İZMİR’DE BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ!...

18 Mart 2009 20:46  

 

İZMİR’DE BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ!...

Sevgili İzmirliler! 

İzmir, coğrafyasının verdiği imkanlarla uygarlık birikimini yaratmış güçlü bir simge kenttir.İzmir, yaşadığı felaketlerle yok olmanın eşiğine gelmiş ancak küllerinden yeniden doğmuş, tarihine sahip çıkmış bir kenttir.

İzmir, Anadolu’nun en batısında, hinterlandında verimli tarım topraklarından elde edilen ürünlerin ticari niteliği, yüzyıllar boyunca Anadolu üzerinden gelen Uzak ve Ortadoğu bağlantılı uzun mesafe kervan ticaret yollarının son durağı olması nedeniyle bir ticaret kentidir.

İzmir; Anadolu, Akdeniz havzası, Balkanlar, Kafkaslar ve Mezopotamya kültürlerini buluşturan, kendine ait özel bir folklor oluşturan, binlerce yıldır uygarlıklara beşiklik etmiş, çok kimlikli, çok kültürlü toplumsal yapıya sahip kent.

Böylesi zengin bir birikime sahip olan kentin karşılaştığı sorunları hiç kimse ve hiç bir gurubun tek başına aşması mümkün değildir.

Bu nedenle sizlerin karşısına ortak bir adayla çıktık. Bugünkü birlikte oluşumuz özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış, mücadelesi içinde bulunan güçlere yapılan bir çağrıyla başladı. Çağrı, “Demokrasiden yana, özgürlükçü, eşitlikçi, emek eksenli, sol bir siyaset seçeneği yaratmak, önümüzdeki dönemde öne çıkan gündeme ilişkin sözü, eylemi ve tutumu ortaklaştırarak, birlikte üretip birlikte başarabilmek için yan yana olduk. Hiç kimsenin ve herhangi bir kurumun önceliği, öncülüğü, belirleyiciliği olmadan herkesin aynı düzeyde özne olacağı ilişkiler geliştirmek ve birliktelik oluşturmak” amacını taşıyoruz.

Bu çağrıyla, İzmir’de bulunan farklı siyasi parti, grup, inisiyatif, sendika, meslek odası yöneticisi, demokratik kitle örgütü temsilcisi, kadın, gençlik, çevre hareketi aktivistleri, yazar, sanatçı, öğretim üyesi ve bireysel katılımcılarla ‘İzmir Birlikte Başaracağız Platformu’nu oluşturduk. Bu süreçte gündeme ilişkin farklı konularda açıklama ve etkinlikler yaparken, yerel seçimlere ortak adaylarla girmeyi de kararlaştık. Bu karar ve çağrının gereği olarak yerel yönetimlere ilişkin politika ve hedefleri belirlemek amacıyla iki günlük çalıştay gerçekleştirdik.

Bu kitapçıkta yer alan görüşler çalıştayımızın ürünü olup, tüm İzmirlilerle ‘Birlikte Başaracağız’ iddiasını taşımaktadır.

Özet olarak; İnsanı, doğayı, kentlerimizi sömüren kapitalist politikalara dur demek için , Belediye Yönetimlerinde saltanata son vermek için, Kentimizi sermayenin güdümünden geri almak için, Yoksulların, ezilenlerin, emekçilerin yüzünün güldüğü bir kent için, Yaşam alanlarıyla uyumlu planlama için, Hep barışı, hep yaşamı savunan belediyecilik için, İzmir’i barış ve kardeşliğin başkenti, Ege Denizi’ni barış gölü yapmak için yola çıktık.

Birlikte Başaracağız iddiamıza katılmanızı ve güç vermenizi istiyoruz.
Çünkü, tüm kaybedenlerle birlikte yerelden örülmeye başlayacak bir başka yaşam mümkündür.

Sevgiyle ve dostlukla güzel günlere. 

Arif Ali CANGI
Bağımsız İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı



İzmir Birlikte Başaracağız Platformu 

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Devrimci İşçi Partisi Girişimi (DİP), Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP), Mezopotamya Sosyalist Partisi-Girişimi (MESOP), Yeşiller Partisi İzmir Grubu, Sosyalist Emek İnisiyatifi (SEH), Demokratik Haklar Federasyonu, KÖZ, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Türkiye Gerçeği Gazetesi, Ürün Dergisi temsilcileri ile İzmir'de bulunan sendika, meslek odası yöneticisi, demokratik kitle örgütü temsilcisi, kadın, gençlik, çevre hareketi aktivistleri, yazar, sanatçı, öğretim üyesi ve bireysel katılımcılardan oluşmaktadır. 


GİRİŞ 

Sermaye, son 30 yıllık dönemde, emekçi sınıfların, ezilen halkların, dünyanın mazlumlarının ve ilerici insanlığın mücadelesinin görece zayıflamış olmasından aldığı güçle “küreselleşme” denilen taarruzu başlattı, “tarihin sonu”nu ilan edecek kadar pervasızlaştı ve dizginsiz bir hakimiyet peşinde koşarak kendi sûretinden bir dünya yarattı.

Dünyanın her yerinde işsizlik, açlık, yoksulluk ve yoksunluk her geçen gün çığ gibi büyüyor. Halen yaklaşık bir milyar insan, günde ancak 1 (bir) ABD Doları’nın altında gelir elde edebiliyor. Yoksulluğun pençesindeki yüz milyonlar barınma, beslenme, giyim, sağlık ve eğitim gibi en temel haklardan yoksun bir yaşam sürüyor.

Küresel kapitalizm, doğayı onun kendini yenileme ve yeniden üretme ritminden çok daha büyük bir hızla tüketip bozuma uğratarak; seller, büyük orman yangınları, çölleşme, kuraklık, dondurucu soğuklar, kavurucu sıcaklar, buzulların erimesi, karbon salımının artması, türlerin yok oluşu, ormanlık alanların ve biyolojik çeşitliliğin azalması, havanın, toprağın ve suyun zehirlenmesi gibi güçlü belirtilerle kendini duyuran ekolojik krize yol açıyor.

Bugün geldiğimiz aşamanın en özet görünümü bütün kıtaları ve ülkeleri etkisi altına alan küresel ekonomik büyük buhrandır.

Bunun yanında neo-liberal politikaların hegemonyası çökmüştür ve kapitalist küreselleşme bugüne kadar
sürdürüldüğü biçimiyle sürdürülüp ilerletilemez hale gelmiştir. Bu yüzdendir ki, servet ve kudret sahiplerinin bu yılki Davos toplantısına karamsarlık; Dünyanın öteki ucunda, Brezilya’nın Belem kentinde 150 bin kişiyi bir araya getirerek binlerce toplantıda tartıştıran Dünya Sosyal Forumu’na ise özgüven ve mücadele azmi hakimdi.

İnsanlığın dünyamızın olumsuz tablosunu bir yazgı gibi kabullenmediğini, 21. yüzyılın ilk on yılında yaratıcılığını sınayarak, yenilgi ve başarısızlıklarından dersler çıkararak güçlerini yeniden harekete geçirdiğini gösteren çok çeşitli işaretler var. Farklı kıtalarda ve ülkelerde eşitsiz biçimde gelişse de, bütün bileşenleri ve çok renkliliğiyle ezilen dünya silkinmeye, umudu diriltmeye başlıyor ve her şeye rağmen tarih sürüyor.

Türkiye’de ise küresel kapitalizmin tahribatına karşı mücadele yanında, Özgürlük, Eşitlik, Adalet, Barış ve Demokrasi en temel ve acil ihtiyaç olarak kendisini dayatıyor.

Kapitalistler kârlarını kolayca arttırabilsinler diye her türlü yasal ve fiili teşvik ve koruma olanaklarından sınırsızca yararlandırılırken; emekçilerin, çalışanların, ekonomik ve sosyal açıdan kendilerini güvence altına alabilmelerini sağlayacak başta grev ve toplu sözleşme hakkı olmak üzere sendikal haklarının önünde yasal ve fiili engeller bulunmaktadır.

Özelleştirmeler, teşvikler, vergi muafiyetleri, ücretlerin düşürülmesi gibi yollarla çok büyük değerler kapitalistlere aktarılırken, emekçilerin, çalışanların payına ise işsizlik, yoksulluk ve sefalet düşmektedir.

Binlerce yıldır halkların, farklı inanç ve kültürlerin iç içe geçmiş biçimde, bir arada yaşadığı bu topraklar üzerinde farklı etnik köken, din ve mezhepten olan yurttaşlar eşit değildir. Varlıkları, dilleri, kültürleri, inançları inkâr edilmekte ve ayrımcılık nedeni olmaktadır.

Özellikle son yıllarda bir yandan neo-liberal ekonomi politikaları hızla yaşama geçirilirken buna paralel olarak muhafazakar, otoriter, ayrımcı, milliyetçi, ırkçı tutum ve davranışların siyasal ve sosyal yaşamdaki hakimiyeti daha da artmıştır.

Cumhuriyet tarihi boyunca ısrarla uygulanan Türkleştirme politikaları nedeniyle yıllardır süregelen bir çatışma ve şiddet ortamında yaşıyoruz. Egemen militarist zihniyetin inkâr, imha politikaları ve çözümü asayiş sorununa indirgemesi savaşı ve şiddeti yaratıyor. Şiddet ortamı ise otoriterleşmenin, ırkçı ve milliyetçi saldırganlığın güçlenmesine elverişli bir zemin oluşturuyor.

Farklılıkları yok sayan, tek ulusun ve dinin hâkimiyeti fikrine dayanan, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan, kamusal/siyasal alanı daraltan 12 Eylül Anayasası ile yönetiliyoruz.

Tüm toplumsal kesimlerin kamusal siyasal alana etkin özneler olarak katılımlarını engelleyen yüksek barajlı bir seçim sistemi, kısıtlayıcı ve yasaklayıcı siyasi partiler ve yerel yönetimler yasası bulunmaktadır.

Bütün bunlarla birlikte ülkemiz uzun süredir liberal/muhafazakar – otoriter/milliyetçi eğilimler tarafından belirlenen bir saflaşmaya zorlanmakta. Bu kutuplar birbirini karşılıklı olarak beslemektedir. Emekçiler ve ezilenler bu saflaşmanın etkisiyle kendi çıkarlarına aykırı bir biçimde bölünmekte, kendi sorunlarına yabancılaşmaktadır.

Bizler ne istiyoruz?

Herkesin eşit yetki ve kanaat gücüyle katılabildiği yurttaşlar arası müzakere ortamında oluşturulacak eşitlikçi, özürlükçü ve demokratik bir anayasa istiyoruz.

Sürmekte olan silahlı çatışmaların ve şiddet ortamının derhal son bulmasını, Kürt sorunun barışçı ve demokratik yollarla çözümünü istiyoruz. Çünkü bu sorun, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engeldir.

Kadınların maruz kaldığı her türlü ayrımcılık, şiddet ve toplumsal cinsiyet rollerinin son bulmasını, bu büyük tarihsel haksızlığın giderilmesi için kadın haklarının pozitif ayrımcılık temelinde her alanda genişletilmesini ve ev içi emeğin kamusal olarak tanınmasını istiyoruz.

Tüm toplumsal kesimlerin kamusal/siyasal alanda etkin özneler olarak yer alabilmeleri için mevcut seçim sistemi, siyasi partiler ve yerel yönetimler yasasının değiştirilmesini istiyoruz..

Devletin bütün inançlara karşı eşit mesafede durmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, her türden inanç ve inançsızlığın özgürce yaşanabilmesinin kamusal güvence altına alınmasını, özgürlükçü bir laiklik için din ve inanç işlerinin devlet eliyle yürütülmesine son verilmesini istiyoruz.

