Serdar Delice: Milliyetçi vicdani retçi
01 Ocak 2012 19:41
Vicdani retçi Muhammed Serdar Delice'nin eşi Dilek Taş anlatıyor: Kendini milliyetçi olarak tarif eden biri askerlik yapmayı neden reddeder?
Şimdiye dek askerlik yapmayı reddederek vicdani retlerini açıklayanların farklı gerekçeleri oldu. Birçoğunun toptan militarist kültüre dair lafı vardı, kimi bu ‘düşük yoğunluklu savaşın’ içinde yer almak istemediğini söylüyordu. Enver Aydemir, dini gerekçelerle TSK’nın bir parçası olmayı reddederek vicdani reddini duyurdu. Muhammed Serdar Delice ise ‘milliyetçi vicdani retçi’ olarak bir ilk.
Delice, kınalar yakılarak peşinden ‘En büyük asker’ sesleriyle gitti askere. Fakat beş ay sonra sorgulamaya başladı. Vatanın uğrunda öleceklere değil, ona hizmet eden zeki nesillere ihtiyacı olduğunu söylüyordu. “Kürt kardeşlerimizden yalan hedefler yaratıldı” diyordu.
Kasımpaşa Askeri Cezaevi’nde koşullarının düzelmesi için açlık grevi yaptı. Şu anda Malatya Askeri Cezaevi’nde ve üç ayrı suçtan dava dosyası var: Firar, emre itaatsizlik ve halkı askerlikten soğutmak.
Firarıyla ilgili davanın duruşması üç gün önceydi ve 20 Ocak’taki bir sonraki duruşmadan evvel Elazığ Askeri Hastanesi Psikiyatri Servisi’nde cezai ehliyetinin koşullarına ve askerliğe elverişli olup olmadığına bakılması kararı verildi. Akla hemen ‘çürük’ raporu verilmesinin yollarının arandığı geliyor.
Serdar Delice’yle tanıştığında Dilek Taş 15 yaşındaydı. Bir tiyatro oyununda başrolde karı-kocayı canlandırıyorlardı. Sonra da ayrılmadılar, Dilek Taş’ın 18’ine girdiği hafta evlendiler. Kocasını anlatırken gözleri parlayan bir kadın karşımdaki.
Vicdani ret sonrası Kastamonu’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşmişler. Oradaki işlerinin aynısını, internet kafe işletmeciliğini sürdürmek, babalarını iş gezisinde zanneden iki çocukla birlikte Dilek Taş’ın omuzlarında şu an. Üstelik üniversitesini de bırakmış.
Dilek Taş Delice, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan birinin nasıl askerliği reddeder noktaya geldiğini anlattı.
Eşiniz askere gitmeden evde hiç vicdani ret konuşması oldu mu?
Hiç konuşulmadı. Benim ailemde ordu mensubu insanlar var. Ama askerliğin nasıl bir şey olduğunu bilmiyormuşuz. O da gidip askerliğini yapacaktı işte. Sonradan sorgulamaya başlamış.
Ne vesile olmuş bu sorgulamaya?
Hiçbir şeyin bize öğretildiği gibi olmadığını anlatıyordu. O kahramanlık öyküleri, peygamber ocağı kavramı, her şey… “İnsan olarak değerimiz yok burada” diyordu. Başına bir şey geldiğinden değil, diğer erlere yapılan muamelelere de bakarak sistemi eleştiriyordu. “Çöp topladığımda, tuvalet temizlediğimde vatana ne katkım olabilir? Aynı sürede çalışır, vergimi öder, devlete katkımı sağlarım” diyordu.
Giderken ruh hali nasıldı? Asker uğurlaması yapıldı mı mesela?
Abartılı olmamakla birlikte, bir gelenek olarak uğurladık tabii. Kınalar yakıldı, dualar edildi. Şu da var, askerlik yapmayı çok isteyenlere de lafı olmadı hiç. Böyle bir soruşturma da açıldı ama o kimseyi askerlikten soğutmadı. “Ben bu koşullarda askerlik yapmak üzere yaratılmamışım” diyordu sadece. Tamam ordu olsun ama nasıl, kime karşı? Vicdani ret düzenlemesinin dışında da bir şeyler yapılmalı. Konuşup da halinden memnun olan asker görmedim ben.
‘Milliyetçi vicdani’ retçi nasıl olur, birçok insanın kafasına yatmıyordur. Çevresinden, akrabalarından nasıl tepkiler aldınız?
Aslında nadiren kötü tepki alıyoruz. Kalıplaşmış fikirler herkeste var. İnsanlar vicdani reddi bilmiyor, öğrendikçe tepki varsa da değişiyor. Evet, milliyetçi insanlarız. İkimiz de Osmanlı âşığıyız. Kızımızın adı Hümahan’dır; Fatih Sultan Mehmet’in annesi. Oğlumuz da yine Fatih’ten dolayı Mehmethan. Bizde bölücülük, ayrımcılık yok. Ben de, eşim de Türküz ama ırkçı değiliz. Evet, milliyetçiyiz, vatanımızı seviyoruz ama Osmanlı hoşgörüsüyle herkesin bir ülkede yaşamasını isteriz. Kürt olabilir, başka bir kökenden gelebilir; gayrimüslüm olabilir. Ben Kastamonuluyum, eşim Giresunlu. Doğu’yu hiç bilmiyorum. Mahzun Kırmızıgül’ün filmlerinden biliyorum sadece. Bana hiç yakın da gelmiyor ama insanların insan olarak değerlendirilmesini istiyorum.
