izmirizmir.net : İlhami MISIRLIOĞLU - NUHUN GEMİSİ MANİFESTOSU - 2

NUHUN GEMİSİ MANİFESTOSU - 2

06 Haziran 2015 23:24 / 3061 kez okundu!

 

 

Adaletsiz baraj ile yanlış zamanda, yanlış ittifaklarla, yanlış "baş düşman" saptamasıyla ve yanlış üslupla mücadele etse de; kendisini "diktatör görmemiş" durumuna düşürse de; başkanlık konusunu yanlış taktiklerle karalamış olsa da; silah ile, şiddet ile arasına amasız fakatsız çizgi çekemese de...

 

Oyum, amalı, fakatlı da olsa HDP'ye, ancak onların gerekçeleriyle değil!

 

Sırtında yükün yumurta küfesi ve süt; hızlı gitsen yumurta kırılacak, yavaş gitsen süt bozulur; alengirli zamanın, gri alanların açmazındasın; "ne mutlu" siyah ya da beyaz diyebilenlere, sen 4 boyutlu gri alanların yürek dağlamasında!

7 Haziranda seçim var; oyunu verirken "oy ve ötesi"ni düşün ancak abartılara aldırma; vereceğin sade bir oy, hayatını oy verdiklerine rehin etme, verdiğine de vermediğine de yönelik akılcı eleştiriye devam, kimseyi de şeytanlaştırma;

"Ne olursa olsun her türlü başkanlığa" anlamındaki "Kategorik başkanlık karşıtlığı"na karşı ol çünkü...

"Başkanlığa hayır!", "seni başkan yaptırmayacağız" tarzındaki kategorik karşıtlık yanlıştır; gün gelir lazım olur, el elden üstündür, hayat ne talep eder bilinmez, bir açık kapı iyidir :)

Hatta bugünkü garabet sistemden her durumda iyidir. Şimdiki ucube yarı-başkanlığın metazori durumuna göre "diktatör"ü epeyice sınırlama, dengeleme şansı sunabilir ;-)

Yıllarca yanlış biçimde "cumhuriyetçilik" için bayrak sallamış, her rakibini, cumhuriyeti yıkacak saltanat naipleri saymış bir toplumda yetiştik. Sonradan fark ettik ki bu "cumhuriyetçilik" aslında oluşturulmuş statükonun elma şekeriymiş ki her durumda aynı şahıslar yaladı, kazıkları hep başkalarına kaldı. Saddam'ın, Haydar Aliyev'in, Çavuşesko'nun, Esad'ın cumhuriyetindense; Hollanda, Belçika, Danimarka, İsveç, Norveç, İngiltere'nin cumhuriyet olmayan "saltanat" sistemi tercih edilmeliydi. Çünkü bu cumhuriyetler diktatörlük, diğerleriyse demokrasi idi. Meğer önemli olan salt "cumhuriyet" değilmiş, "demokratik cumhuriyet" imiş de bunu hala fark etmeyenler var. Birinci meclisteki muhalefet, meşrutiyet isterken, Halife kalsın derken yanında da çok partili demokrasi istemekteydi ama bunu bizden resmi tarih sakladı. Bu nedenle çoğumuz bilmeden saltanat düşmanı, Halife düşmanı olduk, öteki kanadın bu propagandasının etkisiyle tek partili diktatörlüğüne 26 yıl katlandık, özendiğimiz Batı ülkelerindeki demokrasi fikrine de hep şüpheyle baktık. Resmi tarihin yalanlarını tarihimiz belledik.

40 yıldır tekrarlanan "onlar aslında bir burjuva diktatörlüğüdür" masallarına da artık inanma çünkü iki "diktatörlük" arasındaki o küçücük fark senin ve başkalarının tarihi olmuştur. Bu farkın sıradan faniler için aslında koskoca bir hayat olduğunu, bu yüzden de o fark için mücadele etmeyi unutma!

Başkanlık, her ne olursa olsun karşı çıkılması gereken bir şey değildir. Devamına bakılmalı... Örneğin Amerikan tarzı bir cumhuriyet, o tarz bir demokrasi nasıl daha iyisini yaratamadığın sürece en iyisi kabul edilirse; bizim için, eyaletlere ayrılmış bir ülkede o tarz bir başkanlık da önerilebilir. Düşün ki en azından Obama'nın bir eyalete gidip "şu ucube heykeli kaldırın şuradan" diyemeyeceği biçimde bir başkanlık... Eyaletlere ayrılmış (9 eyalet: İç Anadolu, Ege, Marmara, Trakya, İstanbul, Akdeniz, Karadeniz, Doğu Anadolu, Kürdistan); şimdiki bayrak ortak bayrak olmak üzere her eyalete bir bayrak seçme hakkı tanımış, her eyaletin kendi valisini seçmesi sağlanmış; diğer illerde valilikler kaldırılıp yönetim belediyelere devredilmiş; her eyalet kendi yöresindeki polislerin (Amerika'daki gibi) kıyafet dahil her türlü farklılaştırılmış yönetimini üstlenmiş, okulların dil meselesini her eyalet kendi rengine göre düzenlemiş, yöresel parlamentolar devreye girmiş; yasalar eyaletlere göre ufak tefek farklar gösterecek şekilde esnetilmiş (Amerika'da kimi eyaletlerde kürtaj yasaktır, kiminde değil, kiminde idam vardır kiminde yok vd.); bunların en üstünde Türkçe ortak iletişim dili olarak her eyalette zorunlu olmuş ama her eyalet, durumuna göre çocuklarını genel ve yerel dillerle destekleyerek çok dilli olarak yetiştirmiş; eğitim bakanlığı ise tüm eyaletlere öğretmen yetiştirme, müfredat geliştirme, önerme ve denetleme işiyle meşgul.... Yerel ve genel meclisler tarafından denetlenen, hukukla bağlı olan ve seçimle gelen Başkan ise ağırlıkta genel politik işlerle, savunma, dış işleri ve mali işlerle uğraşıyor.