Kamu çalışanları dahil tüm çalışanların, ekonomik, sosyal ve siyasal haklarını geliştirmek ve güçlendirmek amacıyla sendikal örgütlenme, toplu sözleşme ve grev haklarının önündeki tüm yasal, idari ve pratik engellerin kaldırılmasını istiyoruz.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin bir imkânı olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesini, mali ve idari olarak özerkleştirilmesini, çok kültürlü bir yerel yönetimin gerçekleşmesi için gerekli koşulların sağlanmasını istiyoruz.

İZMİR’İ ÖZGÜR, DEMOKRATİK VE HEPİMİZİN KENTİ YAPACAĞIZ”

Günümüzde Kapitalizmin Küresel Saldırısı Altındaki Kentler ve Yerel Yönetimler

Bugün dünya çapında sermaye hareketlerinin hacmi ve hızı, çok uluslu şirketlerin örgütlenmesi, bilginin üretim ve dolaşım süreçleri bize göstermektedir ki, küreselleşme denilen şey aslında kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yaşanan ekonomik küreselleşmedir.

Küreselleşmeyle birlikte, sermayenin kentlere ve yerel yönetimlere ilgisinde olağanüstü bir artış görülmekte, kente yeni tanımlar getirilmekte, yeni işlevler yüklenmektedir. Bu bağlamda, ekonomik gelişme ajanı olarak değerlendirilen kentler, yatırım ve sermaye çekmeye yönelik rekabetçi bir karakter kazanmış, sermayenin üretim, teknoloji, finans ve enformasyon işlevlerinin beynini oluşturan merkezler haline gelmiştir.

Buna karşın kent sakinlerinin büyük bir bölümü, bilhassa da emekçiler ve yoksullar kentin ekonomik ve sosyal etkinliklerinden, üretim ve karar süreçlerinden koparılmaktadır. Küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda parçalanan üretim yapısı sonucu iş güvencesinden yoksun, parça başı işlerde geçici sürelerle çalışabilen; kalabalık aile ortamlarında bireysel ihtiyaçları geri plana itilmiş; eğitim, sağlık gibi olanaklardan yararlanamayan; kapitalist sistem içinde dahi emeğini satacak bir yer edinemeyen; yaşam standartları ve beklentileri bakımından aralarında büyük uçurumlar oluşmuş milyonlarca insan kentte birbirine yabancı şekilde yaşamaktadır.

Kente dair tüm planlar yerel ve merkezi yönetimler ile büyük şirketler arasında varılan anlaşmalarla gerçekleştirilmekte, çalışanların, kadınların, gençlerin, engellilerin, yaşlıların, çocukların, hastaların kentsel ihtiyaçları, yani, insana dair olan pek çok ihtiyaç, kentsel planlamada dikkate alınmamaktadır.

Kentsel ‘gelişim/dönüşüm’ adı altında kentler tümüyle alınır satılır bir meta haline getirilmekte, bütün toplumsal hizmetler yerelleştirme adı altında özelleştirilmekte, yeni imar hakları verilerek kent mekânları talan edilmekte ve kent rantları sermayeye aktarılmaktadır.

Kentlere, kendilerini başarıyla pazarlayabilmeleri için demokrasi kılıfı altında yönetsel yapı ve süreçler önerilmekte/dayatılmaktadır. Aslında sivil toplum kuruluşları adı altında sadece sermaye örgütleri (sanayi, ticaret ve esnaf birlikleri vb.) ile devlet kurumlarının katılımını esas alan ve “yönetişim” diye de tarif edilen bir yapı gündeme gelmektedir. Böylece yerel yönetimler, emeğin yeniden üretimini sağlayan kamusal hizmet sunan işlevlerini bırakarak, sermayenin yeniden üretimini ön plana çıkarmaktadır.

En genel ifadesiyle kent mekânlarının erkekler tarafında tasarım ve kullanımı kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa ve şiddete zemin oluşturmaktadır. Mevcut toplumsal cinsiyet rolleri de olanak ve hizmetlerinin kullanımından karar süreçlerine katılıma kadar kent yaşamının her alanında yeniden üretilmektedir.

Kent merkezleri ve yerleşim alanlarında yer alan sanayi tesisleri ile bunların atıkları, doğayı, tarımı, yaşam alanlarını, su kaynaklarını, kültürel ve tarihsel değerleri tahrip etmekte, kentleri yaşanmaz hale getirmektedir.

Kentteki kültürel ve tarihsel mekânların korunmasına etnik ve dinsel ayrımcılık, mekân kullanım ve restorasyonlarına da ticari kaygılarla yaklaşılmaktadır.

Neoliberal ekonomi politikaların kırsal kesimdeki geleneksel ekonomik yapıları çözmesi sonucunda gerçekleşen göç hareketlerinin yanı sıra gerek çatışmaların yol açtığı şiddet ortamı, gerekse güvenlik güçlerinin uygulama ve operasyonları nedeniyle Kürtlerin yaşadığı zorunlu göç kentlerde aşırı bir nüfus birikimine yol açmıştır. Bu durum bir yandan kentlerin mevcut ekonomik, sosyal ve kültürel kapasitesini ve alt yapısını zorlamakta, diğer yandan göç edenler açısından işsizlik, yoksulluk, gettolaşma, değer yitimi, asimilasyon gibi yeni sorunlara yol açmaktadır.

Kentlerin kapasite ve olanaklarını zorlayan söz konusu nüfus birikimi, neoliberal politikalar ve küresel krizin yol açtığı olumsuz sonuçlar ile birleştiğinde, kentte yaşayan gelecek kaygısı ve hoşnutsuzluk içindeki diğer işsiz ve yoksul kesimleri ırkçı, milliyetçi kışkırtmalara açık hale getirmektedir.

Bir zamanlar uygarlığın ve kamusallığın mekânı kabul edilen kentler, artık milyonların tıka basa yaşadığı, gündelik yaşamın bir çileye dönüştüğü, suç oranlarında patlamanın yaşandığı, çeşitli türden mafyanın cirit attığı mekânlara dönüştü. Yine kentler, ulaşım ve yapılaşma tercihleri nedeniyle insanların yollardaki zaman kaybının ömür törpüsüne dönüştüğü, yaşam alanlarının, kültürel ve tarihsel değerlerin tahrip edildiği birer sorun yumağına dönüştü. Zenginler ise kendilerini toplumun geri kalanından yalıttığı korunaklı sitelerine çekilerek yaşamlarını sürdürüyor.

Bugünkü yerel yönetim yapısı içinde; idarenin tüm yerel yönetimler üzerinde, valilerin kendi illerindeki yerel yönetim organları üzerinde, Büyükşehir belediyelerinin de, ilçe belediyeleri üzerinde yoğun bir vesayet ve denetimi söz konusudur.

Belediye başkanları da, belediyenin tüm kararlarında, organlarında ve çalışanlar üzerinde tek söz sahibi konumdadır. Belediye meclisi ve Encümeni başkanlık iradesi dışında herhangi bir karar alamamaktadır. Diğer yandan belediye meclislerinin işleyişi ve toplanma süreleri de dikkate alındığında seçilmiş temsilcilerin belediyede etkin olamadığı ortadadır.

Mevcut durumda belediye meclislerinin oluşumu ve üyelerin temsil ettikleri toplumsal kesimlere bakıldığında seçimlerde kentte yaşayan tüm toplumsal kesimlerin temsil edildiği bir tablo karşımıza çıkmamaktadır. Belediye meclislerinde yerel ticari ve ekonomik yaşama egemen olan özel sektör unsurları ve arazi sahipleri temsil edilmektedir. Kamu yönetimi, patronlardan ibaret meclislere bırakılınca kamu varlıkları savunmasız kalmıştır.

NASIL BİR YEREL YÖNETİM GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ?
• Demokratik ve Katılımcı Bir Yerel Yönetim!

Kent, ona yaşam ve canlılık kazandıran kent halkınındır. Kenti kurmak, düzenlemek, yenilemek, bugünü ve geleceği üzerine plan yapmak, karar vermek yetkisi de emekçisi, kadını, yaşlısı, genci, çocuğu, engellisi ile tüm kent halkınındır. Halkın yaşadığı kente gerçekten ‘benim kentim’ diyebilmesi için, kent hayatıyla, düzeniyle ve geleceğiyle ilgili her konuda söz sahibi ve alınacak kararlara ortak olmalı. Ancak, mevcut temsili demokrasi mekanizmaları böylesi bir toplumsal perspektifi hayata geçirecek derecede yeterli ve kullanışlı değildir. Bu bakımdan kent halkının karar süreçlerinde söz sahibi, uygulama süreçlerinde denetleyici olmasına ve katılmadığı kararlara müdahale edip değiştirmesine, hatta beğenmediği yerel yöneticileri ‘geri çağırma’ sına olanak verecek doğrudan demokrasinin mekanizmalarını oluşturacağız.

Yerel Gündem 21 uygulamaları çerçevesinde zaman zaman kentimizde ya da başka kentlerde belediyelerin inisiyatifi ile ve belediye yapıları dışında olmak kaydıyla kent konseyleri/meclisleri adı altında, sivil toplum temsilcilerinin katılımlarıyla gerçekleşen örgütlenmeler oluşturulmuştur. Ancak, çoğunlukla yerel yöneticilerin demokrat görünme hevesleriyle başlatılan, geniş halk kesimlerini sürece katmayan, yerel yönetimlerin aldığı kararlara toplumsal meşruiyet kazandırmaktan başka işlevleri olmayan bu tür girişimler doğrudan demokrasi ve katılımcılık kavramlarının içini boşaltmaktadır.

Bu bakımdan mahalle, işyeri, okul, sendika, meslek örgütü vb. yerlerde, her birimin/alanın kendi özgünlüğüne uygun olarak en geniş katılımla oluşturulacak ‘halk meclisleri’ kentte doğrudan ve yerinden demokrasinin gerçekleştiği araçlar olacaktır.

Halk meclislerinde kente dair bir konuda karar alınırken önce o konu hakkında yazılı, sözlü ve görsel araçlar ile çok dilli, kapsamlı ve ayrıntılı biçimde bilgilendirilecek, yurttaşların; çıkarları için en iyisinin ne olduğuna birlikte karar verebilmelerini sağlayacak kavram, bilgi ve donanıma hâkim olacakları demokratik bir sistem oluşturulacaktır.

Kararlar, ikna yöntemine dayalı ve bir sosyal öğrenme süreci olarak konsensusla alınacaktır. Herkesin ikna olduğu tam konsensusa ulaşılamadığı durumlarda azınlıkta kalan görüşler yok sayılmayacak, uygulama süreçlerinde onların haklarını, görüş ve önerilerini de gözeten mekanizmalar oluşturulacaktır.

• Eşitlikçi Bir Yerel Yönetim!

Herkes belediye hizmet ve olanaklarından, etnik kökeni, dinsel inançları, mezhebi, sınıfsal konumu, cinsiyeti, cinsel yönelimi ve siyasal görüşleri nedeniyle
ya da başkaca bir nedenden dolayı ayrımcılığa uğramadan eşit olarak yararlanacaktır.

Eşitliği sağlamak için belediye hizmetlerini öncelikle çok dilli olarak gerçekleştireceğiz.

Alevi toplumunun yüzyıllardan beri uğradığı baskı, sindirme, yok etme ve asimilasyon politikalarına karşı kültürlerini ve inançlarını sürdürmelerine dengeleyici katkı sunacak, Cemevlerini ibadet yeri olarak kabul edecek, imar planlamalarında ibadet yeri olarak Cemevlerini de programlara alacağız.

