izmirizmir.net : Ertuğrul BARKA - DEDELERİMİZ CEHENNEMDE OLMASINLAR SAKIN?

DEDELERİMİZ CEHENNEMDE OLMASINLAR SAKIN?

09 Temmuz 2011 01:26 / 3427 kez okundu!

 


Dersimli dedelerimiz için...

Çağırdı beni. Hemen gittim. Öyle özleşmişiz ki; nice yıllar geçmişti aradan. Buna karşın, sarmaşamıyor, koklaşamıyorduk. Öpemiyordum ellerinden; O da benim gözlerimden. Ama yine de duyumsuyordum sıcaklığını ve Gökova’mızın kokusunu bedeninin. Aynıydı; hiç de istemeden ayrıldığımız günkü gibiydi. Gökova’nın dalgaları alnında, gülümsemesi yüzündeydi. Yine nasırlıydı elleri, parmakları küt ve kalın, gövdesi gemice. Ensesindeki baklava baklava çizgiler duruyordu hâlâ.

Dedeciğim, dedem benim!

O da bana dikkatli ve uzun uzun baktı. Baktı; biraz da hayret ve şaşkınlıkla, “Beni yakalamışsın, neredeyse akran olmuşuz.”

Evet, dedim, evet. Sesim kısılmış titremiş, boğazım yanmıştı doğrularken O’nu.

“Ağartmışsın sakalları da. Sen de dede oldun ha?”

Yine sadece evet diyebildim.

“Kaç tane torunun var?” Şimdilik iki tane, biri kız diğeri erkek; Karya ve Doruk. İsimleri yadırgadığı belliydi.

“Pek de azmış. Ömürlü olsunlar. Benim otuz beş torunum ve bir de sen vardın.”

Beni ayırmıştı yine. O’nun gibi üç karım, on çocuğum olmadığını söyledim usulca ve usûlünce. Bir kızım bir oğlum… Ağzımda kaldı lâfım.

“Biliyorum, biliyorum. Benim seninle olduğum gibisindir torunlarınla herhâlde?”

Bir şey diyemedim; olası mıydı ki bu?

“Güreşte yeniliyor musun sen de?” derken gülümsüyordu.

Oyuncaklarını satın aldığımı söyleyince, boynunu bükerken dudaklarını kıvırdı. Satın almak yerine emek harcamalıymışım. Hatta torunlarımla birlikte yapmalıymışım oyuncaklarını.

“İki çocuğa oyuncak yapmak da ne ki? Öyle değil mi? Hem o zaman başka seversin torunlarını. İnsan emek harcadığını sever, sevdiğine emek harcar.”

Başım eğildi.

“Sıkma canını, denizden artık oyuncak yapılacak temiz tahtalar da çıkmıyor ki; hep yağlı ve kirliler.”

Gönlümü alıyordu. Denize götürüyorum ama dediğimde “Aferin sana” dedi. Bodrumlu bir dedenin de ilk işi torunlarına denizi sevdirmek olmalıymış zaten. Yüzme, dalma kendiliğinden gelirmiş ardından. Adaboğazı’na, Haremten’e gidiyoruz dedim. Durgunlaştı, Karada’ya doğru döndü; “Karaada’ya, mağaraya gitmiyorsunuz, demek ki?” Hayır dedim, seninle gittiğimiz günlerdeki gibi değil artık oralar. Biliyormuş.

“O mağaranın ağzında havuz oluşsun diye set çekilir mi hiç? Üç kuruş para için yok ettiler fokları. Girip çıkamadılar yuvacıklarına; içerde kalanları öldüler, dışarıdakiler de çekip gittiler çaresiz. Şimdilerde de balıkları kafesliyorlar; denizleri kuruttular ya… Dipleri çamur pislik; yaşam yok, Üstü Gökova, altı Çölova…”

En çok da beyazın bu kadar kirletici olduğuna şaşırıyormuş.

“Ankara’daki, pisliklerini taşıdılar bu beyaz evleriyle kıyılarımıza öbek öbek. Sadece kıyılarımıza mı? Ta tepelere kadar beyazla kirlettiler memleketimizi.” Bizim evlerin ruhu varmış da onlarınkilerin yokmuş. “Harcında alnımızın teri var bizim evlerimizin, taşlarında el izlerimiz…”

Öfkeliydi, hem de nasıl? Durmak, susmak bilmiyordu.

“Bu kadar kirlenmeselerdi Ankara’da, kirletmeselerdi Ankara’yı, buralar da böylesine kirletilemezdi. Gökova’da kömürlü santralin ne işi var? Koylar kapatıldı. Ormanlar yakıldı. Hayvancıklar yana bağıra attılar kendilerini denize, boğuldular bu sefer de. Dolduruldu kıyılar. Oteller yapıldı havuzlu havuzlu; koca denizi yok ettiler ya. Şimdi, cehenneme çevirdikleri Gökova yerine, bir bardak suda tepiniyorlar. Yazık oldu Gökova’mıza, cehenneme çevirdiler, cehenneme!..”

Daha o kadar çok konuda yakındı ki, vakitsiz ayrılmak zorunda kaldım yanından; biraz da yeterince mücadele etmediğime utanarak…

Gökova’mızı cennetten güzel bilirdim. Dedem sonsuza kadar oralarda diye sevinirdim. Dedelerimiz cehennemde olmasınlar sakın?