 

Böyle bir başkanlık Türkiye için hemen reddedilemez. Tartışılmalıdır. Belki bir çok açıdan bize yararlı da olacaktır. 100 yıllık milliyetçilik sorunlarının üstüne çıkıp, ulus devletlerin aşıldığı bir dönemde yeni tür bir ulus ve onun ortak devletini oluşturma şansı doğabilir. Bu tür bir yapılanma belki de bazılarının pek korktuğu bölünmenin panzehiri olabilir. MHP'nin bile, "bölünme" paranoyasını ancak böyle aşabileceğini kavradığında, gündemine almaktan çekinmeyeceği bu tür bir başkanlık önerisini; HDP'nin, Demirtaş'ın elinin tersiyle bir kenara itme şansı da yoktur, buna hakkı da yoktur... Hele bunu olası bir seçim "başarısı" ya da "başarısızlığı"nın ve bu arada gelecek Öcalan uyarısının ardından kabul etmek zorunda kalmak zaten bir lideri lider olmaktan çıkarabilir. Dönüş yapabilmek için harcanacak zaman, emek ve ter; çok sayıda kişinin hayatına mal olabileceğinden, bedeli de ağırdır.

 

Bu nedenle baraj geçilse de geçilmese de bu kategorik tutumlardan süratle geri dönülmelidir. Başkanlık karşıtı sloganlarla CHP'den oy çalınabileceği doğrudur ama bunun bir sınırının olabileceğini hayat bize öğretmeden, hızla öğrenmeliyiz.

 

Şöyle düşünelim, seçimden sonra Erdoğan ve Davutoğlu yukarıda açıkladığım türden bir başkanlık önerisiyle ortaya çıktı, HDP ne yapacak? Aslında onların böyle bir öneri ile ortaya çıkması sadece onlara bağlı değildir, olmamalıdır da. Onların dışında, bu tür bir yapıdan en hoşnut olacakların başında Kürtler gelir. Onların da bu konuda düşünmüş olmaları gerekir. Herkesten ve her şeyden bağımsız olarak yapacakları hazırlık, getirecekleri öneriler Ak Parti kesiminin hazırlığını da etkilerdi. Tam da bu nedenle onları "baş düşman" yaparak saldırmak hatalı olmuştur. Ülkeyi uzun vadede değiştirmeye, geliştirmeye devam edecek iki siyasi çizginin arasına gereksiz karabulutlar sokulmuştur.

 

Coğrafyamıza tepeden bir daha bakmalıyız. Irak ve Suriye'nin artık eskisi gibi devletler olmaları olanaksızdır. Hatta devlet olabilecekleri bile kuşkuludur. Bu yüzden önümüzdeki bir kaç yıl içinde, Irak Kürdistan'ının referandum yaparak, Irak'tan ayrılıp Türkiye ile ortak bir şemsiye altında olmak istemesi hayal değildir. Aynı durum Suriye Kürtleri için geçerlidir, pek yakında İran Kürdistanı için de gündeme gelebilir. Ancak Türkiyenin örgütsel yapısı bunu kabul etmeye uygun mudur? Oysa kendimize özgü bir tür eyalet (ya da Sancak) sistemini önceden geliştirmiş bir Türkiye; 9'unun yanına, on ya da anbirinciyi rahatça kabul edebilir.

 

Bu durumda Türkiye'deki siyasetlerin tutumlarını hayal etmek eğlenceli olabilir:

 

PKK içinde muhtemelen 2 çizgi mücadele eder

 

KANDİL/HDP

 " Hükumet, Türkiye Kürtlerini bölmek için çabalarken, bölgedeki Kürtleri birleştirecek adımlar atmasına kim inanır? Bu yeni Osmanlıcı bir yayılma siyasetinin parçasıdır ve Kürtlerin aleyhine olur. Ayrıca bu, Barzani'nin kendini güçlendirme çabasıdır, buna biz neden destek verelim?"

 

ÖCALAN

 "Biz hükumetle birlikte yeni anayasayı yapıyoruz. Etnik vurgulara dayanmayan yeni tür bir vatandaşlık öngören yeni anayasada zaten Türkiye 9 bölgeli bir eyalete/federasyona/kantona/sancak'a ve başkanlık sistemine dayanmaktadır. Yeni Türkiye'nin yapısı 10. ya da 11. yeni üyeye de uygundur, ülkenin kapısı yeni gelişmelere açık olmalıdır. Barzani Kobani'ye destek verdi, şimdi de DAEŞ saldırılarına karşı Türkiye'nin, Barzani'ye destek olma sırasıdır. Ayrıca bu tür bir destek, kantonal yapıları ve ademi merkezi durumları zedelenmedikçe Kobani, Şengal ve diğer yerler için de geçerli olmalıdır.

 

AK PARTİ içinde muhtemelen iki çizgi vurgu farkıyla işe sahip çıkar

Küreselciler:

"Ulus devletlerin yavaşça söndüğü, AB tipi yapıların dönüşüm geçirip aralarındaki sınırların anlamsız olduğu bir aşamaya geçtikleri bir sırada Irak Kürdistanı'nın Türkiye'nin şemsiyesi altına girme istemi geri çevrilemez. Bu coğrafyadaki zorlama sınırlar çoktan tükenmişti. Artık eski sınırlara rağmen zaten var olan doğal pazarları dikkate alan bir yapı oluşmalıdır. Kendi arasındaki sorunları adaletli biçimde çözerek İran'ı, Azerbaycan'ı, Nahçıvan'ı, Ermenistan'ı içine alan; yeni tür, adil ve eşitliğe dayanan ve küresel birliğe katkıda bulunan yerel birliktelikler yararlıdır. "

Eski devlet sınıflarıyla uzlaşma peşindeki yeni Osmanlıcılar:

"Misak-ı Milli hayata geçiyor. Bir dönem birbirinden ayrı düşen coğrafya, yeni bir kardeşlik temelinde bir araya geliyor. Zamanında Hatay'ı benzer biçimde Türkiye ile birleştiren akıl, neden şimdi bundan uzak dursun? Bizim kapımız da yapımız da bu coğrafyadaki kardeşlerimize açıktır.

 

CHP

"Lozan'ın delinmesi kabul edilemez. Şimdi lehimize gibi görünen delinmeler yarın aleyhimize olabilir. Bu hükumete güvenmiyoruz."