Kadınlara yönelik tarihsel haksızlığın giderilmesi ve kadının hak mücadelesinin geliştirilip güçlendirilmesi amacıyla halk meclislerinin yanı sıra kadın meclisleri oluşturacağız.

Belediye hizmet ve olanaklarının adil paylaşımını sağlamak amacıyla kadın-erkek eşitliği birimleri oluşturacağız. Hizmetlere erişimi kolaylaştırmak için okuma yazma bilmeyen kadınlar için görevliler, anadili farklı olanlar için ise tercümanlar istihdam edeceğiz.

Gençlerin kent yaşamına ve karar süreçlerine aktif katılımının sağlayacak gençlik meclisleri oluşturacağız.

Engellilerin ve yaşlıların kent yaşamına ve karar süreçlerine aktif katılımını teşvik edecek, kendilerini ifade etmelerini kolaylaştıracak imkân ve mekanizmaları oluşturacağız. Kentteki her türden yapılaşma ve düzenlemeleri engelli ve yaşlıların engelsiz şekilde yaşam sürdürebilecekleri biçimde gerçekleştireceğiz.

• Dayanışmacı Bir Yerel Yönetim!

Her şeyden önce kenti birbirinden habersiz ve birbirine karşı ilgisiz büyük kalabalıkların bir arada yaşadığı bir mekân olmaktan çıkaracağız. Kente dair yabancılaşmayı kentlilik bilincinin oluşması ile aşacağız.

Kentimizde yaşayan ekonomik kriz mağdurlarını kaderleri ile baş başa bırakmayacağız, başta istihdam, barınma, beslenme, sağlık, ulaşım, eğitim olmak üzere kriz nedeniyle yaşanan tüm sorunlar karşısında toplumsal dayanışmayı geliştirip güçlendireceğiz.

Yaşanan sorunlara müdahale edecek ve çözüm üretecek ‘ekonomik kriz ile mücadele birimi’ oluşturacağız.

Emek örgütleri ve meslek odalarıyla işbirliği içinde istihdamın artırılması için çalışacağız.

Cinsiyetçi işbölümünün kadına yüklediği rollerden kaynaklı evde yaptığı işlerin toplumsallaştırılmasını
sağlayacak her mahallede kreş, ortak çamaşırhane ve yemekhaneler yapacağız.

Kadınların bir araya gelerek olanaklarını birleştirebileceği, emeklerini değerlendirerek dayanışmayı arttıracak kooperatifler kurmalarına yardımcı olacağız.

Zihinsel ve bedensel engelleri nedeniyle çalışamayan yurttaşların asgari yaşam standardına kavuşmasını güvence altına alacak, durumlarına uygun iş edinmelerini sağlayacak eğitim ve kurslar, burs ve yardım programları uygulayacağız.

Yaşlıların yaşamlarının son dönemlerini insan onuruna yaraşır biçimde, sevgi ve şefkat görecekleri, sağlıklı ortamlarda geçirebilecekleri gündüz ve gece bakım evleri, sosyal aktivite merkezleri ve onlara kendi evlerinde yardımcılık sistemini gerçekleştireceğiz.

Öğrencilerin yaşamlarını kolaylaştırıcı önlemler alacak, özellikle yoksul öğrencilere yönelik ücretsiz veya düşük fiyatlı gıda, giyecek ve barınma olanakları sağlayacağız.

• Şeffaf Ve Denetlenebilir Bir Yerel Yönetim!

Yerel yönetim bütçe ve faaliyetlerinin tümünü her düzeyde açık ve şeffaf olarak yürüteceğiz. “Halk Meclisleri” faaliyetlerimizin denetiminin en önemli aracı olacaktır.

Bütçe ve faaliyetlerimizin tümünü, periyodik olarak ve tüm ayrıntıları ile; yazı ve görsel basın, belediye binaları ve şehrin merkezi yerlerindeki ilan panoları, halk meclislerine ve sivil toplum kuruluşlarına ileteceğimiz raporlar yoluyla tüm kentin bilgi ve denetimine sunacağız.

Ağırlıkla reklam için kullanılan billboardlar halkın bilgilendirilmesi amacıyla kullanılacaktır.

Meclis oturumları yerel televizyonlar aracılığı ile canlı olarak yayınlanacaktır.

Alınan kararların ve toplantıların tutanakları düzenli olarak yayınlanacaktır.

Bilgi edinme hakkının kurumsallaşması için erişilebilirlik ilkesi mutlaka yaşama geçirilecektir.

İzmir geneline yayılacak iletişim merkezleri ile her türlü bilgiye ulaşarak günlük hizmet aksaklıklarının giderilmesi sağlanacaktır.

Gerek halk meclislerinin gerekse her yurttaşın, düzenli bilgilendirme raporları dışında gerekli gördükleri her anda, istedikleri her türlü ek bilgi, belge ve raporlara ulaşmasını sağlayacağız.

• Katılımcı Bütçeyle Çalışan Bir Yerel Yönetim!

Yerel yönetim hizmetlerinin hangi öncelikler ile kimlere, nasıl sunulacağına, bunun için de hangi yatırımların ve harcamaların yapılacağına halk meclisleri, söz konusu yatırım ve harcamaların hangi kaynaklardan ve nasıl karşılanacağına da (yeni vergilerin alınması, borçlanma vb) karar verecektir. Kent halkının kendisinin yaptığı bu bütçe, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe olacaktır.

İzmir’in genel kentsel ve sosyal problemleri ile gelecek hedeflerinin belirlenmesi ve uygulama sürecinin kontrolü için uzman meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, bilim kuruşlarını içeren halkın katılımına esas olan bir yönetim planı oluşturulacaktır.

İzmir’in Büyükşehir Belediyesi sınırları dahilinde 162 orman köyü ve 573 mahalle bulunmaktadır. Bu 735 mahalle ve köy yerleşimlerinin Büyükşehir hizmetleri açısından her biri için ayrı bir bütçe örgütlenecektir.

Mahallede yaşayan herkesin katılımıyla mahallelinin öncelikler konusunda yapacağı tartışmalarla mahallenin gelecek dönem ihtiyaçları tespit edilecektir. Tartışmalarla alınan kararların takibi için mahalleli tarafından temsilciler seçilecektir. İlçeler düzeyinde temsilciler ve yerel yöneticilerle oluşturulacak yeni bir temsil heyeti Büyükşehir düzeyinde planlama ve uygulamaları tartışarak kentin bütçe ve yatırım planlamasını karara bağlayacaktır. Uzman örgütler ve demokratik kitle örgütlerinin ve mahalle temsilcilerinin katılımıyla kentin genel problemleri ve yatırımları ile mahallelerin ihtiyaçları, hedefleri birleştirilerek bütçe ve yatırım planlaması oluşturulacaktır.

• Çok Kültürlü Bir Yerel Yönetim!

Kentin çok kimlikli ve kültürlü yapısına uygun pozitif ayrımcı bir yerel yönetim gerçekleştireceğiz.

İnsanlık tarihine ve kültürüne beşiklik etmiş bir coğrafyada yaşamaktayız. Mevcut sistemse başta anadil yasağı olmak üzere kimlik ve kültür soykırımını hâkim politika olarak belirlemiş, kültür ve sanatın gelişimini engellemiş, yok sayarak ve asimile ederek insanlık suçu işlemiştir.

Oysa farklı dil ve kültürlerin yaşatılması vazgeçilmez bir yaşam ilkesidir. Her dilin ve kültürün kendini özgürce ifade ettiği toplumlar daha huzurlu ve barış içerisinde yaşamaktadırlar.

Yerel yönetimler, yaşamın tüm zenginliğiyle sürdürülebilir kılındığı alanlar olduğu için, dünyada ve coğrafyamızda yaşayan tüm kültürleri sahiplenen evrensel bir anlayışla çok kültürlü ve çok kimlikli coğrafyamızın zenginliğini açığa çıkaracağız.

Zenginliğimizi yerel olduğu kadar evrensel değerlerle buluşturacağız. Halkların kültürünü demokratik değerlerle buluşturacağız.

• Çocuklara Sevgi ve Saygı Gösteren Bir Yerel Yönetim! 

Kapitalist zihniyet, çocukları insan olarak değil, gelecekte yararlı olacak bir “yatırım” olarak görmektedir.

Çocuklara yönelik bütün hizmetler ailelerin sorumluluğuna bırakılmıştır. Bu nedenle toplumdaki bütün eşitsizlikler doğrudan çocuklara yansımaktadır. Yoksul ailelerin çocukları barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi gerekli olan en temel hizmetlerden bile yararlanamamaktadır, yoksulluğa, açlığa son yıllarda İzmir’de sıkça görüldüğü gibi sokaklara terk edilmektedir.

Kentimizde sokak çocukları olarak tanımlanan geniş bir çocuk kitlesi son derece zor koşullarda, her türlü suça ve tacize açık bir ortamda yaşamlarını sürdürmektedir. Kapitalist gelişmenin yarattığı eşitsizliklerin ve yıllardır ülkemizde yaşanan savaşın yol açtığı; toplumsal düzeyde çözülmesi gereken bir sorundur. Bu çocukların ivedilikle barınma, eğitim, beslenme başta olmak üzere bütün insani ihtiyaçları yerel yönetimler öncülüğünde oluşturulacak bir örgütlenmeyle karşılanacaktır.

Çocuk oyun alanları sayı ve nitelik olarak son derece yetersizdir. Mahallelerde çocuk yürüme mesafesi esas alınarak her 5000 kişiye 1 çocuk bahçesi düşecek şekilde standartlara uygun çocuk bahçesi yapılacaktır.

Semt halkının katılımıyla alternatif kamusal eğitim girişimleri oluşturulacak, var olan projeler arsa, inşaat yapımı, ucuz kredi, danışmanlık, eğitim kadrosu ve diğer ekipmanlar yönünden desteklenecektir.

Eğitim yaşında çalışmak zorunda kalan çocukların eğitimlerine dönmelerini sağlayacak önlemler geliştirilecektir.

Çocuklar için değil, onlarla birlikte sanatsal kültürel etkinlikler düzenleyecek kültür birimleri oluşturulacaktır.

• Geleceğe, Gençliğe Sahip Çıkan Bir Yerel Yönetim! 

Gençlik, toplumun geleceğini kuran, en dinamik bileşenidir. Gençlik, özgür gelişim olanağı tanınması gereken, en önemli zenginliğimizdir.

Gençliğin bağımsız yapılanması ve özgür gelişiminin önündeki engellerin azaltılabilmesi için, belediye olarak her türlü destek sağlanacaktır. Gençlerin yaşamlarının kolaylaştırılması ve kendilerini gerçekleştirebilmelerinin kanalları yaratılacaktır.

Bir üniversite şehri olan İzmir’de, öğrencilerin barınma sorunlarının çözümü için yeterli miktarda yurt ve stüdyo tipi ev sağlanacaktır. Gençlerin kendilerini geliştirebilmeleri için kültürel-sanatsal mekanlar, hobi ve çalışma mekanları, spor ve eğlence imkanları sunulacaktır.
Gençlerin, her türden sosyal, ekonomik, psikolojik sorunlarına çözüm desteği sunabilmek için, gençlik hizmet ve danışma merkezleri kurulacaktır.

• Yaşlılara Vefa Borcu Duyan Bir Yerel Yönetim!

Yaşlılar için uygulanacak her türlü özel hizmet ve indirim yerel yöneticilerin bir hibesi değil, toplumun onlara olan vefa borcunu ödemesinin bir biçimidir.

