MUSTAFA MI, ATATÜRK MÜ?
01 Kasım 2008 13:07 / 1917 kez okundu!
Sonunda Mustafa filmi gösterime girdi ve eleştiriler ortalığı toz duman içinde bıraktı. Bu kez sinema eleştirmenlerinin yerini eski, yeni politikacılar, köşe yazarları, tarihçiler, sanatçılar aldı. Konu Atatürk olunca herkes söyleyecek bir şeyler bulu
Belgeseller yıllar süren geniş araştırmalar sonucu ortaya çıkar ve işlediği konuda en küçük detayı bile atlamamaya çalışır.
Can Dündar ve ekibi gerçekten itina ile çalışarak açılmamış arşivlere, Atatürk’ün gün ışığı görmemiş günlüklerine ulaşmayı başarmış. Atatürk’ün ayak izi olan tüm bölgelere gidilmiş; Selanik, Manastır, Karlsbad, Sofya taranmış, bulunan en ufak detay dağarcığa aktarılmış. Tüm bu çalışmalar Mustafa Kemal’i komutan, lider cumhurbaşkanı, devrimci kimlikleri yanında olduğu gibi normal bir insan olarak da tanımlayabilmek için yapılmış. Can Dündar’ın tanımladığı gibi onu Mustafa haliyle keşfetmek çabası verilmiş. Ve, ta başından bunun sonucunda ortaya çıkabilecek eleştiriler göze alınmış.
Bu kadar yoğun eleştiri ve hoşnutsuzluk bekleniyor muydu? Bence hayır.
İnsanlar kafalarında yaşattıkları güçlü Atatürk’ü normal bir insan olarak da tanımaya hazırlar mı? Yanıt büyük bir kesimde kocaman bir hayır olarak şekillendi.
Laiklik üzerine tartışmaların arttığı, Atatürk’ün ve devrimlerinin her zamankinden daha güçlü bir kalkan olması gerektiği bir zaman diliminde, onun doğal ve insani cephesiyle de gösterilmesi karşı tarafa verilen bir koz olarak yorumlandı.
Halk içinde görüşlerin bu denli farklı olduğu, mesafelerin arttığı bir dönemde ezber bozan yönlere açık bir Atatürk filmi tartışmaları akılcılıktan, itidalden daha çok duygusal tepkilere teslim etti.
Tartışmalara ve itirazlara yol açan bölümlerin bir bütün içinde küçük bir parçayı oluşturuyor olması bile filmin başarısını tartışılır hale getirmeye yetti.
Neydi bu bölümler?
Gerçekten yaşamının son yıllarını içine kapanık, yalnızlık içinde mi geçirmiştir?
Kürtlere özerklik verilmesini toprak bölünmeden nasıl düşünmüştür?
Yakın silah arkadaşları yanından niye uzaklaşmıştır?
Dini pragmatik bir yaklaşım içinde mi değerlendirmiştir?
Hayatına giren kadınlar ile olan ilişkileri bu kadar yüzeysel miydi?
Batı dünyasında zaman zaman diktatör olarak tanımlanmasının nedenleri neydi?
Can Dündar belgelerin ve arşiv görüntülerinin yardımıyla bu sorulara yanıt arıyor.
Atatürk gibi bir dehanın, bir savaş insanının sıradan insanlar gibi yaşamayıp, davranmaması, devrimleri gerçekleştirebilmek için hiçbir engel tanımaması kadar normal ne olabilirdi ki?
Ne kadar araştırılırsa araştırılsın her belgeselin bir takım varsayımlara teslim olması da kaçınılmazdır. Böylesine dolu geçen bir yaşamı iki saatlik bir belgesele doyurucu yanıtlar ile sığdırabilmek zaten mümkün değil. Bu durumda bir çok ayrıntı yüzeysel kalmak zorunda.
Ölümünün üzerinden yetmiş yıl geçmesine karşın Atatürk’ün yaşamı üzerine doyurucu bir sinema filmi olmadı. Uzun TV dizileri ile Can Dündar yıllardır bu görevi üstlendi.
Atatürk’ün yaşamının belirli dönemlerine odaklanan bir film izlenmesi doyuruculuğu açısından çok daha iyi bir proje olurdu.
Tekrar altını çizmek lazım; konu Atatürk olunca eleştiri olmaması imkansız.
Her şeyin ötesinde Can Dündar ve ekibini bu cesaretinden dolayı tebrik etmek gerekir.
Film teknik olarak mükemmel. Dört mevsim tablosunun açılış ve kapanıştaki geçişleri çok etkileyici.
Ne bu güzellikler, ne Goran Bregoviç’in müzikleri böylesine dolu bir yaşamı iki saate sığdırmaya kalkışınca yüzeysellik kaçınılmaz oluyor.
01.11.2008



