PALANDÖKEN, MİNİK BULUT, KUŞLAR... (1)
29 Haziran 2008 10:41 / 1680 kez okundu!
Gitmek ellerinin arasından sıyrılıp sıcağa karışacak biraz sonra. Uçmayı tutkuyla severken Ankara'da havaalanında beklemişsin çok mu? Şaşırtıcı gerçi poşet çayın demleme çaydan daha iyi gelmesi. Sahi niye pahalı buralar? Bereket gazetelerin fiyatı
Erzurum'a ilk gelişim...
Hava soğuk, üşüyorum insafsız.
Dağlarında küçük damlalar halinde kar!
Sürpriz etekleri yemyeşil.
Atatürk üniversitesi konukevi.
Ağaçlar, ağaçlar her yerde.
Sabahın erken saatlerinde akşamın ilk dakikalarında yıkanıyor ışıl ışıl.
Yapraklarının arasından minik damlalar düşüyor yağmur gibi.
Mis kokulu aşkı başlıyor zamanın.
Mutlulukla kuşları ağırlıyor dallarında.
Kendisine gösterilen ilgiye, şefkâte o da böyle yanıt veriyor olmalı.
Gölgesinden, serinliğinden geçip gidiyor öğrenciler, çocuklar...
Hüzün, yalnızlık duygusu bırakmıyor ilk fotoğrafı.
Güzel, şaşkın, arka sokaklarında yoksulluktan kapatılmış pencereler, kadınlar?
Yürüdüğüm yolların hepsi erkek neredeyse.
Kötü bir çift göz.
Bir an kırılıverdi içim. Biraz korktum galiba.
Sonra taş hanın dışarıya uzanan ışığından cesaret bulup avlusundaki koyunları, havuzundan serin serin akan suyu görünce dağılıp gitti endişe.
İki ayrı oltu taşı var.
Biri derinlerden çıkartılan. Bizim toprakların siyahı.
Diğeri Rus tarafının, toprağın yüzeyine çok yakın olduğu için ucuza giden "eş siyah".
Doğum cümlesi. Aynı yüzyıl aynı taş için bile hayat emek istiyor.
Hep kartpostallarda gördüğüm çifte minare karşımda yorgun.
Rüzgâr, soğuk, yağmur en önemlisi de insan yıpratmış.
Mavisi azalmış sanki.
Girişte kapının iki yanında tuhaf lâmbalar. Bizim oralarda balkona veya banyoya takılanlardan...
İçeride avlunun dört yanına asılı bayraklar ve sözler.
Bir grup turist. Almanlar galiba. Maçı merak etmiyorlar belki?
Bir adım daha ve fotoğraflara eklenen yazılarla açılmış bir sergi.
Toplu ölümler, acı, dışarıda görevi başında yitip gidenler, geçmişin karanlığı.
Dün unutulmasın ama öfke kalmasın artık yeryüzünde.
Olmaz mı?
İffet Diler
29.06.2008