Yaşlılarımızda, barınma sorunu olanlar için her türlü insani etkinliklerini sürdürebilecekleri, “kamp” mantığıyla oluşturulmayan yaşama mekanları yaratılacaktır. Gereken durumlarda evlerinde ilaçlarını saatinde düzenli almalarına yönelik, temizlik ve benzeri hizmetleri sunacak birimler oluşturacaktır.

Her mahallede yaşlılar için oyun, dinlenme, hobi kursları, vb. departmanlarla; sağlık, hukuk gibi yaşamsal alanlarda danışmanlık hizmeti veren bürolardan oluşan, yürüme mesafesinde yer alan toplumsal mekânlar oluşturulacaktır.

Bütün yerel yönetim hizmetlerinde gelir durumlarına göre yaşlılara indirim yapacağız.

• Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Yürüten Bir Yerel Yönetim!

Şiddet mağduru kadınların başvurabileceği acil telefon hattı ve müdahale merkezleri kuracağız.

Anadilde hizmet imkânı da olan kadın danışma merkezleri, sığınma evleri ve ara istasyonlar açacağız.

Sığınma evi sonrası şiddet ortamına dönmemeleri için sığınakta kalan kadınların özgüvenini ve kadınlar arası dayanışmayı geliştirebilecekleri destek programları ile meslek edinme eğitimleri, istihdam ve barınma olanakları sağlayacağız.

Kadınlara zorla ve erken evlilik ile akraba evliliğinin zararları konusunda eğitim seminerleri veren, üreme sağlığı ve aile planlaması, çocuk sağlığı konusunda hizmet sunan merkezler, ergenlik merkezleri, menopoz klinikleri oluşturacağız.

• Engelliler İçin Engelleri Kaldıran Bir Yerel Yönetim!

İzmir’de 400 000 engellinin bulunduğu varsayılmaktadır. Yaşlılar ve düşkünlerle birlikte, İzmir’de yaşayan tüm engellilerin, toplumsal hayat içerisinde engeli bulunmayan bireyler kadar eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları tartışmasız bir gerçektir. Belediyelerin en önemli hizmeti Engelsiz Kent Ortamları yaratmak olacaktır.

Engellilerin toplumla iç içe ve diğer insanlar gibi yaşamasında imar, planlama ve uygulama ile ilgili her türlü tedbiri almak; alt yapı çalışmalarında ve kent mobilyalarının seçiminde engellilerle ilgili ölçü, norm ve standartlara dikkat edilmesi ana görevimiz olacaktır.

Çalışma, eğitim vb nedenlerle günlük olarak sokağa çıkan engelliler için engel durumuna göre servisler ile taşımacılık yapacağız.

Engellilere ilişkin politikalar, himayeci değil, toplumla bütünleştirici olacaktır. Bu nedenle aşırı korunaklı bir çevre yerine, çocukların, yaşlıların, engellilerin, çevreleriyle uyum içinde, diğer tüm kentlilerle birlikte, tecrit edilmeden, toplum hayatının günlük yaşantısına katılımlarını sağlamak gerekir.

• Yoksullukla Mücadele Yürüten Bir Yerel Yönetim! 

Yoksulluk, çok boyutlu bir sorundur, sadece iş, gelir, istihdam ile ilgili değildir.Açlık, sağlıksızlık, eğitimsizlik gibi sorunlardan kaçamıyorsak, böylesi risklerle karşılaştığınızda yapabileceğimiz bir şey yoksa yine yoksulluk içindeyiz demektir. Yoksulluk, bireylerin tek başına çözebileceği bir sorun olmayıp, kamunun sorumluluğundadır.

Yoksullukla mücadelenin en önemli aracı örgütlenmektir. Bütün olanaksızları örgütlü güçle aşmak mümkündür.

Büyükşehir Belediyesi olarak, kentin örgütlenmesine özel bir önem vereceğiz. Kent yaşamında barınma, üretim, dağıtım ve tüketim gibi hayatın her alanında kooperatifleşme ve kamusal alanların genişletilmesi için çaba harcayacağız.

Üretim, dağıtım, tüketim süreçlerinde aracıyı ortadan kaldıracak pazarlar, ağlar oluşturacağız. 

Hobi, beceri, yetenek ve mesleki kurslar yaygınlaştırılacak, üretimlerin sergilenmesi ve pazarlanması için merkezler açacağız.

Sigortasız, güvencesiz ve sağlıksız ortamlarda işçi çalıştırılmasına karşı, Bölge Çalışma Müdürlüğü ile işbirliği yapılacak, ayrıca belediyenin ruhsat verme ve denetleme yetkisini işçi ve iş güvenliği için de kullanacağız.

Ekonomik kriz ve başka gerekçelerle çalışma hakkı elinden alınan, çalıştığı halde hakkını alamayanların hakları için, İzmir Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği, sendikalar ve gönüllü başka kurum ve kişilerle ile işbirliği yaparak, hukuksal ve örgütsel destek sağlayacak, ’Hak Savunma Birimleri’ oluşturacağız.

Bütün bunlardan önce, ücretsiz, rahat, sağlıklı ve ulaşılabilir hizmetleri yaygınlaştırarak yoksullukla mücadeleye katkı sunacağız.

• Hayvanların Yaşam Hakkını Koruyan Bir Yerel Yönetim!

Ekosistemin bir bütün olduğunu kabul ediyoruz, insanın yaşamının korunması ekosistemin korunmasına bağlıdır. Bu anlayışla türcülük anlayışını reddeden, kente yaşayan hayvanların haklarını da koruyan uygulamalar yapacağız. Sokak hayvanları için Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri kuracağız.

• Ege’yi Barış Gölü haline Getirecek Bir Yerel Yönetim!

Ege’nin iki tarafı hem tarihsel, hem kültürel hem de insani açıdan birbirinden ayrı düşünülemez. Uzun yıllardır, Ege’nin iki yakası birbirinden uzaklaşmış ve yabancılaşmıştır. Ege’yi bir barış ve kardeşlik denizi haline getirecek ilişkilere önem vereceğiz. Kardeş şehir uygulamaları ve ortak etkinlikler ile ilişkileri geliştirip güçlendireceğiz.

• Çalışanlarına İş Güvencesi ve Katılım Sağlayan Bir Yerel Yönetim!

Yerel yönetim örgütlenmesi ve faaliyetlerinde görev alacak kadroların oluşumunda kayırmacılık, çıkar ilişkilerine ve “partizanca” yaklaşımlara izin verilmeyecektir.

Yerel yönetim örgütlenmesi ve faaliyetlerinde görev alacak kadrolarda %50 kadın kotası uygulayacağız.

Belediye hizmet ve faaliyetlerinde her türlü taşeronlaştırmaya son verilecek, çalışanlarının tamamının iş güvencesi olacak, grev, toplu sözleşme ve sendika hakkı tanınacaktır.

Belediye çalışanları da tüm karar süreçlerine meclisleri ve temsilcileri aracılığı ile katılacaktır.

İzmir Büyükşehir Belediyesinde, çalışanlar üretim ve hizmetin örgütlenmesi ve planlanmasında doğrudan yer alacaktır.

Çalışanlar, tüm toplantılara söz ve karar sahibi olarak örgütlü katılacaktır.

Toplu sözleşmeler ve demokratik hükümlerin yaşama geçirilmesi için çalışanlar disiplin kurulu ve ihtiyaç alanlarında aktif yer alacaklardır.

Çalışanlar, örgütlü katılımı ile bütçe ve yatırım kararlarında aktif yer alacaklardır.

Belediye çalışanlarına; yaptıkları işte kendilerini geliştirmelerini, güncel gelişmelere ayak uydurmalarını sağlayacak, aynı zamanda kent sakinlerine hizmet ederken herkese eşit davranma, dayanışma içinde olma, hizmet ve olanakları israf etmeme ve yetkilerini kötüye kullanmamaları yönünde bilinç ve yeti kazandıracak eğitim programları uygulanacaktır.


KAYNAK KULLANIMI VE HİZMET BİÇİMİMİZ

Yerel hizmetlerin görülmesinde içine düşülen kısır döngü, görev ve sorumlulukların tümüyle belediyelere bırakılmasıyla çözülecek boyutlarda değildir. Öncelikle bu kısır döngüden kurtulabilmek için, merkezi yönetim ve kamu maliyesi sisteminde kamu yararını esas alan bir yaklaşımla köklü değişikliklere gidilmelidir.

Kentsel hizmet kapsamındaki tüm alanlarda, yatırım maliyetlerinin merkezi yönetim tarafından merkezi bütçeden karşılanması kaçınılmazdır. En önemli kaynak olan GBVGTT (Genel Bütçe Vergi Gelirleri Toplam Tahsilatı) payı ise İller Bankası aracılığı ile alınmaktadır. Buna bağlı olarak, İller Bankası’nın yönetim ve örgütlenme şeklinin değiştirilmesi ve belediyelerden temsilcilerin katılımı ile genişletilerek, mevcut yapısının güçlendirilip demokratikleştirilmesi sonucunda uzmanlarla güçlendirilecek bir yönetim şekline kavuşması gereklidir.

Yerel hizmetler kamu eliyle yürütülecektir. Ekonomik kaynak bulma konusunda uluslar arası kamu bankalarından kaynak bulma olanağı mevcut ve bu olanaklar değerlendirilecektir.

Kamu kesimi vergilendirme gibi toplumsal dengelerin hesaba katılabildiği esnek araçlara sahiptir. Dolayısıyla yoksullara ücretsiz veya düşük ücretli hizmet verilmesi mümkündür.

Kent topraklarının kamunun elinde olmasına yönelik stratejiler geliştirilecektir. Merkezi ve yerel yönetimlerin kamu mülki topraklarını “kaynak yaratma “ amacı ile ve esasen sermaye birikimi için bir araç olarak kullanılarak elden çıkarılması kabul edilemez. Yaşayan ve yaşayacak insanların ortak mirası olan toprak üzerindeki mülkiyet hakkı sınırı ancak ve sadece “kullanma hakkıyla” sınırlı olacaktır.

Mülkiyetler üzerinde oluşan değer artışlarının tescil edilmesi olarak işlev gören imar planı, plan tadilatı ve mevzii plan uygulamalarını ortadan kaldıran bağlayıcı önlemler alınacaktır.

Kamu arazilerinin özelleştirilmesine, sermayeye ve büyük şirketlere peşkeş çekilmesine son vereceğiz.

Belediyelerin sahip oldukları şirketlerde özel sermayeye devretmiş oldukları tüm sorumluluklar geri alınarak, belediyelerde kaynakların yeniden ele alınıp değerlendirileceği yeni örgütlenme modeli içinde, kooperatifleşme dışında hiçbir özel yapılanmaya gidilmeyecektir.

Kentsel hizmetlerin yatırım ve süreklilik gerektiren türlerinin “hizmet bedeli” karşılığında sunulması durumunda vatandaşın kentsel hizmetleri maliyetine belirli oranlarda katılmasının önkoşulu, bu hizmetlere ilişkin karar süreçlerinde de aktif olarak yer alması ve yönlendirmesi olacaktır. Bedel miktarlarının belirlenmesinde, demokratik karar süreçleri bağlayıcı olacaktır. Mahalli il ve konseylerinde yapılacak değerlendirmeler ışığında saptanan bedel miktarları, halkın onayından geçmeden karara bağlanmayacaktır.

Doğal SİT alanlarının ve orman arazilerinin yapılaşmaya açılması girişimleri bugüne kadar sürdürülen kentlerin yağmalanması sürecinin yasallaşması demektir. Bu uygulamalar kent güvenliği açısından değerlendirilerek, kentsel hakların ihlali kapsamında “kent suçu” kabul edilecektir. Aksi halde doğa ve insanlık hepimizden gerçekten hesap soracaktır.

