JUDITH, SAMSON VE HAŞHAŞİNLER - Ayşe Hür

05 Ekim 2007 02:23 / 3439 kez okundu!

 

"Geçtiğimiz aylarda Ankara’nın Ulus semtindeki alışveriş merkezi Anafartalar Çarşısı’nda yaşanan ve 6 kişinin ölümü, 100’den fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bombalı intihar saldırısı hepimizi derinden sarstı. Olay Güven Akkuş ad

HAŞHAŞİNLER

Tarihin her döneminde amacı uğruna ölümü göze alan insanlar ilgi çekmiştir. Eski Ahit’e göre, cesur Yahudi kadını Judith, Asur kralı Nabukadnezar adına ülkesini işgal eden komutan Holophernes’i önce güzelliği ile büyüler ardından da keskin bir bıçakla kafasını keser. Judith efsanesi Boticelli, Tinteretto ve Caravaggio gibi ünlü ressamların tabloları ile günümüze kadar taşınmıştır. Yine Hakimler Kitabı’nın 16. Bab’ına sözü edilen Samson’un kendini öldürerek başkalarını da ölüme götürmelerine dair hikaye de bugün neredeyse her dinden teröristin en çok atıfta bulunduğu olaydır. Ancak “intihar komandosu” denilince akla en çok 11. yy’da yaşamış olan Hasan Sabbah'ın fedaileri Haşhaşinler gelir. Hasan Sabbah, Şiiliğin Altıncı İmamı Caferü's-Sadık'ın 765 yılında ölümünden sonra oğlu İsmail'e biat edenlerin kurduğu İsmailiye mezhebine bağlı eğitimli biri Arap idi. 1091'de müritleriyle birlikte Hazar Denizi yakınlarındaki Kazvin bölgesinde, Rudbar Vadisi yakınlarındaki sarp kayalıklara kurulu Alamut Kalesi'ni ele geçirdikten ölümüne kadarki 33 yılı burada geçirdi ve yaşamı boyunca, siyasi rakiplerini saf dışı etmek için, fedaileri aracılığıyla suikastler düzenledi. İngilizce’de suikast karşılığı kullanılan "Assasinate" fiilinin Arapça “Haşhaşin” kelimesinden geldiği söylenir. Haşhaşinler, Hasan Sabbah’ın 1124’te ölümünden sonra da bölgedeki etkinliklerini sürdürmüşler, sonları 1256 yılında Moğol hükümdarı Hülagu’nun elinden olmuştu.


Radikal Gazetesi yazarı Avni Özgürel, geçen hafta bu konuya ayırdığı yazısında, 13. yüzyılda yaşamış ünlü İtalyan gezgin Marko Polo’nun seyahatnamesinden bir bölüme dayanarak, Hasan Sabbah'ın fedailerinin, içinde bol miktarda haşhaş bulunan meşhur içkiden içtikten sonra kendilerinden geçmiş biçimde bırakıldıkları “cennet” denilen bahçeye tekrar kavuşmak için Sabbah’ın emirlerini tartışmaksızın yerine getirdiklerini anlatıyor. Özgürel yazısını şöyle bitiriyor: “Sonuç malum… Başta Selçuklu İmparatorluğu'nun meşhur veziri Nizamülmülk olmak üzere, zamanın önde gelen birçok devlet adamının hayatı, Hasan Sabbah'ın gönderdiği fedailerin hançerleriyle noktalandı.”
Bu iddialardan Hasan Sabbah’ın fedailerini “haşhaş içirerek” eyleme razı ettiği meselesi epey tartışmalı. Bir kere Marko Polo, Alamut Kalesi’ni 1273’te ziyaret etmişti, dolayısıyla anlattıkları tamamen söylencelere dayanıyor. İkincisi bir çok tarihsel belge, Hasan Sabbah’ın son derece muhafazakar biri olduğunu, müritlerine kadınlarla ilişkiyi ve alkollü içkileri yasakladığı yazar. Ayrıca iki oğlundan biri cinayetle, diğerini de ayyaşlıkla suçlayarak öldürttüğü bilinmektedir. Bu yakıştırmanın, bir insanın ancak uyuşturucunun etkisi altındayken bu kadar gözü kara olabileceği yolundaki önyargıdan doğduğu sanılır. Büyük Selçuklu hükümdarları Alp Arslan ve Melikşah’ın ünlü veziri, Siyasetname adlı eserin yazarı, Nizamülmülk’ün Hasan Sabbah’ın fedaileri tarafından öldürüldüğü de kesin değildir. Bu ihtimal vardır, ancak başka kaynaklara göre bu cinayeti Melikşah’ın kendisi veya oğlunu tahta geçirmek isteyen Terken Hatun ya da Nizamülmülk’ün rakibi Tacülmülk işlemiş olabilir.