 

MHP

"Türkiye'yi bölmek için çabalarken, hükumetin "bölgedeki Kürtleri birleştirecek adımlar atıyorum" demesine kim inanır? Bu, Türkiye'yi bölme planının sinsi bir parçasıdır. Önce diğer Kürtleri içeri al, Türkiye'dekiyle birleştir, sonra Büyük Kürdistan'ı kursunlar! Buna izin verilemez!" 

 

Hayalden gerçeğe dönelim;

Bu coğrafyada ormanı ve ağaçları daha dengeli değerlendirmeliyiz. Birine takılıp ötekini ihmal etmenin sonuçları ağır olabilir. Pısırıklıkla, kibirlilik arasındaki gri alanın bile 100 çeşit tonu var. Zorlukları bilelim ama zorluktan korkmayalım.

 

Ve unutmayalım, ülkemizi bundan sonraki 10 yıl da en geniş anlamda İslamcılar ile Kürtler değiştirecek; diğerleri, korumak zorunda oldukları statükoların derdinde olacaklar.

 

Ayrıca, Etyen Mahçupyan'ın çok doğru olarak söylediği gibi, "bu ülke, Müslümanların değiştiği kadar değişecek" ;-)

 

Bunu dikkate almayan, bu büyük topluluğun değişimine yardımcı olmayan tüm politikalar zamanın ruhunun duvarlarına mutlaka çarpacaktır. Seçimler arada bir zamanın ruhunun aynasına bakıp boy ölçümüzü aldığımız dönemlerdir. Yine öyle olacak...

 

Kategorik koalisyon karşıtlığına karşıyım

 

Kategorik koalisyon karşıtlığına karşıyım, hatta ileri gideyim, ben Türkiye'nin geleceğini, bundan böyle akıllı koalisyonlar oluşturma becerisinde görüyorum. Blok halinde tek partiye dayanan hükumetler döneminin son demindeyiz. En blok olanın bile yakın geçmişte aslında nasıl koalisyondan oluştuğunu da, hala içinde yaşadığımız süreç bize göstermiş olmalıdır.

 

Koalisyon derin parçalara ayrılmış toplumlarda en akılcı yönetim tasarımıdır. Daha en baştan anayasasını da akıl dışı "tek"li yapılar ve/veya merkeziyetçilik tahkimleri üzerine değil de dağıtılmış yapılar üzerine kuran devletler daha uzun yaşamıştır, yaşayacaktır. Tarihe bu gözle bakılırsa epeyi örnek bulunabilir. Birleşik Krallık, İngiltere ve Common Wealth Ülkeleri'nin son 200 yıllık geçmişini bir daha sorgulamanın tam zamanıdır, buradan alınacak derslerin bu coğrafyaya uyarlanması için yeni, yaratıcı bir senteze ihtiyaç var. Yoksa bildik terimlerle idare ederiz, bu arada da zamanın ruhu, Yeni-Osmanlıcılığın ruhuna fatiha okur :)

 

Küçük bir tarih turu yapalım...

Emeviler daha çok Arap kavmiyetçisiydi (bugünün Arap milliyetçisi); Abbasilerin hatta ilk dönem Selçukluların yönetim ve yönetici yapıları ise çok uluslu (Arap, Fars, Türk, Kürt, Süryani, Yahudi); çok kültürlü (İslam, Hıristiyan, Yahudi); Çin'den, Yunan'a bilim neredeyse onu arayıp bulan, bilgi yollarını açık tutan; senteze dayanan (örn. İslam kültürüyle Yunan felsefesinin sentezi), ticaret yollarını açık tutan, su meselesini çözümleyen, merkeziyetçilik yerine adem-i merkezi yönetimi tercih eden bir yöndeydi... İmam Gazali'nin sentezcilere, felsefecilere itiraz edip, üniversitelerin (medrese, Nizamiye) bilim, felsefe bölümlerini kapatıp, Kuran'a, öze dönüş peşine düştüğü sırada Selçuklu veziri Nizamülmülk bir zamanlar daha adem-i merkezi yaklaşımla bir arada tuttuğu imparatorluğu, merkezileştireyim derken hem kendi sonunu getirdi hem de imparatorluğun...

 

Üstteki paragraftan ben son 30 yılımda 3 soru çıkarmayı başardım ve bunların yanıtlarının peşine düştüm.  Cevaplarını tam bulamadım ama soru sormanın derin anlamını ucundan yakaladım:

 

1. 1000 yıl kadar önce, Batı'nın barbarlık dönemini yaşadığı sıralarda,  İslam medeniyeti neyi, nasıl yaptı da dünyanın her alanda bir numarası oldu?

 

2. Batı'nın, İbni Rüşd'ü Averros adıyla kendi bilim adamı sayıp onunun etkileriyle Reform ve Rönesansı başardığı; buna karşı Doğu'nun, İmam Gazali'nin peşinden giderek gerilediği bir durumda, İslam dünyası nerede, nasıl yanlışlar yaptı da bu inisiyatifini yitirmeye başladı?

 

3. Doğu yeniden bu inisiyatifi ele geçirebilir mi?

 

Bugüne, bu kadar uzaktan bakmayanlar, bugünün içinde kaybolurlar. İslam'ın en batıdaki temsilcisi olan Endülüs devleti bir tür büyük koalisyondu. O bir Judeo-İslam Devletiydi. Yahudilerle Müslümanların akıllı koalisyonuydu.

 

Bir parantez daha açalım...

Yahudiler ve Müslümanlar; bu iki güç geçmişte ne zaman el ele vermişse, ne zaman şeytani olmayan bir koalisyon kurmuşsa, yöreye ya da dünyaya çağ atlatmıştır.