TEMEL KENTSEL HİZMETLERİMİZ

• Katılımcı, Demokratik Bir Planlamayı Esas Alan Bir Yerel Yönetim! 

Kent yapılanması hiçbir zaman tarafsız olmamış, her zaman ideolojik bir anlayışı yansıtmıştır. Buna bağlı olarak kent mekânlarında toplumsal yapının soyut iktidar ilişkileri gizlidir. Yani kent mekânı toplumdaki sınıfsal yapıya dayanan eşitsiz güç ilişkilerinin bir aracı ve örtülü ifadesidir.

Bu durumda sermayenin kentlere dayattığı mantığın, kent mekânı üzerinde anlam bulması ve yerleşmesindeki belirleyici konumundaki planlama anlayışını reddediyoruz.

Bizim planlama anlayışımız; çalışan sınıfların, dışlanmış kesimlerin, farklı kimliklerin; sermaye (ve diğer baskın unsurlar) karşısında yaşam mekânlarını üretebilmeleri, bu yaşam mekânlarını kullanım değeri üzerinden somutlanmasına yönelik politikaların üretilebileceği alanı yaratacaktır.

Planlamaya ilişkin yapılanmalarla birlikte, planlama süreçlerine toplum iradesinin katılım ve katkılarını sağlayacak ve mahalle örgütlenmelerinden başlayan ve kent ölçeğindeki örgütlenme ile bütünsel bir yapı oluşturan katılım mekanizmaları oluşturulacaktır.

Sağlıklı kentleşmenin ön koşulu olan kentsel planlamayı, kentin ekonomik, toplumsal ve fiziksel gelişiminde iç ve dış dinamiklerini saptayan, kenti içinde bulunduğu bölgenin özellikleri ve çevresi ile değerlendiren, kentte yaşayanların ve gelecekte yaşayacak olanların ihtiyaçlarının karşılanmasını, temel hedefleri arasına alan, bilimsel, demokratik, katılımcı bir eylem olarak değerlendiriyoruz. Demokratik katılım süreçlerinin ve denetimin mümkün olabilmesi için gerekli ön koşul, dileyenin dilediğini yapamadığı, önceden görüşülüp belirlenmiş ilke ve hedeflerin varlığı ile mümkündür.

Yaşadığımız ve yerleştiğimiz çevrenin, doğa, toplum ve insan ölçeğinde oluşturulması ve sorunlarının çözülmesi hedefi ile ekolojik sistemin korunması ve doğal kaynakların bugün ve gelecekteki önemini dikkate alan bir planlama anlayışı ile hareket edeceğiz.

İmara açılacak kent alanlarında kamusal toprak mülkiyetine geçeceğiz. Yeni planlanacak arazileri kamulaştırıp, üzerine yapılacak her türlü yapı için sadece kullanım hakkı vereceğiz.

İnsanlığın bugün ve gelecekteki ortak varlığı olan doğal ve kültürel değerlerini koruyan bir faaliyet ve kentleşme planlaması merkeze alınacaktır. İzmir, konumu ve gelişmişliği nedeniyle çevresindeki yerleşim ve diğer alanlarda da bir gelişme dinamizmi üretiyor. İzmir’in çevresinde bulunan Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes havzalarındaki zengin tarım alanlarında, sanayileşme ve kentleşme basıncı artmaktadır. Bergama’dan Ödemiş’e, Salihli ve Manisa’yı da içine alan bir bölge planlaması örgütlenmesinin gündeme alınması sağlanacaktır.

Nazım Planın sağlıklı hale getirilmesinden sonra elde edilen plan ve kararların bozulmaması için toplumsal denetim mekanizması devrede kalacaktır.

İzmir’de farklı ulaşım türlerinin koordinasyonunu içeren Ulaşım Master Planının daha işlevsel kılınarak, toplu ulaşımda metro ve deniz ulaşımının daha da geliştirilmesine yönelik çalışmalar öncelikli olacaktır. Kent içinde, özel araç trafiğini özendirecek yol ağlarından özellikle kaçınılacaktır.

Kentimizde açık ve yeşil alanları çoğaltacak planlar oluşturulacak ve bu alanların bozulmasına yönelik hiçbir plan kararı kabul edilmeyecektir.

Kent içinde yapı yoğunluğunu artıracak planlar üretilemeyecek ve kentin hava koridorlarını kapatacak tipte yapılaşmaya izin verilmeyecektir.

Kentsel alanların alt yapı master planları yapılacaktır.

Kent çevresinde toprak envanteri yapılarak ‘tarımsal SİT’ alanı oluşturulması yönünde faaliyet yürütülerek, bu alanlar kentsel gelişmeye açılmayacaktır.

• Kent Halkının İnsan Onuruna Yaraşır Biçimde Ve Sağlıklı Konutlarda Yaşamasını Sağlayan Bir Yerel Yönetim!

Barınma hakkı, en temel insan haklarından biridir. Herkesin doğal, tarihsel ve kültürel çevre ile kentsel koşullara uyumlu, sağlıklı ve güvenli konutlarda yaşayabilmesinin olanaklarını sağlayacağız. Özellikle alt gelir gruplarının mülkiyet ilişkisine tabi olmaksızın sağlıklı koşullarda barınmasını sağlamak amacıyla sermayeye, büyük inşaat şirketlerine değer aktarımına yol açmayan sosyal konut projeleri gerçekleştireceğiz.

İzmir’de büyük bir konut ihtiyacı yaşanmaktadır. Yoksullar barınma amaçlı konut ihtiyacını ekonomik anlamda konut talebine dönüştürecek olanaklara sahip değildir. Barınma ihtiyaçlarını kaçak yapılaşma ve yetersiz mekânlarda sağlıksız bir şekilde sürdürmektedir.

Buna karşın, bugüne kadar emlak ve konut sektörü ile kamu kurumları öncülüğünde sosyal konut üretme amacı ile değil, alım gücü nispeten yüksek ve parası olanlarla spekülatif beklentileri olanlara yönelik konut üretimi yapılmaktadır. Yerel yönetimlerin barınma alanında aktif görev almaması gecekondulaşma ve rant merkezli yapılaşmayı teşvik etmiştir.
Bu yaklaşımla;Kamu kaynaklı kredilerle desteklenen konutlara, belirli bir süre satılamama ve oturma koşulu getirilmelidir.
Barınma amaçlı kullanılan konutlar vergilendirme dışı bırakılmalı, fazla konut sahibi olanlar rayiç bedeli esas alınarak kademeli olarak vergilendirilmelidir.

Kamu mülkiyetindeki arazilerin satışına derhal son verilmelidir. Yerel yönetimler planlı gelişme içinde alt yapısı hazır, yeterli çevre donatısı olan kentsel arsa üretecektir.

Kamu arazilerinin, alt gelir grubu kentlilere kendi ilk ve tek konutlarını yapmak üzere 25 - 30 yıllık sürelerle kullanım hakkıyla sınırlı kiralanması yanında belediyenin üreteceği konutlar ihtiyaç sahiplerine kiralanacaktır.

Yeni konut alanlarında, yaşlılar, engelliler ve çocuklara yaşam kolaylığı sağlayacak biçimde tasarımlar geliştirilecek, mevcut kentsel yaşam çevreleri de bu bağlamda iyileştirilecektir. Özellikle kaldırımlar tüm fiziksel engelliler, yaşlılar ve çocukların kullanabileceği biçimde yeniden düzenlenecektir.

• Suyun Temiz, Sağlıklı Ve Tüm Canlılarla Birlikte Kullanımını Esas Alan Bir Yerel Yönetim! 

Kapitalizmin insanı ve doğayı yıkıma uğratan kar hırsı yüzünden, yaşamımızın olmazsa olmaz varlıkları tehdit altındadır. Kapitalizmin doğayı talan eden uygulamaları temiz içme suyu kıtlığı yaratmaktadır. 

Su kaynaklarımız tehdit altındadır. Su kaynaklarını korumak ve yurttaşlarımıza temiz bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak yerel yönetimlerin asli görevlerinden biridir.

İzmir, Tahtalı Barajı, Balçova Barajı, Menemen Kuyuları sayesinde su sıkıntısı çekmemesi gerekirken, %40’a varan kaçakların önlenememesi, su kaynaklarının rehabilite edilememesi, kaynakların korunamaması kuraklıkla birleşince son yıllarda ciddi sorunlarla karşılaşıldı.

Efemçukuru’nda ruhsatlandırılan Altın Madeni’nin çalıştırılmasını sağlamak amacıyla, merkezi yönetim tarafından Çamlı Barajı Projesinden vazgeçilmiştir., Su havzasını kirleteceği kesin olan altın madeni projesine karşı İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi, zamanında ve gereken tavrı geliştirememiş, İzmir’in suyu ve doğası ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmıştır.

Arsenikli su İzmir’in en önemli sorunlarından birisidir. Bu konuda da CHP’nin başında olduğu Büyükşehir Belediye Yönetimi de AKP’nin başında olduğu Merkezi Yönetim de basiretsiz davranmıştır. Büyükşehir Belediye Yönetimi, 2007 yılı başında saptanan sudaki arsenik gerçeğini birbuçuk yıl boyunca İzmirlilerden gizlemiş, sorunun çözümü için hiçbir önlem almamıştır. Ta ki AKP’nin seçime yatırım olarak Melih Gökçek’in ağzından arsenik gerçeğinin açıklanmasına kadar. Sırf bu olay bile CHP yerel Yönetiminin ne kadar şeffaflıktan uzak, ne kadar katılımcılığı önemsemeyen, ne kadar basiretsiz olduğunu göstermeye yetmektedir. Diğer yandan sorunu çözmekle görevli olan AKP Hükümeti de arsenikli suyu yerel seçimler için malzeme olarak kullanmaktan başka bir şey yapmayan çıkarcı bir davranış sergilemiştir.

50 km yarıçapındaki Büyükşehir sınırlarında tarımsal alanların sulama sorunu da çözüm bekleyen sorunlardan birisidir.

Bu nedenle önümüzdeki yılları içeren suyun tüm canlılarla birlikte kullanımını esas alan planlama acildir. 

Evsel ve endüstriyel sıvı atıkların arıtıldığı Çiğli ve Güneybatı Arıtma tesislerinden çıkan suyu kent içi park ve bahçelerin sulanmasında kullanılması için çalışmalar yapacağız.

Su kaynaklarının korunması ve korunmasının sürekliliğini sağlayacak çalışmalar önceliğimiz olacaktır. Yeraltı su kaynaklarının talanına neden olan kent içerisindeki özel sondaj kuyularını kapatacağız. Yağmur ve atık sularının geri kullanıma kazandırılmasını sağlayacak projeler geliştireceğiz. Ne pahasına olursa olsun su kaynaklarını kirleten faaliyetler, örneğin Efemçukuru Altın Madenine kesinlikle izin verilmeyecektir.

Su, sadece insanlar değil tüm canlıların için yaşamsal öneme sahip olan temel bir gereksinim ve haktır. Doğa tarafından bizlere sunulan suyun ticari bir meta haline getirilmesi ve özelleştirilmesi kabul edilemez. Bu anlayıştan hareketle kent halkının insan yaşamı için gerekli olan, sağlıklı, kullanılabilir ve içilebilir suya ücretsiz olarak erişilebilmesini sağlayacağız.