Son olarak, “Haşhaşi=Assassin=katil” sözcüğünün Batı dillerine Dante tarafından katıldığını belirtelim. Dante, ünlü eseri İlahi Komedya’nın Inferno (Cehennem) adlı XIX. şarkısında Dante "Io stava come 'l frate che confessa lo perfido asessin” diyerek kendini “kötü assasin’in günahını çıkartan bir keşiş" olarak betimlemişti. Yani “Kötülük” olgusuyla, "assassin= katil" sözü arasındaki bağı kuran Dante idi.


“DANTE GİBİ ORTASINDAYIZ ÖMRÜN”


Dante Alighieri, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ünlü 35 Yaş şiirinde yer alan “Dante gibi ortasındayız ömrün” dizesi ile hemen herkesin tanıdığı bir şair. Asıl adı Durante olduğu halde, kısaltılmış şekli olan Dante’yi kullanan şairimiz, 1265'te Floransa'da doğdu. 9 yaşından beri aşık olduğu Beatrice’yi kaybettiğinde henüz 25 yaşındaydı. Sonra Papaya kızdı, siyasete karıştı, 1301'de zimmetine para geçirmekle suçlanıp 36 yaşında Floransa’dan sürüldü. Arkasından ölüm cezasına çarptırıldığını öğrenince bir daha sevgili şehri Floransa’ya dönemedi. Bütün girişimlerine rağmen affedilmeyi başaramayınca, hayal kırıklığı içinde İlahi Komedya’yı yazmaya başladı. 14.233 mısralık bu dev eser şairin Cehennem, Araf ve Cennet'e yaptığı hayalî bir seyahatin öyküsüdür. Cehennem ve Araf’ta kendisine şair Vergilius rehberlik eder Araf’ın tepesinde büyük aşkı Beatrice ile buluşur.



Peki “yolun yarısı” meselesi nereden çıkmıştır? Bunun cevabı İlahi Komedya’da gizli. Şair, Cehennem bölümündeki Birinci Şarkı'ya “Hayat yolumuzun orta yerinde / Karanlık bir ormanda buldum kendimi…” (Nel mezzo del cammin di nostra vita mi ritrovai per una selva oscura ché la dritta via era smarrita) diye başlar. Bu an, 7 gün sürecek ilahî yolculuğun başlangıcı idi. O günlerin anlayışına göre 35 yaş, insan ömrünün yarısı idi. Bundan anlaşıldığına göre bu dizeleri 35 yaşında olduğu 1300 yılı baharında yazmıştı. O günün tarihini günü gününe verenler de var: 1300 yılının 7 Nisan'ı 8 Nisan’a bağlayan Paskalya’nın kutsal Cuma gecesi. İlahi Komedya’yı 1304’te yazmaya başladığı bilindiğine göre, şiiri daha önce kaleme almış, sonradan eserine dahil etmiş olmalı. Dante, 1321’de Ravenna’da muhtemelen sıtmadan öldüğünde henüz 56 yaşındaydı, yani “yolun tamamını” kat etmeye fırsat bulamamıştı.