 

800-900'lerdeki büyük çeviri hareketindeki bir tür koalisyon; Yahudilerin Yunan klasiklerini Bizans'tan güneye taşıması ve çevirmesi sonucunda Felsefeciler (El Farabi, İbni Sina vd.) eliyle yapılan sentez, İslam'ı Dünya'da bir numara yapmıştı;

 

750 sonrasında Endülüs'teki büyük Müslüman-Yahudi koalisyonu; 700 yıllık bir medeniyet yarattı ve Avrupa'yı değiştirdi

 

1492 sonrasında Yahudilerle Osmanlı'nın bir tür işbirliği Osmanlıyı en yüksek noktasına taşıdı;

 

1930-40'lı yıllarda Nazilerden kaçan Yahudi bilim adamlarının Türkiye Cumhuriyeti'ne dokunuşu da bu çerçevede anılabilir.

 

Sonraki zamanlarda Türkiye ve İsrail arasındaki işbirliklerini bir tür "şeytani koalisyon" olarak saymak mümkün; Arapları ve Kürtleri zapturapt altında tutmayı ve "büyük güçlerin" coğrafyamızdaki çıkarlarını kollamayı amaçlıyordu. İsrail'de daha demokrat, barışçıl nitelikte oluşacak bir hükumet, Türkiye ile arayı düzeltip yeni bir işbirliğinin kapısını açarsa; Filistin sorunu adalet çerçevesinde adım adım çözüme yaklaşır. Sadece bu bile Ortadoğu'daki sorunlara daha cesaretle yaklaşılmasının yolunu açar.  Böylesi bir durumda da Mısır'da askeri darbeyi destekleyenler, Suriye'de Esat kalsın diyenler, DAEŞ'i el altından destekleyerek bölgeyi hala yönetmeye çalışanlar en büyük darbeyi yer. Bu günler uzak değil...

 

Günümüze ve koalisyona dönersek;

 

Ben, geleceğimizi artık koalisyonların şekillendireceğine inanıyorum. Bu seçimlerden başlayarak bunu tartışacağız.

 

İsrail'den, İtalya'ya, Almanya'ya kadar çok sayıda ülke yıllardır değişik koalisyonlarla idare edilebiliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde 2 parti var gibi görünse de aslında her parti ikili, üçlü bir tür koalisyonlardan oluşuyor. Başkanlar da bu koalisyonlar arasında dans ederek iş yapıyorlar.

Akıllı koalisyonlar; düşük barajlı, her kesime kendini temsil olanağı tanıyan, sıra dışı partilerin varlığına açık, daha demokratik seçim yasalarının olduğu bir hayali tanımlıyor elbette.  Yani akıllı koalisyonlar derken de, sadece klasik biçimde 2-3 partinin kurduğu, bakanlıkların paylaşıldığı koalisyon hükumetlerini kast etmediğim açık. Daha karmaşık, hatta kaotik koalisyonlara, dışarıdan desteklere, kalıcı ve geçici işbirliklerine hazır olalım. Koalisyon aleyhine atıp tutanlarla, yanlış koalisyonların peşinde olanlar, söylediklerinde fazla ileri gitmeseler iyi olacak. Çünkü zaman, söylenenleri insana yalayıp yutturabilir. Hani ileri geri laflarımızdan geri dönmesi kolay olsun diye söylüyorum ;-)

 

7 Haziran seçimlerinden koalisyon beklemiyorum ama sonrasında koalisyonun sihrini, en demokratik yol oluşunu keşfetmeyi bekliyorum. Bize zaman kaybettirir diyenlere derim ki, o kaybettiğin belki de zaman değildir, o yavaşlık, yaptığın işi kalıcılaştırır, sahici kılar. Tarih içinde tek partilerin her ülkede hızla ve hiç engelsiz, eleştirisiz yaptıklarının, bir süre sonra nasıl geriye döndüğünü biz de yaşayarak öğrenmiyor muyuz?

 

Kategorik Ak Parti karşıtlığına karşıyım

 

Muhalefetin başarısızlıklarının temelinde yanlış sosyolojik ve politik tespitler ve buna bağlı yanlış "baş düşman" saptamaları yatıyor. Bunların sonucu olarak da kategorik Ak Parti karşıtlığı başarısızlıklarını derinleştiriyor, kalıcılaştırıyor. Ak Parti'nin başarılarına değinmeden yapılan her Ak Parti eleştirisi %50'nin vicdanına çarpıp döner, hatta oraya ulaşıp çarpacağı bile şüphelidir.

 

Bugünlerde kriz beklentisi içinde olanların diline "kriz geliyor, kriz var" sözcükleri adeta yapıştı. Kemal Derviş'in, "arkadaşlarım bana kızacak yine ama bir kriz yok ve yakında da bir kriz beklemiyorum" demesi elbette onlar için soğuk bir duş oldu ancak yine de "kriz var" demeye devam ediyorlar. Oysa "kriz var" derken iktidarı destekleyenlerin nezdinde meşruiyet kazanabilmek için; ancak kriz öncesinde ekonominin normal, yolunda, rayında, iyi olduğunu bir biçimde kabul etmiş olmak, ettiğini açıklamış olmak gerekirdi. Oysa muhalefet bunu neredeyse hiç yapmadı.

 

Dünyanın, 1929'dan beri gördüğü en büyük ekonomik krizi yaşadığı ve hala atlatamadığı bugünlerde Türkiye, bir çok dünya devi ülkenin cesaret bile edemediği yatırımlara, projelere imza atıyor. En kolay iş, bütün projelere toptan muhalefet... İşte kategorik muhaliflik böyle bir şey. Oysa bu projeleri tek tek alıp, ayrıntıya inip onlara yol göstermeler yapmak, yerine göre eleştirmek, hatta belirli noktalarda direnmek, akıllı muhalefetin olmazsa olmazıdır. Yarının iktidarı olmanın bundan başka bir yolu yoktur, eğer değişik "zinde güçler"e güvenmiyorsak ;-)

 

3-5 yıl önce o günün başbakanı "kriz bize teğet geçecek" dedi diye alay etmeyen kalmamıştı, özellikle kategorik muhalifler mizahın dibine vurmuştu. Ancak hayat onları değil başbakanı haklı çıkardı, kriz kimine göre teğet bile geçmemişti. Bunun özeleştirisini yapanı hiç duydunuz mu? O günlerde eğlendiler, sosyal medyada karikatürler yayınladılar, sonrada unuttular, gelen her seçimde yenildiler ve yenilgilerine de acayip şaşırdılar. Ben de onların şaşırmasına şaşırıyorum.