Tüketicinin bilgilendirilmesi ve eğitilmesine yönelik programlar oluşturarak, su tüketimini evsel, tarım, sanayi, turizm vb. sınıflandırmalara tabi tutup, su kullanımı ile elde edilen kazanca göre ücret uygulayarak, aşırı su tüketimine ve kirlenmesine yol açan golf sahaları, aquaparklar gibi tesislere izin vermeyerek, mevcut dağıtım şebekesinden kaynaklanan kayıpları giderecek denetim sistemleri ve yeni teknolojiler uygulayarak suyun israfını ve aşırı kullanımını önleyeceğiz.

• Kent İçi Ulaşımda Yayaları Merkeze Alan, Toplu Taşımaya Öncelik Veren Bir Yerel Yönetim!

Kent içi ulaşıma dair tüm plan ve uygulamaları; kapitalistlerin, sanayicilerin en kolay ve fazla kâr etmelerini sağlamak için değil, kentlilerin gerçek ihtiyaç ve taleplerine göre yayayı merkeze alan, toplu taşımaya öncelik veren bir anlayışla yapacağız.

Bu anlayış çerçevesinde 5 yılda bir yenilenebilir kısa, orta ve uzun vadeli Ulaşım Master Planları yapılacaktır.

Kent merkezinde özel araç trafiği sınırı koyup mevcut karayollarında toplu ulaşım araçlarının kullanımı için tercihli yollar oluşturacağız. Yeni yaya ve bisiklet yolları yapacağız.

Engelli ve yaşlıların, kent içi ulaşımı daha kolay ve güvenli yapabilmeleri için toplu taşıma araçlarını ve durakları onların kullanımına uygun hale getireceğiz. Kaldırım yüksekliklerini ayarlama, engelli araçları için rampalar, hatta kaldırımsız yollar, trafik ışıklarını sesli hale getirme vb düzenlemeler yapacağız.

Raylı sistemi tüm kenti kapsayacak şekilde genişletip deniz ulaşımını geliştireceğiz. Tüm toplu taşıma araçlarında çevreci enerji kaynaklarının kullanılmasını sağlayacağız.

Kent içi ulaşımında Hafif Raylı Sistem Metro’nun diğer etaplarının hızla tamamlanması, Şirinyer – Tınaztepe, Halkapınar-Pınarbaşı, Üçkuyular – Narlıdere, Üçyol- Yeşilyurt – Eskiizmir ekseninde Metro sistemi, Üçkuyular – Mithatpaşa – Alsancak – Halkapınar güzergahında tramvay sisteminin geliştirilmesini öngörüyoruz.

Aliağa-Menderes Demiryolu Hattı'nın Metro Standartları'na çıkarılması çalışmalarının bir an önce tamamlanması, başta İzmir Körfezi olmak üzere deniz ulaşımında kent içi ve çevre yerleşim yerlerinin ulaşımında daha çok yararlanılması sağlanacaktır.

Havaalanı, tren garı, şehirlerarası otobüs terminali gibi noktalara toplu taşıma araçları ile ulaşımı geliştireceğiz.

Kent içi toplu ulaşım güzergâhlarını, saatlerini, aktarmaları herkesin anlayacağı dillerde yazılı, görsel ve sesli yollarla bilinir hale getireceğiz. Kentin her yerine 24 saat ve yeterli sıklıkta ulaşım sağlayacağız.

Ulaşım, trafik ve otopark birbirinden etkilenmektedir. İzmir’de yaşam kalitesini düşüren ulaşım, trafik ve otopark sorunları birlikte ele alınmalıdır. İzmirliler günlük yaşamlarının uzun sürelerini, yolda kaybetmektedirler. Bütçelerinin büyük bir kısmını yol giderlerine harcamak zorunda kalmaktadırlar.

İzmir’de 2008 Ekim ayı verilerine göre 896 bin 483 araç bulunmakta ve bu araçların 2 yüz bininin şehrin merkezine girdiği tahmin edilmektedir. Kent merkezinde ise ancak 12000 araçlık otopark bulunduğu düşünülürse trafik sıkışıklığının nedeni anlaşılmaktadır. Çünkü araçların büyük çoğunluğu otopark düzeni dışında, sokaklara ve yaya kaldırımlarına gelişigüzel bırakılmaktadır. Kentin fiziki yapısı gereği bu kadar araç için otopark üretimi de mümkün değildir. Trafik ve otopark sorununa ancak kent merkezine özel araç girişi azaltılarak çözüm bulunulabilir.

Toplu taşıma sisteminin düzenli, kaliteli, konforlu, birbiriyle entegre durumda, ucuz ve hızlı çalışmasıyla özel araç kullanımına engel olunabilir. Bu durum kent içinde rahat trafik, daha uygun otopark imkanı ile güvenli bir trafik akışını sağlamakla birlikte, hava kirlenmesine yol açan egsoz gazı emisyonunu azaltacak, petrol tüketimini azaltmak suretiyle ekonomik ve çevresel olumlu katkılar sunacaktır.

İzmir’de bulvarların, meydanların altlarına yer altı otoparkları yapılması dışında, fuardaki gibi yeşil alanların yok edilmesine yol açan hiçbir otopark gündeme alınmayacaktır.

• Atıkları Geri Kazanılması Gereken Maddeler Olarak Gören Bir Yerel Yönetim 

Katı ve sıvı atıklara “gözden uzak olsun” düşüncesi ile bakılamaz. Atıklar; her ne biçimde olursa olsun yok edilmesi gereken maddelerden çok, geri kazanılması gereken maddeler olarak algılanmalıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bütününde katı atık yönetiminin bilimsel bir zeminde yürütülmesi için Katı atık birimi daha işlevsel hale getirilecek ve bu konuda ilçe belediyeleri ile ortak bir master plan oluşturulacaktır.

Katı ve sıvı atıkların toplanma, depolanma ve dönüşümü işlemleri için her evden başlayarak katılımın, kentsel bilincin ve doğal yaşamın korunması amacıyla ortak çabalara ağırlık verilecektir. Atıkların evden başlayarak, semt ve ilçe ölçeğinde ayrıştırılması ile süreci ile geri kazanım hedeflenecektir. Sanayi ve hastane atıklarının ise sıkı denetim altında toplanma, taşınma ve depolanması sağlanacaktır.

İlaç ve kimyasal kullanımı nedeniyle su kaynaklarının kirlenmesine yol açması muhtemel madencilik, sanayi ve tarım faaliyetleri ile arıtma tesisi olmayan işletmelere izin vermeyeceğiz.

Evsel ve katı atıkların kaynağında ayrıştırılarak geri dönüşümünü sağlamak üzere gerekli düzenlemeleri yapacağız. Kentin her yerine çeşitliliği arttırılmış geri dönüşüm kutuları koyacağız.

İnsanların yaşadığı mekanların içine kadar giren, çevresi için büyük risk yaratan Harmandalı Çöplüğü sorunun mutlaka çözeceğiz.

Bölgesel Tehlikeli Atık Bertaraf Tesisi kurulacaktır. 

Moloz döküm alanları belirlenip, atıkların kirletici özellikleri en aza indirilecektir. 

Günlük yaşamda, plastik türü malzemelerin kullanılmamasına yönelik bir strateji oluşturulacaktır.

• Eksiksiz Altyapı Hizmeti Sağlayan Bir Yerel Yönetim! 

Altyapı yetersizliği özünde bir planlama yetersizliğidir. Dere yataklarının, toplumsal kullanım alanlarının yapılaşması ile kent merkezindeki yoğun yapılaşma alt yapı yetersizliğinin ana nedenidir. Kentlerimiz için yapılan imar planlarında yalnız rant amaçlı, binlerce noktasal ve bölgesel ölçekte imar planı değişikliği yapıldığı için düzensiz kentsel alanlar yaratılmış buna bağlı alt yapı yetersizlikleri oluşmuştur. Kamu yararı dışında özellikle kişisel ranta dönük plan değişiklikleri yapılmayacak, plan bütünlüğünün korunmasına özen gösterilecektir.

Bir altyapı master planı oluşturulması ile paralel yağmur suyu ve kanalizasyon sisteminin ayrıştırılması, enerji ve iletişim nakil hatlarının yeraltına alınmasını öngören ve bu çalışmaların koordinasyonunu yapan AYKOME’yi (Altyapı Koordinasyon Merkezi) etkin kılacak bir yapılanma oluşturulacaktır.

Kaldırımlar adeta yayalar için değil, altyapı kapaklarının ve direklerinin bulunduğu alan olarak işlev görmektedir. Yaya kaldırımları yayalara kesintisiz ulaşım imkânı sağlayacak şekilde yapılacaktır.

• Gıda Güvenliği Sağlayan Bir Yerel Yönetim! 

Belediyeler, GSM ruhsatlandırmaları dışında gıda güvenliği açısından yeterli ve uygun çalışma yapmamaktadır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu (10.07.2004), 5302 sayılı il özel idaresi kanunu (22.02.2005) ve 5393 sayılı belediye kanunu (03.07.2005) gibi kanunlarla yerel idarelere verilen görevler çerçevesinde gıda işyerlerinin de dahil olduğu gayri sıhhi müessese ve sıhhi müessese kapsamındaki işyeri açma ve çalışma ruhsatı il özel idaresi ve ilgili yerel yönetimlerce düzenlenme ve denetleme yetkisi verilmiştir. Ancak belediyelerimiz bu yükümlülüklerini yerine getirme konusunda üstlerine düşeni yapmakta yetersiz kalmakta ve bu yetkiyi yalnızca ruhsat işlemleri nedeniyle belediyelere gelir kaynağı olarak değerlendirmektedirler.

Halk sağlığının en temel öğelerinden olan gıda güvenliğini sağlamak konusunda; 

Belediyelerde yeni bir yapılanmaya gidilerek konusunda öğrenim görmüş personelin görev yapacağı bir “gıda güvenliği” ile ilgili birim oluşturmak,

Gıda ve diğer tüketim ürünlerinin standartlara uygun, kaliteli ve sağlıklı olarak üretilmesi, nakli ve satışı için gerekli tüm denetimleri eksiksiz yerine getireceğiz.

Gıda üreten, depolayan, satan iş yerlerinin asgari teknik ve hijyenik koşullara uygunluğunun denetlenmesini sağlamak,

Başta okul kantinleri olmak üzere toplu tüketim yerlerinin denetimi amacıyla sistem oluşturmak,

Gıda güvenliği açısından anahtar rol oynayan halleri (sebze-meyve hali, balık hali), yalnızca bir gelir kaynağı olarak görme anlayışını bir yana bırakarak, hal’e giren ürünlerde halk sağlığını koruma amaçlı gıda güvenliğine yönelik sürekli denetimi sağlamak,

Hale girmeden tüketiciye ulaşan (pazarlar ) için gıda güvenliği açısından denetim uygulanmasını sağlamak,

Üreticilerin örgütlenmesini destekleyerek kooperatifleşmelerine yardımcı olmak, bu yolla halkın özellikle de yoksul kesimlerin güvenli gıdaya daha ucuz bir fiyatla ulaşmalarını sağlamak için çalışacağız.

• Yenilenebilir Enerji İçin Görev Üstlenecek Bir Yerel yönetim! 

İzmir Jeotermal enerji kaynaklarının sayısı ve niteliği bakımından Türkiye’de en zengin illerden birisidir. 

İzmir, iklim ve güneşlenme süreleri bakımından çok uygun değerlere sahiptir. 

Rüzgardan enerji üretebilecek potansiyeli yüksek yerlerin başında İzmir gelmektedir.

Böylesi doğal olanaklar sahip İzmir’de yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımı için Büyükşehir Belediyesi yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımına yönelik sorumluluk üstlenecektir. 

