalar. Sevgiyi ve mutluluğu tanımlamaktan, ona ulaşmaktan aciz iki çağdaş insan portreleridir. Bir araya gelseler bile sürdürebilmeleri mümkün değildir.. Bilhassa erkek dünyasının sığlığı, kadınlara yaklaşımdaki klişeleşmiş davranışlar Ceylan’ın gözlemleri olarak senaryoya yansımış. İsa’yı kendisi, Bahar’ı ise eşi son derece başarılı performanslar ile canlandırır. Ağrı’da çekilen kar sahneleri ise Ceylan sinematografisinin değişmez etkileyici görüntü geleneğinin yeni bir parçası olur. Film 2006'da 59. Cannes Film Festival’inde ve 2007'de 26. İstanbul Film Festival’inde En İyi Film Ödüllerini kazanır.
05.01.2009