 

Bunlar şimdi ne mi yapıyor?

 

RTE'yi önce cumhurbaşkanı seçtirmemeye çabaladılar, ilk turda destek verdikleri ya da ikinci turda yönelmeyi planladıkları zatın MHP'den adaylığını koyması bile onları pek etkilemedi, "kendilerine rağmen" seçilen cumhurbaşkanının acilen, hemen köşke çıkması için bastırdılar, resmi gazete niye gecikti diye tepindiler. Akıllarınca kağıt üzerinde hala var olan ama hayat karşısında kadük kalmış kanunlarla, karmaşık yaşamın karşıtlığını, çelişmesini herkese gösterip puan toplamaktı.  Ancak hep aynı şakşakçıların desteğini aldıklarını, bunun bile giderek azaldığını fark etmediler. Cumhurbaşkanı köşke çıkınca köşkün bahçesinde "Ak Saray" diye bir oyuncak bulup ona sarıldılar. Ardından da 367 garabetinin çıkmasında, seçimli cumhurbaşkanlığına geçişte payları yokmuş gibi, RTE'nin "normal" cumhurbaşkanlığı yapmasını istediler. "Farklı bir cumhurbaşkanı olacağım ve yasanın bana verdiği yetkileri sonuna kadar kullanacağım" diyerek seçilen RTE'yi, neden Cevdet Sunay, Fahri Korutük ya da Ahmet Necdet Sezer gibi olmadığı, politikaya karışıp, üstelik taraf tuttuğu iddialarıyla yıpratmaya çalıştılar. Ben şu taraftayım diyene sen taraf tutuyorsun demeyi büyük politika sananların çoğu, Turgut Özal için de "alışamadık" kampanyaları açmışlardı, aklınızdadır... Sonuçta kaybettiler...

 

Haklarını yemeyelim, seçim öncesindeki kimi mevzi başarılarını da teslim edelim. Kategorik karşıtlık cephesine Liberallerden, Kürtlerden ve solculardan da kimi destekçiler buldular. Hatta Kürtlerin bir kısmını yanlış "baş düşman" hedeflerine yöneltmeyi de başardılar. Ancak politik hayat bunun da sınırları olduğunu kendi yöntemleriyle öğretiyor, öğretecek.

 

Benim muhalefet anlayışım şöyle:

 

Hükumet diyelim Kürtlerle ilgili bir adım attı. Bunu hemen itibarsızlaştırmak yerine; tabanını eğite eğite ilerleyen RTE'nin ya da Ak Parti'nin de sınırları olduğunu akılda tutarak, öncelikle bu adımın olumlu yanlarını bulup öne çıkarmak, sonra da buna açık ve net bir desteği duyurmak gerek. Özellikle iktidar cephesinde, Ak Parti seçmenleri nezdinde bunun duyulmasını bilinçli bir algı yönetimiyle sağlamak çok önemli. Sonra da yapılan işin doğal eksik yanlarına binaen biraz daha ileri bir hedefi göstermek, bunu dillendirmek gerek. Bunu yaparken üslubum şöyle olurdu: "Ak Parti'nin attığı bu adımın arkasındayım, destekliyorum, buradan gerilenmek istenmesine de izin vermeyeceğim. Burası demokratik bir sınır olmuştur, artık buradan geri gidilemez ancak ileri gidilebilir, gidilmelidir. İleri giderken ki hedefler de şöyle olmalıdır..."

 

HDP'nin böyle bir muhalefet yaptığını ve bunun Ak Parti tabanındaki etkilerini düşünsenize....

 

HDP'nin bileşenlerinin içinde böyle bir muhalefet yapmaya aday unsurlar az da olsa vardı. Leyla Zana, Hatip Dicle ve bir kaç kişi Kürt tarafında; solcu tarafta da DSİP, YSGP vardı. Bunların içinde yalnızca Leyla Zana yaklaşımını koruyabildi. Hatip Dicle DTK'nın sorumluluğunun altında kaldı, daha büyük cesaretle sorumlulukları, yanlışlıkları dillendirmeyi başaramadı. Doğan Tarkan'ın kaybının ardından DSİP daha kokmaz bulaşmaz politikalara döndü, HDP ile sürüklendi. YSGP ise çoktan "büyücek bir parçanın parçası olmak" büyüsüne kapılmış, gerilla romantizminin gölgesinde eleştirisizce yürümeyi tercih etmişti. HDP içinde, HDP'yi eleştirmek, klasik laikçi, solcu pozisyonlardan uzak tutmak gibi bir misyonu üstlenebilecekler, cesaretlerini yitirip sürüklenişe teslim olunca," Erdoğan karşıtlığı"," Ak Parti karşıtlığı" biçiminde tezahür eden kategorik muhalifliğin tuzağına düşmek kaçınılmazlaştı. Seçim atmosferinin, baraj aşma gayretinin onlara "yanlış Menderes karşıtlığı"nın tarihsel deneylerini de unutturduğu açıkça ortada. "Türkiye'nin Sisi'sini arayanlarla" birlikte aktıklarını bakalım Apo'nun yeni uyarısından önce fark eden olacak mı? Öcalan'ın, pragmatik zorunluluklardan da ileri gelse, Baluken aracılığıyla ilettiği eski yaklaşım 17-25 Aralık'ta bir tür darbe girişiminin varlığını saptıyordu. (*)

 

Öcalan, biraz da konumu gereği olsa da, "kategorik Ak Parti karşıtlığı" tuzağından uzak duruyor ve doğru politik taktiği de aslında işaret etmiş oluyor. Seçim dahil kimi politik dönemeçler ise, onun tarzıyla, HDP tarzının karşılaştırılıp gözden geçirilmesinin yeni fırsatlarını sunacak. Yeter ki değerlendirmesini bilelim.

 

 (*): Öcalan’ın, çözüm sürecine yönelik uzun süredir bir darbe girişiminin olduğunu, bu darbe girişiminin hem içeriden, hem dışarıdan bazı güçler tarafından devreye konulmak istendiğini söylediğini anlatan Baluken, "Özellikle başlatmış olduğu çözüm sürecini, demokratik toplumu ve demokratik barışı hedefleyen darbe karşıtı bir yönü olduğunu özellikle ifade ediyor" dedi.