BOMBA OLAYI


Osmanlı döneminde de “intihar saldırısı” denecek olaylar yaşandı. Bunlardan en ünlüsü 21 Temmuz 1905’te, Yıldız Camii'nden çıkan II. Abdülhamid’e yapılan suikasttir. Tarihe “Bomba Olayı” diye geçen suikastın ayrıntıları dönemin sansür uygulamaları nedeniyle ancak 1909’da ortaya çıkmıştı. Suikastı düzenleyenler, Anadolu'nun Vilayet-i Sitte denilen altı vilayetinde bağımsız bir Ermeni devleti kurmak isteyen Bakûlü Samoil Kayın (kod adı Hristofor Mikaelyan), kızı Robina Kayın ve Konstantin Kabulyan (kod adı Safo) adlı 3 Rusya Ermenisi idi. Ancak olayın arkasında Abdülhamid’i devirmeyi kafasına koymuş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin de olduğu anlaşılıyordu. Suikast timi Belçika’da pek çok bombalama olayına karışmış olup o sırada İstanbul’da bir şirkette teknisyen olarak çalışan “gedikli” anarşist Charles Edouard Jorris ve eşi Anna ile temasa geçmişti. Suikast, Viyana yapımı “machine infernale” denilen saatli bir bomba ile gerçekleştirilecekti. Titiz gözlemler sonunda Padişahın namazdan sonra caminin binek taşından arabasına 2 dakika 40 saniye sonra geldiği saptanmıştı. 100 kg. ağırlığındaki demir-çelik parçacıklarından oluşan bombayı taşımak için Viyana’da yaptırılan şık görünümlü arabayı çektirmek için dönemin ünlü ortaoyuncusu Kel Hasan’dan iki doru at satın alınmıştı. Olay günü, Madam Sofi Liparis, arabacı Sarkis, oğlu Mıgırdıç, seyiş Yervant Frankolyan ve arabacı Jorj Petri Varşamof’un (Kirkor Varşam) da katıldığı ekip Abdülhamid’i beklemek üzerine Saat Kulesi’nin altındaki yerlerini aldılar. Bombanın tam zamanında patlaması için uygun bir düzenek hazırlanmıştı. Bir anda İstanbul’un her yerinden duyulan korkunç bir patlama oldu. İnsan ve hayvan cesetlerinin kanlı parçaları, taşlar ve topraklar etrafa savruldu. Sonradan anlaşıldığına göre 26 kişi ölmüş, 58 kişi yaralanmıştı ancak Abdülhamid sağ ve salimdi…



Olayın en yakın tanıklarından olan Woods Paşa’nın anlattığına göre, Abdülhamid önce Şeyhülislam Cemalettin Efendi ile her zamankinden bir iki dakika ayak üstü sohbet etmiş, ardından da İstabl-ı Amire (Saray Ahırı) müdürüne bir dahaki selamlık törenine kadar arabası için yeni atlar temin edilmesini emretmişti. Anlaşılan bu iki konuşmanın neden olduğu birkaç dakikalık gecikme Abdülhamid’in hayatını kurtarmıştı. Rivayete göre patlamadan sonra, evhamı ile tanınan Abdülhamid kendini kontrol etmeyi başararak sadece “Ne var, ne oldu?” diye sormakla yetinmiş, ardından kılıç çekerek avluya doluşan süvari birliğine “Korkmayın, korkmayın” dedikten sonra saltanat arabasına atlayıp, dizginleri bizzat eline alarak oradan süratle ayrılmıştı.



Olayın ardından şehrin çeşitli semtlerinde baskınlar yapıldı. İddialara göre 148 kiloluk bir başka bomba ile, Osmanlı Bankası ve Galata Köprüsü’nü uçurmak üzere kazılmış yer altı tünelleri bulundu. Olayı soruşturmak üzere kurulan komisyon yüzlerce tanık dinledi, binlerce sayfa fezleke tuttu ancak yakalanan ve suçlarını itiraf edenlerden kimse cezalandırılmadı. Belçikalı anarşist Jorris affedildi ve hafiye olarak Anadolu’daki Ermeni komitacılarını takip etmekle görevlendirildi. Abdülhamid’in siyasi muarızlarından Tevfik Fikret, 1908’den sonra yayınlanabilen ünlü “Bir Lâhza-i Teahhûr” (Bir Anlık Gecikme) adlı şiirinde “Ey şanlı avcı, damını beyhude kurmadın / Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın” diyerek olayın başarısızlıkla sonuçlanmasından duyduğu büyük üzüntüyü dile getirirken, tarihçi Ahmed Refik olayı anlatırken “Osmanlı milletini Abdülhamid’in zulmünden kurtarmak için bu kahramanca hareketin Ermeni vatandaşlarımız tarafından icra olunduğu anlaşıldı” demişti. Ancak, 1909’daki 31 Mart Olayı’ndan sonra, Yıldız Sarayı’nda ele geçirilen belgeler arasında Bomba Olayı’na dair jurnallerin arasında Ermenilerin verdiği jurnaller de vardı.


Ayşe Hür

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.