Ertuğrul BARKA

08.07.2011

 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
11 Temmuz 2011 14:04

akyarli

sevgili ertuðrul! bana torun olduðum günleri anýmsattýðýn için teþekkür ederek baþlamak istiyorum. ýþýklar içinde yatmasýný dilediðim dedem (babamýn babasý ki ben ona büyükbaba derdim - annemin babasýný hiç görmedim) bana kendi elleri ile, pedal çevirince hareket eden bir araba yapmýþtý. bu arabanýn karizmasý ile - 1957 yýlýnda ilkokulun 2. sýnýfýnda öðrenciyken - bursa'da yapýlan 23 nisan törenlerinde tüm okullarýn önünden geçme görevini almýþtým. sevgili büyükbabam, arkamdaki kortejin hýzýna uyum saðlayabilmem için beni iterek hýzlanmama destek olmuþ ve yol boyu benimle birlikte yürümüþtü. anýmsadýðýmda hala o günlerin heyecanýný duyuyorum. dilerim ben de torunlarýmýn anýlarýný anlatacaðý bir dede olurum. içten sevgilerimle.

11 Temmuz 2011 13:20

Merih Yücel

Cennet ve cehennemin bu dünyada olduðunu sanýyorum. Kazandýðýmýz sevaplar iyi insan olmaktan geçiyor. Ýnsanlar önce BEN'lerinden kurtularak iyi insan statüsüne ulaþabilirler ve önce çevrelerini temiz tutarak korurlar. Tüm yaþam formlarýna saygý duyup, gelecek nesillere yaþanabilir bir dünya býrakmak için çalýþýrlar. Ve geleceklerini cennete çevirirler. Aslýnda o cennette yaþayanlar, nesillerimiz aracýlýðý ile yine biz, yani bizim DNA'mýzý taþýyan yeni bireyler olacaktýr. DNA, organizma yaþlanýnca, yeni genç organizmalara geçerek devam eder gider. Böylece kalýtsal devamlýlýk saðlanýr. Gelecekte var olacaklar bu gün yaþayanlardýr. Bu anlamda ölümün olmadýðýný ve doðumun da bir yenilenme olduðuna inanýyorum. Çoðalarak gidiyoruz. Çaðdan çaða sürüyoruz. Eðer kötü insanlar olur isek geleceðimizi cehenneme çeviriveririz bencilliklerimizle. O zaman güzel dünyamýz 425 santigrat derecelik cehenneme dönüþür. Venüs'ün yüzeyi gibi. Dünyadaki yaþam veren kaynaklarýn (hava, su, toprak ve canlýlar ) yaðmalanýþý, günahkar insanlarýn çoðaldýðýný gösteriyor. Görünen o ki: Sonumuz: KÜRESEL ISINMA VE CEHENNEM. Umarým abartmamýþýmdýr.

11 Temmuz 2011 12:22

heykel

Bizim dedeler Gökova'yý belki de hiç görmediler. Dersim'in yaylalarýnda koyun guttüler, Munzur'da çimdiler, çamlarýn deðil ama meþe gölgesinde dinlendiler. Gözelerden su içtiler; ýþgýn, kenger, çasur mantarý topladýlar, sac ekmeði yaptýlar, konuklarýný þir ve zerfetle aðýrladýlar, cem tuttular, dara durdular. Kavgalarýný, iç sorunlarýný devlet kurumlarý ve güçleriyle deðil, cemleri, büyükleriyle çözdüler... Az gitti uz gitmedi, zaman da dümdüz gitmedi ama geçti gitti. Bugünlere geldik. Yaylalarýmýza gökten ateþ yaðýyor, meþelerimiz kül oluyor. Munzur'a gem vuruluyor; dað keçilerimiz, karacalarýmýz, geyiklerimiz, tavþanlarýmýz, tilkilerimiz, kekliklerimiz... ve insanlarýmýz terk ediyor ana kucaðýný. Býrakýn dedelerimizi, mezarlarý bile rahat deðil. Þimdi Gökova'da, Dersim'de, Sinop'ta, Çukurca'da, Bergama'da, Hopa'da... yatan dedelerimiz "imdat" diyor. Torunlarýndan birlik olmayý, býraktýklarýný korumayý bekliyor. Birbirlerinden çok uzakta yatsalar da, Anadolu'ya saplanan her darbeyi ayný anda hissediyorlar Ertuðrul hocam.

10 Temmuz 2011 13:57

Nezih Öztüre

Ayakkabýcý Salým usta ve Gazozcu Hacý Cemil benim dedelerimdi.
Rahmetliler torunlarýný hiç yanlarýndan ayýrmazdý. Bizlere hep zamanlarý vardý, gitmezsek gelir alýrlar, bizlerle vakit gecirirlerdi. Halleri vakitleri mahduttu ama gönülleri gani... Ýþe de götürürlerdi, Baða, bahçeye de. Kahve'ye gidildi ise gazoz garanti.
Þimdilerde bakýyorum da pek çok ailenin cocuklarýna vakti yok ama imkaný cok. Kumda kale yapmýyorlar ama kale gibi arabalar altlarýna cekiliyor, iki laf etmeye zamanlarý yok ama her yöne sonsuz görüþmeli cep telefonlarý son modelinden; orda bile'' arama mesaj at, çok meþgulüm''.
Meþguldünüz, Meþhurdunuz, Mühim þahsiyettiniz madem, niye Çoçuk yaptýnýz?
Torunlarýna oyuncak yapan Dedelere, Çoçuklarýna kucak açan anne babalara selam olsun.

10 Temmuz 2011 01:09

seçil

Ýnsan yaþadýðý yeri ya cennet yapar ya cehennem. Ama yanýmýzdan gidenler cennette ve mutludur...

Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.