(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25552548.asp)

 

Kategorik HDP, PKK, Öcalan karşıtlığına karşıyım

 

Son zamanlarda "kategorik HDP, PKK, Öcalan karşıtlığı" da yeniden canlandırıldı, tedavüle sürüldü. Bunda biraz da izlenen yanlış taktiklerin, ilk fırsatta CHP'nin saflarına yakın durma gayretlerinin, yanlış yerlerdeki koalisyon arayışlarının etkisi de vardı elbette ama bu karşıtlığın kökleri daha derinde.

 

Türkiye'de devletçi, mukaddesatçı, milliyetçi kesimler her partinin içinde derece derece var.  Bunların ortak paydası Kürt sorununa bakıştadır. Kürt sorunu dediğimiz realitenin, devletin geçmişteki günahlarının ürünü olduğunu kabul etmeye yanaşmazlar. Bu kesim en kalabalık olarak Ak Parti tabanında vardı ancak kabul edelim ki Erdoğan'ın çabasıyla bu taban bir ölçüde kendini "eğitti", eğitmeye de devam ediyor. Ara sıra seçim taktiği ya da politik hesaplar gereği kendini ortaya koyan "kategorik HDP, PKK, Öcalan karşıtlığı", aslında kendini gösterdiğinden daha güçlü bir damardır.  Bu damarın dönüşümüne ne yazık ki Öcalan dışında, HDP ve PKK'nın katkısı sınırlı kaldı. Bu tabanı dönüştürmek, onun ufkunu yükseltmek (HDP diyemiyorum) BDP tarzı bir siyasetin ana yönelimlerinden olmalıydı. Acaba HDP haline gelmek onu eski tarz sol siyasetlerin kompleksleri ve yanlışlarıyla fazla mı buladı?

İki kategorik karşıtın da (kategorik Ak Parti ve PKK karşıtları) siyasi arenada karşılaşması elbette can sıkıcı sonuçlar üretiyor, siyaseti daha da kirletiyor. Sadece 2 örnek verip konuyu bağlayalım.

Demirtaş "Bizim Kabemiz Taksim’dir" dedi diyerek günlerdir kıyamet kopartılıyor. Kürtlerin dindarlığı üzerinden bir tür algı operasyonu yapılıyor. Demirtaş'ın konuşmasının tamamını izleyenler için sonuç farklı oluyor.

http://www.mynet.com/haber/politika/demirtas-ben-taksim-iscinin-bizim-kabemizdir-demedim-1818050-1

Bu laf çok iyi düşünülmemiş, akıllıca bir biçimde söylenmemiş elbette ama bunu başka bir algı yaratmak için durmadan tekrarlamak ahlaklıca değil.

Buna karşı öteki cephedekiler de sudan çıkmış ak kaşık değil. RTE'nin, ABD'ye yönelik bir söz olan ve bir tür eleştiri içeren konuşmasını, sadece "Kobani düştü düşecek" kısmıyla üstelik de sanki RTE'nin Kobani'nin düşmesine sevinerek DAEŞ'e destek verdiği edasıyla söylenmiş gibi yayılması ve böyle bir algı yaratılmaya çabalanması da benzeri türden bir siyasi ahlak sorunu yaratıyor. HDP içinde konuya aklı selim içinde bakması gerekenler de ya sustu ya da koroya katılarak, "yan cebime koy" dercesine mahalle baskısından kaçtılar.

www.youtube.com/watch?v=iDZc3kvSMrk

İşte bu nedenlerle, iki taraftaki kategorik karşıtlara sesleniyorum:

Dilinizdeki sloganları yavaşça yere bırakın, sağ elinizi kaldırın, yüreğinize koyun, başınızı eğip rakibi selamlayın; size zararım dokunmaz deyin. Akılcı, yol gösterici, ufuk açıcı eleştirilere ise devam.

Tüm sorunlu pozisyon almalara, kafa karışıklıklarına ve içlerindeki tarihi yanlış damarlara rağmen;Türkiye'yi gelecek yıllarda da değiştirmeye devam edecek iki çizginin bir birini düşman bellemesine sevinmeyelim, elimizden geldiğince bunu engelleyelim.

 

Kategorik CHP karşıtlığına karşı boş değilim ;-)

 

Şaka elbette ama şurası bir gerçek ki bu ülkede ona karşı kategorik muhaliflik yapıldığında en hak etmiş parti belki de CHP olacaktır ve 100 yıla yakındır da zaten bu böyle...

 

Gerçekten demokratik seçimlerin yapıldığı neredeyse her seçimde CHP kaybetmiştir. Tek istisnası Ecevit'in ilk dönemleridir. O da, 12 Mart muhtırasına ve orduya karşı çıkarak; İnönü'ye baş kaldırıp CHP genel sekreterliğinden istifa ederek, sonrasında da İnönü'ye karşı zafer kazanıp parti başkanı olarak yeni bir kitleye güven verdiği için oldu ve 1973 ve 1977 seçimlerinde öylece yüksek oy aldı. Sonrasında ise çelişkiler içinde oylarını tüketti ve "bu kadına haddini bildiriniz" diyerek, kendi seçtirdiği cumhurbaşkanı ile çatışarak, ülkeyi tarihinin en büyük krizine soktu. Bu arada onun yolsuzluğa en az bulaşmış en dürüst liderlerden biri olduğundan da kuşkumuz yok. Ancak doğru politika bu toplumu doğru okumuş olmayı gerektiriyordu. Ecevit ise üniversiteye gitmemişti ama Kemalizm okulundan mezundu. Son sınıfından terk etse de politikasının temelleri hala oradaydı.

