Minnacık bir yaseminin kokusuyla... Yeniden.

16 Temmuz 2008 13:45 / 2056 kez okundu!

 

Bazen gülümsemeye çabaladığımız ve buna en çok ihtiyaç hissettiğimiz dönemlerde, sanki aniden cezalandırılırız... Önemsediğimiz insanlar tarafından kırılabilir ve onların hayatımızdan çıkması gerektiğini düşünürüz… Söylemek istediğimiz birçok cümleyi söylememeyi seçeriz. Cümleleri hassas teraziye koyarak mı söylemek gerekmektedir ya da davranışları sürekli kontrol altında tutup kendini bastırmaya devam etmek mi? Zarar verebilir olanlar, yanlış anlaşılabilir mi?

Zarar verebilir olanlar, yanlış anlaşılabilir mi olanlar, aslında söylenmemesinin daha doğru olduğu olanlar mı? Yapılmasını onayladıklarımız, yapılmasını hiç de onaylamadıklarımız… Hatta kınadıklarımız... Affetmenin erdem olduğunu bildiğimiz halde, bunu düşünemeyecek zamanlarda yaşıyor olma hallerimizin bize yaşatıldığı günler.

Karışık...

Üstelik böyle düşünmeye yönelmek bile, kişinin kendisine olan samimiyetine uzaklaşmasını sağlayıcıdır.

Kendi hayatımızın aşılması gerçekten imkânsız olan "kurallarını" yıkmanın, acemi bilincini yapayalnız yaşadığımız günlerde olabiliriz. Her ne kadar reddetmeye çalışırsak çalışalım, "büyüdüğümüzün" bedelinin bize en ağır şekilde yaşatılmaya çalışıldığı günlerin içinde olabiliriz…

Yetiştirilme şeklimiz, kazanmış olduğumuz değerlerimiz, edinmiş olduğumuz bilgilerimiz, bizlere yapılması ve yapılmaması gerekenleri söylerler…

Yapılması gereken ve gerekmeyenlerin karşısında durabilmek, en önemlisi koyulmuş olan "kuralları yıkma" cesaretini gösterebilmek, şarkı söylerken birden doğaçlama söylemeye geçebilme cesaretiyle paraleldir… Okyanusta, hiç bir şeyden "kaçmadan" yüzmek gibi... Yaşam boyunca, hep bunu seçmiş olabiliriz…

"Kuralları yıkma" aşamasının aslında tanımı zor...

Garip, panikletici, bazen de gülümsetici, bazen pişman edici, sıra dışı ama ne olursa olsun, dünyanın en güzel şeyi, tarifsiz.
Yapabilmek için kocaman bir yürek isteyen… Hatta bir değil binlerce yürek…

Tanımlanamayacak güzellikler adına yaşanacak olanlar için bu riske girme cesareti buna değer... Sonucu her ne olursa olsun, bunları sadece ve sadece yaşayacak kendimiziz.

Kimi zaman hayatımızın en önemli "doğaçlaması", sonrasını sözcüklerle bile paylaşabilme imkanımız olmadığı için ne yazık ki bu konuda "da" yalnız kalırız… Elbette sözlerden önemli olan şeyler de vardır… Duygular...

Duygular, en tepe ve en dip hisleri bir arada yaşayabilen insanlar için birinci derece önemlidir… Onlara ihtiyacımız vardır ve bu ihtiyaç birçok insandan fazlasıyla farklıdır…

Ancak, birinin önemlisinin, diğerinin önemsizi olma halinin hissettirilmesi bile ne yazık ki bağlantılarımızdaki gücün kaybını beraberinde getirir... Bu ise nazik değil, üzücü hatta kırıcıdır.
Sadece bağ yeterince güçlü ise çözümünü de yine kendi üretir.

Duygular?

Zaman zaman buzdağının sadece üstte görünebilen kısmı gibi küçücük bir bölümünü gösteririz... Bazen ise, duvarlar öreriz... Ancak en ağır ve acı olanı, bir şeyleri yok saymaktır, yok"muş" gibi davranmaktır…

Yok ise, "hiç" kadar değersizdir… Değersiz olan bir şeyin ise yaşamlarımızda yeri zaten yoktur... Bu, tüm insani duyularımız, bastırdığımız içgüdülerimiz için de geçerlidir...

Her şeyin, aslında bir bütün olduğunu zaman içerisinde öğrenmek durumundayız…

Hayat bize bunu sadece "zamanı" geldiğinde zaten öğretir... İşte o zaman, içinde yeşertilecek ya da yok edilecek ne varsa, bunu hayatın ta kendisi sunar ya da geri alır.

"Taşla örülü duvarlarla, yaşamın yeşili, zaten yan yana gelemez"…

Bazen düşüncelerimizi konuşurken toparlayamayabiliriz ama "gece" çoğu zaman yardımımıza gelir... Bazen resim yaptırır bazense şarkılar yazdırır... Bazen de beraberinde berrak cümleler getirir...

Hayatın bizlere söyleyeceği en anlamlı zamanlamayla, insanlara anlatacak birçok duygunun birikmesi süreci en hassas süreçtir. Bu noktada en önemlisi, kendi önemli nedenlerimizle ördüğümüz duvarları yıkma iznini, yine kendimizin vermesidir. Çünkü “umut ve heves” duvarlarımızın hemen ardında sadece bizlerin iznini beklemektedir...

Her şeye yeniden başlama isteği yüreğimize konuk olduğunda, içimizin yeniden yeşermesine izin vermiş oluruz… Sonrasında ise tanıdığımız, tanımadığımız, belki hiç bir zaman karşılaşamayacağımız bir çok yüreğin, aslında buna ne kadar çok ihtiyacı olduğunu öğrenmeyi yaşarız... Ancak bu öğrenmeyi yaşamak, duygularımızın çalkantı dönemleriyle hiç bir zaman eşzamanlı değildir.

"Yeniden" başlamaya karar verdiğimiz "o zaman", belki sadece, minnacık bir yaseminin kokusuyla yeniden kristal yüreğimizin kırılan parçalarını bir araya getiririz.

Böylelikle belki de yeniden bulutların üzerinde sek sek oynamaya devam eder, okyanusun derin sularında yeniden yüzeriz.
Kırlangıç çırpıntısının telaşlı sorularına, Dolunay’ın neler söyleyeceğini dinleriz.

Yeniden.

AYŞEGÜL YEŞİLNİL

16 Temmuz 2008

İstanbul

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.