İlk sırada anmasa da vicdani reddi için dini gerekçeleri de var eşinizin.
Şahsen ben askerde rahat ibadetini yerine getirebileni görmedim. Eşimin de böyle sıkıntıları oldu. Allah’ın emrini kul emriyle ötelemektir bu. Benim çok dini bilgim yok ama eşim ailesinden dolayı bilir, ibadetlerini yerine getirir.
Eşiniz mizacı nasıldır? Bu hareketiyle sizi şaşırttı mı daha doğrusu?
İçinde olanı tutamaz, birine hoş görünmek için başka türlü davranmaz. O yüzden hem şaşırdım hem şaşırmadım.
Oğlunuz askerlik yaşına geldiğinde ne olacak?
Ben eşime baskı yapmadım, tercihine saygı duydum ve destekledim. Oğluma da askere git ya da gitme demeyeceğim, sadece kararını destekleyeceğim.
Radikal
---
Davul zurnayla askere uğurlandı, vicdani ret açıkladı
Kazım Birdal Tüfekçi vatani görevini yapmak üzere ailesi tarafından davul zurnayla evden uğurlandı.
Aile, askerliğini yapmasını istediği Tüfekçi’ye bu yönde baskı da yapmıştı. Ancak Tüfekçi evden ayrıldıktan 3 gün sonra Çorum’da düzenlediği bir basın toplantısıyla ‘vicdani ret’ kararını açıkladı. Çorum yerel basını “Bak şu çapsıza!”, “Ne ayak Tüfekçi?”, “Çorum’dan ‘Vicdani Retçi’ çıktı” başlıklarıyla haberi duyurdu. Şimdi aile çocuklarının hayatından endişe duyuyor ama artık ona ve kararına sahip de çıkıyor.
Kazım Birdal Tüfekçi 20 yaşında. Üç ay önce Bilecik 9. Jandarma Alay Komutanlığı’na askerlik hizmetini yapmak üzere çağrıldı. Açık lise öğrencisi olan ve çiftçilikle uğraşan Tüfekci, vicdani reddini açıklamaya karar verdi. Bu kararını ailesine açıkladı. Uzun süre annesinin kaygılarını gidermek için çalıştı. Bunu başaramayınca ailesine vicdani ret kararından vazgeçtiğini ve askere gideceğini söyledi ve ‘birliğine katılmak üzere’ ailesi ve akrabaları tarafından davul zurnayla uğurlandı.
Bir süre sonra ailesini arayarak “teslim oldum” demesine rağmen, Tüfekçi Çorum’dan hiç ayrılmamıştı. 17 Aralık’ta Eşitlik ve Demokrasi Partisi Çorum İl Örgütü’nde düzenlediği basın toplantısında, “Savaşlarla, cinayetlerle, tecavüzlerle bezenmiş bir yolu yürüyoruz insanlık olarak. En mutlumuz gözlerini hiç açmayan. Kulaklarımızda hep günahsız ölenlerin çığlıkları. Yoruldum her cinayete ortak olmaktan. Siz bakmasanız da olur. Ben kaldırıyorum başımı” diyerek vicdani reddini açıkladı. Çorum yerel basınının buna tepkisi ise ağır oldu. Çorum gazetesi, “Bak şu çapsıza!” başlığıyla duyurduğu haberde “Kazım Birdal Tüfekçi’nin açıklamaları hem kendiyle çelişti hem de milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının milli manevi değerlerine hakaret niteliği taşıdı” denildi. Çorum Manşet gazetesi ise konuyu “Ne ayak Tüfekçi?” başlığıyla haftanın haberi ilan etti. Gazetenin ‘analiz’inde, “Daha önceden hazırlanmış metni ve kurgulanmış senaryoyu oynayarak medya üzerinden propagandasını yapmak isteyen bu tür organizasyonlara basın kuruluşu olarak prim vermeyi doğru bulmuyoruz” dendi. “Çorum’dan ‘Vicdani Retçi’ çıktı” başlığıyla bu habere en makul yaklaşan gazeteyse Yayla Haber oldu.
Her şeyi göze aldım
İstanbul, Ankara ve İzmir dışında bir ilde 6 yıldır ilk kez vicdani ret ilan edildi. Tüfekçi, Çorum’da vicdani retçi olmanın zorluklarını Radikal’e anlattı: “Basının beni hedef göstermesine şaşırmadım. Fakat ailem ve arkadaşlarım çok endişeli. Babam, belki tam olarak nedenini bile bilmeden, yüzünü insanlardan kaçırarak ağlıyor. Ancak annem, babam ve kardeşlerim ağlamasın diye başka annelerin başka babaların gencecik çocuklarını öldüremem. Arkadaşlarım bana çok destek verdi. Ben doğma büyüme Çorumluyum. Çiftçilikle uğraşıyorum. Köyüme gidip çalışmak istiyorum. Çorum’u terk etmek gibi bir düşüncem yok. Açıkçası zamanın başıma neler getireceğini de kestiremiyorum.”
Radikal
Son Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2012 14:14