 

Toplumdaki kategorik CHP karşıtlığı epeyi derinlere dayanıyor  aslında. Kimseye sormadan oradan ceza yasası, buradan medeni hukuk, şuradan yönetim tarzı alacaksın; milletin başından, zaten 80 yıl önce zorla koyulmuş fesini zorla çıkartıp şapka takacaksın, takmayanı astıracaksın; bu alfabeyle bilim olmaz yalanına dayanıp başka bir alfabeye geçeceksin ama eski yazıda kalan birikimin çevrilmesini ya da çocukların okullarda 3 dilli/2 alfabeli yetişmesinin önlemini almayacaksın; arada bir "Serbest Fırka"n tutsa da ülkeye tek partiyi layık göreceksin, ezanı Türkçe okutacaksın; evleri durmadan bastırıp dini yayınları ve daha işin başında denizde boğdurduğun komünist liderlerin kitaplarını toplatacaksın; Dersim'i ağlatacaksın; Zilan Deresini kana boğacaksın; Nazım'ı içeri tıkacaksın; canının istediğinde Türk müziğini radyolarda yasaklayıp canının istediğinde kaldıracaksın (ki bunların bir kısmı da senin paltonun cebinden düşmüş işgüzar aparatçiklerin işidir belli ki)... Saymakla bitmiyor... Tüm bunların, ortalama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında kategorik bir karşıtlık oluşturmaması mümkün müdür?

 

Denebilir ki RTE için de bunları sayabiliriz... Sayılabilir tabii ama bu kadar siyasal, toplumsal mühendislik harikası (!) çıkaramazsınız ondan... En fazla kurulacak anlatı, Menderes için derlenmişleri biraz aşar. Onların da çoğu zaten Menderes'in asılma gerekçesi olarak kullanılamadı çünkü o zorlama üretilmiş "suç"lardan beraat etti. Darbeci askerlerin yani o günün Sisilerinin çizdikleri plana göre "anayasayı ihlal", "vatana ihanet"ten asıldı.

 

CHP gibi böyle bir geçmişe dayanıyorsanız köklü öz eleştirilere ihtiyacınız var demektir. Kendi içindeki kimi uçları ağır ağır temizlemekle birlikte aslında bir koalisyon durumunda olan ama bunu kabullenmeyen CHP, kategorik muhalefet çizgisini aşamadığından 7 Haziran seçimlerinde de Vatan Partisi'ne, Anadolu Partisi'ne ve HDP'ye oy kaptıracaktır... Yeni oy nereden gelecek? Cemaat'ten olamaz çünkü onun lafı CHP ile ama gönlü MHP'de, BBP'de, Saadet'te ve kimi yerde de önemli bağımsızlarında... Zaten o kesimin oy durumunu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük. Hizmet'in gücü kitlesinde değil örgütündeydi ve etki gücündeydi. Ki onlar doğru zamanda doğru taktiklerle geri çekilmeyip, kibirlerinin kurbanı oldular, epeyi yara aldılar, kime dokunurlarsa onu da hasta yapıyorlar.

 

Son dokundukları Kürtler oldu, bu dokunma da emin olun ki hayır getirmeyecek :(

 

Özetle, CHP, kategorik muhalefetine devam ediyor hala...

 

Bu kadar yüksek, adaletsiz  barajlı son seçimdeyiz

 

Oyum rezervli olarak HDP'ye olacak, ancak Ak Parti'yi çökertmek için çabalayan HDP'ye değil; bir yandan eleştirmeye devam etse de, Ak Parti ile akıllı koalisyonlarla demokratik anayasa oluşturan, ülkenin demokratikleştirilmesini sürdüren bir çizgiye vereceğim oyumu. Bu çizgi var mı HDP'de? Çok zayıf bir damar ama bence var... Tarihe not düşmüş olalım... Tıpkı şu bir iki notum gibi, bir ara, belki, birilerinin işine yarar.

 

3 yıl önceki YSGP ve HDP oluşumları için gelecek kestirimlerim şöyleydi (özellikle 11. maddeye dikkat!)

http://www.izmirizmir.net/nuhungemisi-edp-ve-yesiller-birlesirken-seytanin-avukati-ne-diyor-y2352.html

 

Ak Parti'nin Cemaat ile koalisyonu çatladığında yazdığım Nuhungemisi Manifestosu:

http://www.izmirizmir.net/nuhungemisi-nuhun-gemisi-manifestosu-y3529.html

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir gün önce yazdığım yazıyla seçim tahminimi söylemiştim:

http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-asure-toplumu-icin-tarihi-donemec-y3861.html

 

Yanlış baş düşman tespitine, yanlış koalisyonlara kapı aralamalarına rağmen; karşı tarafın yaptığı abartıların kopyalanmasına, karşı tarafın berbat üslubuyla yarışırcasına üslup hatalarına rağmen; adaletsiz barajların tarihe gömülmesi, gelecek 10 yıllarda ülkeyi değiştirecek ve yeni anayasayı yapacak iki gücü yıpratılmaması doğrultusunda, oyum HDP'ye olacak.

 

Adaletsiz baraj ile yanlış zamanda, yanlış ittifaklarla, yanlış "baş düşman" saptamasıyla ve yanlış üslupla mücadele etse de; kendisini "diktatör görmemiş" durumuna düşürse de; başkanlık konusunu yanlış taktiklerle karalamış olsa da; silah ile, şiddet ile arasına amasız fakatsız çizgi çekemese de;

 

HDP'nin politikaya getirdiği çıta görmezden gelinemez:

 

Eş başkanlık sistemi;

 

Kadına verilen doğru önem (toplumda % 50 ise vekillikte de % 50 olmalı);

 

Toplumdaki farklılıklara (Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, kadınlar, LGBTİ bireyler vd) verdiği önem;

 

Zorunlu askerliği kaldırmayı (bunu PKK'ya kabul ettirebilir mi, o ayrı ;-) ortaya koyması, vicdani red hakkını tanıması, bu coğrafya için başlı başına dönemeçtir;

 

Zorunlu din dersinin kaldırılmasının önerilmesi doğru, Diyaneti kaldırmak istemesi ise iyi düşünülmemiş bir adımdı (ilki onu AB, AİHM ile rezonansa getirirken, ikincisi ise onu ülkedeki büyük Sünni kesimin karşısına koymaktadır; Diyanet'i küçülterek Sünnileri ve "ortadaki" Müslümanları temsil noktasına çekmek, Alevileri, ve diğer dini grupların da katılımıyla bir tür koordinasyoncu olarak Din İşleri Yüksek Kurulu'nu tartışmak daha akılcı olabilirdi);

 

Laiklik konusunda her şeye rağmen çıtayı yükseğe koydu (biraz daha iyi çalışılarak, RTE'yi Mısır konuşmasındaki doğru  laiklik anlayışıyla tutarlı kalmaya çağırarak sıkıştırmak mümkündü).

