Naylon leğen logoya karşı

17 Kasım 2010 09:18  

 

Naylon leğen logoya karşı

Kurbanlığın ipini çözmek isteyenler, fast food zincirlerinin hamburger için dar alanlarda yetiştirdiği danaların iplerini de çözebilir mi?

ELİF TÜRKÖLMEZ (Arşivi)

90’larda kız çocuklar arasında saçı dolma yapmak pek popülerdi. O zamanlar adını ‘muz çorap’ zannettiğimiz mus çorap giymek de öyle. Bayram benim için biraz da paketinden yeni çıkmış mus çorap kokusudur. Kurban Bayramı’ysa mahalleye getirilen hayvanlardan yükselen kokularla başlayıp, kaynayan tencereden yayılan kavurma kokusuna bir kokular toplamı...
Mahalledeki arkadaşlarla gözümüzü kırpmadan, heyecanla izlerdik kurban kesimini. İsim verdiğimiz, oyunlarımıza kattığımız hayvanın kesilişine bakarken, ‘bunun neden yapıldığını bir şekilde bilir’, şaşırmaz, bozulmaz, ağlamazdık. Büyükler bizden bu sahneyi esirgemezlerdi, tıpkı bir çift ayakkabıyı esirgemedikleri gibi. Annem içi, henüz kesilmiş sıcak et dolu plastik leğenle merdivenleri çıkarken, soğukkanlı olurdu. Kalabalık sofralar kurulur, ‘Allah kabul etsin’lerle başlanır, konuşmalardan kurban edilen hayvana saygı da duyulduğunu hissettiğim bir yemek sürer giderdi. Bense, tabağımdaki et parçalarını daha da küçük parçalara ayırmakla meşgul, böyle yaparsam belki birazını yediğimi sanarlar umuduyla gözlerinin içine bakardım. Bu yıllarca böyle devam etti. Bir farkla: Ben vejetaryen oldum!
Doğru vejetaryen miyim?
Ama benim vejetaryenliğim, biraz bizim modernleşmemiz gibidir: Halka rağmen! Dolayısıyla gülünç duruma düşmemek için çaba sarf ederim. Kurban kesen birine nutuk atmam! Bana, ‘bir vejetaryenin bayramı nasıl geçer, sen yaz’ dediklerinde doğru vejetaryen ben miyim acaba diye düşündüm. Çünkü dediğim gibi benim vejetaryenliğim bir yandan geleneğin değerini iyi biliyor. 12 yaşımda yaptığım ‘devrim’den beri, ilk kez birlikte yemek yediğim her insana sabırla neden et yemediğimi anlattım. Türlü alaya, budalalığa da maruz kaldım, saygı, gıpta, şefkat de gördüm. Ama hiçbir kurban sofrasında benim zeytinyağlılar unutulmadı. Kurban kesen halalar, dayılar, kurban kesmeyen arkadaşlardan daha saygılı, hoşgörülü davrandı.
Tabii, bayramla bunca barışık olmama rağmen, hâlâ bir hayvanın kesilişine bakamam. Ama bu bakamayış ‘başkasının acısına bakamayış’tandır.
Aslında benim, bir vejetaryen olarak derdim hiçbir zaman kurban kesen insanla olmadı. ‘Kurban eti yemiyorum’ deyip, bayramdan sonra kasaptan iki kilo pirzola alan insanla oldu, ‘Göz görmeyince gönül katlanır’cılarla oldu. Kurbanlığın ipini çözmek isteyenlerin, büyük fast food zincirlerinin hamburger köftesi yapmak için daracık alanlarda hareket ettirmeden yetiştirdiği güzel gözlü danaların iplerini çözmek için de bu kadar hevesli olmalarını bekledim.
Plastik leğende olunca ‘gayri medeni’, logolu karton kutularda olunca ‘pek medeni’ olmuyor. Dünyada pek çok hayvan çok kötü şartlarda yaşıyor, ölüyor. Bana kalırsa biz Kurban Bayramı’ndan utanıyoruz. Ama hayvanlara yapılanlarla bir ilgisi yok bunun. İlgisi, o mavi plastik leğenlerle, bir türlü modernleşemediğimizi bize inatla hatırlatan o pembe plastik kovalarla... Herkese iyi bayramlar.


Radikal



Son Güncelleme Tarihi: 17 Kasım 2010 11:11

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0