- Üniversite ve bilim kuruluşları araştırma geliştirme çalışmaları yaparak potansiyelleri belirlemek,
- Jeotermal enerji yanında rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanmak için yatırım yapmak,
- Binalarda sadece su ısıtma amaçlı değil, elektrik ve ısınma amaçlı güneş enerjisinin kullanımını özendirecek şekilde düzenlemeler yapmak.
- Öncelikli olarak Belediye kurumlarında yenilenebilir enerji kullanımını sağlamak,
- Enerji tasarrufuna yönelik alt yapı hizmetlerini üretmek.gibi öncelikli çalışmalar yapacağız.
Bu kapsamda; küresel iklim değişikliğine karşı, yenilenebilir enerji kaynakları, İzmir özelinde rüzgar, öncelikli olacaktır. Aliağa’da yapımı planlanan Termik Santrallere kesinlikle izin verilmeyecektir.


SOSYAL GÖREVLERİMİZ

• Her Şeyin Başı Sağlık! 

Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7’nci maddesinin ‘v’ bendi hükümlerinin verdiği yetkiyle; hastane, poliklinik, sağlık merkezleri gibi tesisler açmak suretiyle halkın temel sağlık hizmetlerini karşılanacaktır.

Bu amaçla Eşrefpaşa Hastanesi Semt Polikliniklerini yaygınlaştıracağız, emekçi ve yoksulların yoğun yaşadığı semtlerde ücretsiz hizmet verecek semt poliklinikleri açacağız, gezici sağlık birimleri oluşturacağız.

Kentsel altyapı yetersizliği nedeniyle meydana gelen sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak en önemli hedeflerimiz arasındadır. Koruyucu sağlık hizmetleri, sağlık taramaları ve sonrasında gerekli tedavi hizmetleri ile sosyal güvencesi olmayan hemşehrilerimize destek olacağız.

Kent çevresinde sağlık tesislerinin yaygınlaştırılması için planlama araçlarını kullanacağız.

İşçi sağlığı ve güvenliğini sağlamak üzere gerekli denetimleri düzenli olarak yapacağız, emekçilere sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması için yerel yönetimleri de görevlendiren yasal düzenlemeler için mücadele edeceğiz.

• Eğitim Haktır, Her Kurum Sorumludur! 

Merkezi hükümetin görevi olmasına rağmen yerel yönetimlerin sorumluluğu azımsanmayacak boyuttadır. Öncelikle eğitim için sağlıklı ortamlara ihtiyaç var. Eğitim kurumlarımızın çevresi, bahçesi, fiziki durumu, spor ve aktivite alanları eğitimin ön koşuludur.

Okul öncesi kreş, anaokulu ve benzeri kurumları hemen her mahalleye yaygınlaştıracağız. Mahallelerde kütüphane ve uzman kadroların görev yapacağız “Etüd Merkezleri” açacağız.

En önemli sorun, özellikle emekçi mahallelerinde temel insani ihtiyaç olan beslenme sorunu ile karşı karşıyayız. 

Küresel ısınmaya bağlı yaşanan kuraklık, tarımın sermayenin çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi veya endüstriyelleşmesi gıda fiyatlarını artırmaktadır. Ekonomik krizin yarattığı yoksullaşmayı da kattığımızda ciddi beslenme sorunları ile karşı karşıya kalmaktayız..Yerel yönetimler olarak, çocukların sağlıklı ortamlarda eğitim görmesi, eğitim araç ve gereçlerinin karşılanması, planlamada eğitim kurumlarına daha fazla yer ayrılması yanında okullarda çocuklara süt ve yemek verilecektir.

• Zenginlik Kültür – Sanatla Ölçülür! 

İzmir, farklı toplumsal yaşam biçimlerine ve zengin bir kültür mirasına sahiptir. Dil, din, ırk, mezhep, yaşam tarzı farklılıklarına bağlı kültürel zenginliği yaşamanın ilk şartı, her dilin, her kültürün kendini özgürce ifade edebilmesidir.

Kültürü sadece bale, opera, senfonik müzik, tiyatro gibi sanat alanlar olarak görmüyoruz. Kültürü, insanlardan, alışkanlıklardan, dilden, yapılardan, yemeklerden, tarihten, folklordan ve insanların yaşamına ait daha binlerce ayrıntıdan oluşan bir olgu olarak görüyoruz.

Bir kentin kültürü, bir anda oluşmuş ve tamamlanmış bir olgu değildir; yeni dinamiklerle sürekli gelişen açık uçlu bir süreçtir. İzmir çok kültürlü, çok kimlikli bir kenttir. Bu kültürlerden herhangi birisinin yok sayılmasına ya da diğerine benzetilmek istenmesine dönük girişimler, kaynaşmanın ve uyumun yerini çatışmanın tepkinin alması sonucunu doğurmuştur.

Büyükşehir Belediyesi olarak herkesin kendi dili ve kültürü ile özgürce yaşamasına imkan veren, farklılıkların etkileşimi ile yeni kültürelliklerin de oluşmasına hizmet eden bir kültürel yaşam oluşturacağız.

İzmir’in bütün semtlerine yayılmış çeşitli kültürel ve dinlenim etkinliklerinin yer aldığı, kentte yaşayan her kesimin kendini kendi dilinde, kendi kültüründe ifade etme, geliştirme olanağı bulduğu “ Çok Kültürlülük Merkezleri” düzenleyeceğiz.

Edebiyat, sanat için ve sanatçılara olanak sunan, her türlü sanatın üretildiği, icra edildiği, sergilendiği mekanlar ile alt yapı desteği sunacağız.

• Herkes İçin Spor! 

2005 Yaz Üniversite Oyunları nedeniyle profesyonel spor için güçlü altyapı tesisleri yapıldı. Bu tesislerin atıl kalmadan sürekli kullanılması için Büyükşehir Belediyesi yoğun çalışma yürütülecektir. Okulların tesisleri kullanması için ulaşım vb destekler yanında turnuva organizasyonları yapılacaktır.

Yürüme mesafesinde her semtte spor ve aktivite alanları inşa edeceğiz.

Her cins, yaş ve fiziki duruma uygun çok çeşitli branşlarda amatör spor etkinlikleri yapılacaktır.

Ayrımsız ve önceliksiz olarak bütün spor branşlarında destekler sağlayacağız. Herkesin spor yapması için özendirici çalışmalar yapacağız.

İzmir’de dere yataklarının eğimi düşüktür. Dere kenarlarında yürüyüş, koşu bandları yapılacak, kondisyon aletleri ile herkesin spor yapmasına imkan sağlanacaktır.

KENTSEL ALANLARI NASIL KULLANACAĞIZ?

Kentsel kullanım alanları olan sokaklar, meydanlar, park-bahçeler, kıyı alanları yurttaşlarımızın kullanımına yönelik düzenlenerek, bu alanlardaki yapılaşma baskılarına izin verilmeyecektir.

Mevcut kentsel alanların korunması yanında, yapılacak çalışmalarla kentin yetersiz ve eksik olan açık ve yeşil alan ihtiyacı ve bunların ilişkisini sağlayan yeşil yaya koridorlarının karşılanması öncelikle ele alınacaktır.

Kentsel mekânların kullanımında yayalar esas alınarak, engelliler, kadın, çocuk ve yaşlıların standartlarına uygun düzenlemeler yapılacak, yaya işgalleri mutlaka engellenecektir.

İzmir kuruluşundan itibaren bir liman kenti olma özelliğiyle bilinmektedir. Liman, Bayraklı, Mezarlıkbaşı, Konak-Gümrük alanı ve şimdiki yeri olan Alsancak gibi kentin gelişimine paralel sürekli yer değiştirmiştir. İzmir’in kentsel gelişimi, limanın yeri ve kapasitesi limanın başka bir alana taşınmasını zorunlu kılmaktadır. Oysa Rant beklentileriyle, ısrarla bulunduğu yerde büyütülmeye çalışılmaktadır. Liman, kent ortasında hem görüntü kirliliği yaratmakta hem kente ağır ulaşım yükleri getirmekte hem kentin denizle bağını koparmaktadır. Ayrıca taşındığında ortaya çıkacak alan kentsel kullanım için önemli bir işlev yerine getirecek olması nedeniyle mutlaka taşınmalıdır. 

İzmir limanı için yapılan fizibilite çalışmalarında olumlu görülen Çandarlı İç Limanının güneyindeki alana öngörülen liman kompleksinin yapımı çalışmalarına acilen başlanmalıdır.

Alaybey Tersanesi ile Turan askeri bölgesi işlevini tamamlamıştır. Bu tesisler kent dışına çıkartılarak alanın kente yeşil alan ve aktivite merkezi olarak kazandırılması için çalışmalar yapılacaktır.

Semt ve sokak ölçeğinde yürüme mesafesinde parklar, oyun ve spor alanları, yaya ve bisiklet yolları ile yörenin dokusuna uygun yeşil alanlar planlanıp uygulanacaktır. Mevcut planlarda yer alan bütün yeşil alan ve parklar yurttaşlarımızın kullanımına hazır hale getirilecektir. Planlarda yeşil alan olarak ayrılmış fakat daha önce yapılmış bütün yapılar yıkılacaktır.

Yeterli fiziki imkân olmayan semtlerde kamulaştırma yoluyla yeşil ve aktivite alanları üretilecektir.
Açık alanlar, meydanlar, kaliteli kent mobilyası ve peyzaj düzenlemeleriyle, anıtlarıyla kentte yaşayanların hizmetine sunulacaktır.

İZMİR’İ AFETLERE KARŞI HAZIRLIKLI HALE GETİRECEĞİZ! 

Kentsel bölgelerde meydana gelen depremler en yıkıcı doğal afetler arasında yer almaktadır. İzmir gibi deprem tehlikesine maruz büyük şehirlerimizdeki deprem riski; nüfus artışı, yanlış arazi kullanımı ve yapılaşma, yetersiz altyapı, servisler ve çevresel düzensizlikler nedeni ile artmaktadır.

Afet hasarlarının azaltılması için çalışmalar, afet esnasında yapılacaklar ve afet sonrasına hazırlık yerel yönetimlerin erteleyemeyeceği görevlerinden birisidir.

İzmir’deki deprem, sel ve diğer afet risklerine karşı mahallelerde afet anında toplanılacak alanlar yaratmak, afetlerde kullanılabilecek alternatif ulaşım planları oluşturmak, sel tehlikesini azaltacak teknik çözümler geliştirmek vb. plan ve hazırlıkları ilgili meslek odaları ile işbirliği içinde ve halkın katılımı ile gerçekleştireceğiz.

İzmir’de bina envanterinin çıkarılması ve deprem master planının gereklerinin yerine getirilmesi önceliklerimiz arasında olacaktır. Kaçak yapılaşma ve güvenli olmaktan uzak binaların güçlendirilmesi için kaynak yaratılacak, İzmir’de ki yapıların üretimi sırasında denetim mekanizmasının işletilmesinden taviz verilmeyecektir.

Afet esnasında iletişim, sağlık ve ihtiyaçları gözeten bir çalışma ile altyapı, stoklama, müdahale yapılanmasını mutlaka gerçekleştireceğiz.

Deprem ve diğer afetlere hazırlık anlamında kentteki herkesin yeterli bilgilenmeye ulaşması için çalışmalar yapacağız.

KORUMA ÇALIŞMALARIMIZ

• Kentin Kimliği; Tarihi ve Kültürel Değerlerinde Saklıdır!

Kent sakinlerinin hayatını kolaylaştırmak, iş ve çalışma olanaklarını genişletmek, konut yapımı, ulaşım vb. zorunlu alt yapı hizmetlerini gerçekleştirmek için yapılan tüm planlar ve uygulamalarda doğal ve kültürel çevre koşulları ve insan yaşamı bir bütünlük içinde ele alınacaktır. Doğal ve tarihi çevre ile insan yaşamını ekonomik büyümeye kurban etmeyeceğiz.