 

Merkeziyetçilik yerine Adem-i merkeziyetçilikten söz etmesi eksik ve yetersiz olsa da doğruydu.

 

Özetle sadece bu yazdıklarım bile, üstelik eleştirileri sıraladıktan sonra, HDP'nin desteklenmesine yeter de artar bile.

 

Zamanın Ruhuna ruhunu uyumlu kılmazsan, güncelin ruhu seni teslim alır

 

 

2011 Seçim sonuçları şöyleydi:

 

Ak Parti            % 49,83

CHP                 % 25,98

MHP                 % 13,01

Bağımsızlar       % 6,7

Diğer                % 4,51

 

Seçim tahminim de şöyledir:

 

Ak Parti            % 45

CHP                 % 24

MHP                 % 13

HDP                 % 9

Diğer                % 9

 

% 1 aşağı, % 1 yukarı ile beklentim budur.      

 

Ey Nuhungemisi'nin doğal üyesi, asıl umut sende;

 

Oyunu verirken,

Kürt çözüm sürecini unutma;

Başbakan Erdoğan'ın ve çok yakın çevresinin kimi aşırı bireysel yaklaşımlarını, otoriter tavırlarını eleştir ama büyük resmi, uluslararası hesapları ve içinde yaşadığımız coğrafyayı gözden kaçırma;

Hrant cinayetinin büyük ortaklığı sallanıyor, işi planlayanların ortaya dökülebilmeye başladığını gör;

Ülkeye SİSİ arayanları akılda tut; ordunun eski reflekslerini kışkırtmaya çabalayanları fark et; 

Din, dil, etnisite, mezhep, tarikat ayrılıklarının her daim üstünde kal;

 

Bizdeki laikliği laiklik sanma; devletin dinler, mezhepler ve tarikatlar arasında tarafsız olduğu, hakem kaldığı gerçek laikliği savun; ki bunu Mısır konuşmasında RTE savunmuştu, bunu her iki tarafa da zaman zaman anımsat;

 

Ethem Sancak'a vurmak için LGBTİ'leri unutanları da, HDP'ye vurmak için LGBTİ'yi kullananları da zamanın ruhu affetmez.

 

"Bize hapishanenin yolları, PKK'ya özgürlük" diyerek yanlış karşılaştırmalardan mazlumluk çıkarmaya çalışan Hizmet; bir emir, bir görüşme sonrası bu edebiyata son verip yöntem değiştirdi. HDP'ye olanaklar sunarken, ölçü Ak Parti'yi yıpratmak olunca verdiği destek de sevimsizleşti. Böylesi durumlarda insanı, politikayı, zamanın ruhundan önce tuz ruhu çarpar. Sen çarpma, çarpılma;

 

HDP bu seçimlerde ve sonrasında,  Ak Parti'ye, Erdoğan'a vurarak oy almanın sınırlarını tadacak, şapkayı öne koyup silahlara veda edecek ve gerçek demokratik mücadeleyle tanışacak. Tersi tüm Ortadoğu'da kaosa işaret eder. Ayrıca tersi durumda toplum, son 20 yılda yanlış kararlarıyla ve silahtan vazgeçememesiyle, HDP'nin; eleştirmeyi çok sevdiği, üstelik bugünlerde PKK gerillaları gibi makinalı tüfeklerle poz sevdasına düşen MHP'den bile daha fazla insanın hayatına mal olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Gerçek yüzleşmelere hazırlan!

 

Bu seçimlerde "Hepimiz Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenlerle "Hepimiz Apo'nun askeriyiz" diyen ya da demeye getirenleri eleştirmeden verdiğin, vereceğin oy, oy sayılmaz. Zamanın ruhu sana ilerde oy oy dedirtebilir :)

 

7 Haziran sonrasında ülkeyi değiştirmeye devam etmek için en doğru aktörler olan Ak Parti ve Kürtlerin diyalogunun yaratıcı yeni yollarıyla tanışmaya, toplumu tanıştırmaya hazırlan!.

 

Marksist, feminist, yeşil, dindarlarla barışık, türcülüğe karşı, LGBTİ haklarına saygılı bir çerçevede yeni ütopya için çalış ama başarı için tümüne eleştiri getir;

 

Önce Doğulu olduğunu kabul et; Doğuyu önemse, Batı'yı da ama en iyi sentezi ara, 1000 yıl önce bu coğrafyada bu yapılmış, o yüzden bir numara olunmuştu;

 

Özgür, demokrat ve adaletli bir ülke istemeye devam et; merkeziyetçilikten kaç, adem-i merkeziyetçiliğin sınırlarını zorla;

 

Durmaksızın En Büyük Ortak Bölenlerimizi kurcalamaktansa, En Küçük Ortak Katımızın yükseltilmesine odaklan!

 

Türkiye'deki tüm siyasi yapılanmaları enine kesen Nuh'un Gemisi fraksiyonunu oluştur.

 

Yaklaşan Küresel Felaket, mevcut siyasi çalkalanma ve iç dünyamızdaki girdaplar nedeniyle bir gün herkes Nuh'un Gemisi'ne gelecek, bunu biliyorsun zaten!

 

Bunu bilmenin rehavetine de, kibrine de kapılma!

 

Sakin ol, sabırlı ol, dikkatli ol, adil ol!

 

İronik takıl, kendini koru tamam ama bir yolun sonunda bizi aydınlığın beklediği masallarına da inanma!

 

Çünkü yol aslında her şeydir, ne var ne yoksa, yolun ta kendisidir!

 

O yolun adına da demokrasi diyoruz; demokrasi hayattır;

 

Hayatını ıskalama!

 

nuhun gemisi

06-06-2015

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2015 01:02

 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.