Kentlilerin sağlıklı/estetik mimari ve fiziksel çevrede yaşama hakkı vardır. Bu bakımdan kentin tarihi ve kültürel mekânlara ‘özgün kimliğini’ yeniden kazandıracağız. Kentteki çarpık yapılaşmaya, görüntü ve ses kirliliğine son vereceğiz.

İzmir’i farklı ve ayrıcalıklı kılan en önemli özellik binlerce yıllık geçmişe sahip tarihi, kültürel ve kentsel mirasının zenginliğidir. Binlerce yılda oluşmuş tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda on yıllardır süregelen ihmal ve yağmanın sonucunda, tümüyle olmasa bile büyük kısmını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu değerlerin korunması yerel yönetimlere evrensel sorumluluklar yüklemektedir. Kültür ve tabiat varlıklarını koruma-kullanma dengesi içinde bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.

Kentimizde bulunan kültürel ve tarihi yapıların kullanılan-kullanılmayan ve yıkılmak üzere olan tasniflerle envanteri yapılarak koruma stratejileri geliştirilmelidir. Özellikle rant beklentisi ile bazı yapılar yıkılmaya terk edilmiştir. Bu yapılar, kamulaştırılıp, restorasyonu yapılarak kullanım mekanları haline getirilmesi sağlanacaktır.

Bunun yanında tescilli yapı sahiplerine “onarım kredisi” tahsis edilecektir..

Alsancak, Kemeraltı, Kadifekale etekleri, Buca, Bornova vb. kentsel dokuların oluşturduğu ‘Kentsel SİT’ bölgeleri, Bayraklı, Agora ve çevresi, Kadifekale, Konak ve Cumhuriyet Meydanları ve 1. Kordon ‘Tarihi SİT’ bölgeleri, bir kültür ve üretim mirasımız olan eski DGM Binası, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Asansör gibi mekânlar, tarihi ve kültürel varlıklarımızın korunmasında yerel yönetimler sorumluluk alacaktır.

İzmir’in sadece tarihsel değil, geleceğe dönük kültürel, ticari ve sosyal yaşam merkezi olan Kemeraltı’ndaki tüm kültürel, kentsel, sosyal öğelerin korunması ve yaşatılması, her insanın ve yönetimin tarihi görevidir.

Kentimizin en önemli açık ve yeşil alan olma özelliğini koruyan, hiçbir maddi değerle ölçülemeyecek dokusuyla kentin had safhada olan açık alan ihtiyacını gideren İnciraltı bölgesi için alınan SİT kararları da dikkate alınarak, yörenin doğal yapısını ve bitki örtüsünü bozmayacak, bilimsel verilere dayanan, kamu yararı gözetilerek Ekolojik Bir Plan oluşturulacaktır.

Yine Bayraklı Atatürk Ormanı, Kültürpark, Tuzla Kuş Cenneti vb alanlar ‘Doğal SİT’ alanı olarak tescil edilmiş bölgeler evrensel kültür mirası anlayışıyla korunacaktır. 

Kent içi aktif yeşil alanlardan Kültürpark korunup yaşatılacaktır. Kültürpark’ta otopark inşaatı kapatılıp eski haline getirilecektir, aynı zamanda açık otopark olarak kullanımına son verilecektir. Yeni yapılaşma kararlarına izin verilmeyecektir. Kültürpark’ın özgün planında bulunmayan tüm yapılardan arındırılmasına devam edilecektir.

Doğal, tarihi, kültürel, kent mirası alanlar, yapılar ve değerler planlı bir anlayışla evrensel bir sorumluluk olarak ele alınacaktır.

• İnsan Etkinliğinin Sınırı Sürdürülebilir Yaşamdır!

Çevre kirliliği ulusal sınır tanımayan bir konudur. ”Yeryüzü herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir ama herkesin açgözlülüğünü karşılayamaz” anlayışından hareketle çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için yerel düzeyde belediyelerin, merkezi yönetimlerin ve uluslar arası kurumların işbirliği zorunludur.

Çevre sağlığının korunması aynı zamanda canlı yaşamını korumanın baş koşuludur. Bizim yerel yönetim anlayışımız, küresel ve yerel sorunlar karşısındaki tutumumuz canlı yaşamının korunması, yaşanılası bir kent, yaşanılası bir dünya yaratmaktır.

Çevre sorunlarının çözümü yerelden başlamalıdır. Kentsel ve kırsal alanların yönetimi, eko sistemlerin sosyal yaşamla birlikte düşünülmesini gerektirir. Yeşil alanın insan yaşamıyla ilişkisi iyi kavranmalıdır. Kent ve doğa birbirini dışlayan kavramlar değildir. Yerel yönetimler doğal mirasın dikkatle korunması gerektiği bilinciyle hareket etmelidir. Doğal koruma alanları oluşturmak, çevre kalitesini yükseltmek, çevreyi tahrip etmeyen, temiz ve sağlıklı üretimin yapılmasını sağlamak ve doğal ve kültürel yapıları korumak yerel yönetimlerin asli görevleri arasındadır.

Kent içinde bulunan, çevre ve insan sağlığı açısından önlem alınması gereken tesisler kapsamında olan 1. ve 2. sınıf gayri sıhhi müesseselerin iş konusu ve hacmine göre planlarda sanayi, küçük sanayi ve sanatlar bölgesi olarak ayrılan bölgelerde faaliyet göstermesini sağlayacak çalışmalara ağırlık verilecektir.

Yerel yönetimlerin ayrıntılı bir çevre envanterine sahip olması şarttır. Belediyelerde ormanların, toprağın, havanın, suyun, alanların, su ve doğal kaynakların, kıyıların yönetimi ve korunması için güçlü ve yetkili “çevre koruma birimleri” oluşturulacaktır.

Kent içinde yeşil alanları arttıracağız, park anlayışı yerine “küçük koruluklar” oluşturulacağız. Dere yataklarında yapılaşmayı engelleyecek, yatay ve dikey yerleşmenin coğrafi planlamasında, depremsellik, tarım alanlarının korunması gibi kriterleri dikkate alacağız.

Doğa ve çevre kirlenmesine yol açmayan rüzgâr, güneş ve termal enerji kullanımını arttırmak için gerekli yatırımları gerçekleştireceğiz.

• İzmir Körfezi Tüm Canlıların Ortak Mekânıdır! 

İzmir Körfezi, kentsel bir varlık olmasının ötesinde insan doğa ilişkisini açıklayan bir özelliğe de sahiptir.
Coğrafi, deniz üretimi, koruma, ticaret alanlarında sunduğu olanaklarla İzmir’in oluşumunda ve sürekliliğinin devamında körfez belirleyici olmuştur. Kent, körfeze göre biçim almıştır.

İzmir körfezi, her türlü olumsuzluğa karşın, bazı değişiklikler yaşayarak ekolojik direncini günümüze kadar koruyabilmiştir. 

İzmir Körfezi, kentsel bir varlık olmanın yanında, içindeki ve çevresindeki yaşayanlarla bir yaşam alanıdır. Sığ alanları deniz canlılarının yumurtlama-beslenme, büyüme ve erişkin bireylerin sürüler oluşturması mekanı özelliğine sahiptir. Çevresindeki kuş cenneti körfezsiz düşünülemez. Körfez’deki ekosistemin devamında Gediz Nehri’nin taşıdığı besin elementleri etkili olmaktadır.

Körfez, sadece İzmir içinden akan evsel ve endüstriyel atıklarla kirletilmemektedir. Gediz nehri Kütahya’dan başlayarak geçtiği tüm yerleşim yerlerinin evsel ve endüstriyel atıklarını körfeze taşımaktadır. 

İzmir’de kirliliğin önlenmesi ve Körfez’in iyileştirilmesi için gerekli verilerin toplanarak, insan doğa ilişkisini yeniden tanımlayacak, ekosistem modellemesi ve çalışmalarına temel hazırlayacak bir örgütlenme oluşturulacaktır.

Gediz Nehri’ne doğduğu yerden başlayarak Körfez’e aktığı noktaya kadar kirlilik akışı engellenmelidir. Merkezi idare ve Gediz Nehri çevresindeki yerleşim yerleri yönetimlerinin Gediz Nehrini Koruma Amaçlı Plan oluşturularak gereklerinin yapılması sağlanacaktır.

Çiğli ve Güneybatı Arıtma Tesisleri sadece biyolojik arıtma yapabilmektedir. Bu tesislere kimyasal arıtma sistemi entegre edilerek körfeze ağır metal akışı engellenecektir.

Denizlerin doldurulmasına ve kıyıları ortak kullanıma kapatan uygulamalara son vereceğiz. Bu anlayışla kıyıdaki yapılaşmayı yeniden değerlendireceğiz.

Körfezdeki deniz dibi akıntılarını engelleyerek körfezin ölümüne yol açacak, sermayenin Üçkuyular kruvaziyer limanı gibi hayallerini körfez suyuna gömeceğiz.


• Tarım Ve Orman Alanları Yaşam Kaynağıdır!

Toprak üretilemeyen doğal bir kaynaktır. İzmir toprağını hem tarımsal, hem orman hem kentsel hem de kıyıları ile bir bütün olarak değerlendireceğiz.

Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7. maddesinde Büyükşehir Belediyelerine “…çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak, ağaçlandırma yapmak” görevini de vermektedir.

Büyükşehir sınırları dahilinde Kemalpaşa, Menemen, Aliağa, Foça, Urla, Seferihisar, Menderes, Torbalı, Bayındır ilçelerimizde çok geniş tarım arazileri bulunmaktadır.

İzmir ve ülkemizde topraklar bir yandan amaç dışı ve yanlış kullanılırken, diğer yandan da erozyon ve kirlilikle yok olmaktadır. Topraklarımız sanayi, maden, turizm tesislerinin yarattığı kirlilik ve bunun yanında kentsel kullanımdan kaynaklanan kirleticiler, tozlar, gaz emisyonları, gibi sebeplerle kirleniyor.

Büyükşehir Belediyesi Tarım, Park ve Bahçeler ve Çevre Sağlığı birimleri aracılığıyla tarım alanlarının ve toprakların korunması ve sağlıklı verimli kullanımı önceliğimiz olacaktır.

Tarım alanlarının korunması için öncelikle Nazım İmar Planı ve Çevre Düzen Planlarıyla arazi kullanımına yönelik ‘Tarımsal SİT’ alanlarının oluşturulmasını sağlayacağız.

Toprak kirliliğine neden olan sanayi tesisleri arıtma ve filtre sistemleri zorunlu tutulacak, denetimler kesintisiz şekilde sürecektir.

Su ve toprak erozyonunun önlenmesi için gerekli düzenleme ve tedbirler alınacaktır.

Büyük küçük bütün akarsu yataklarına her türlü kirliliğin akışı engellenecektir.

Üreticilere toprağın korunması ve sağlıklı ürün yetiştirilmesi için eğitim ve başka destekleme hizmetleri sunulacaktır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarının %43’ü ormanlık alan görülmesine rağmen, ormanlık alanların çoğu bozulmuş durumdadır.Büyükşehir Belediyesi olarak Orman Bakanlığı ve yetkili kurumlarla ortaklaşa mevcut alanların korunması, bozuk alanların ise rehabilite edilmesi için çalışmalar yapacağız. Orman köylerimizin bütün altyapı eksikliklerini gidereceğiz.

Bağımsız İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Arif Ali CANGI 
İzmir Birlikte Başaracağız Platformu
İzmir Büyükşehir Belediyesi Yerel Yönetim Bildirgesi

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0