EGEÇEP’in 3. Bileşenler Kurultayı'nda Türkiye'de bir ilk!

16 Mart 2010 01:32  

 

EGEÇEP’in 3. Bileşenler Kurultayı'nda Türkiye'de bir ilk!

EGEÇEP’in 27-28 Şubat 2010 tarihleri arasında Tepekule Kongre ve Sergi Merkezinde gerçekleştirdiği 3. Bileşenler Kurultayı çok etkiliydi.

Ülkenin dört bir yanından gelen yurttaşlar bir kez daha topraklarının, sularının, havalarının, sağlıklarının kâr hırsından başka bir kural tanımayan madencilik faaliyetlerinin tehdidi altında olduğunu dile getirdiler. Kurultay, TBMM’den Madencilik Sektörü Sorunlarını Araştırma Komisyonu üyesi üç milletvekiline ve ülke kamuoyuna seslerini duyurmaya çalışan yurttaşların kürsüsü oldu.

Platformu oluşturan bileşenlerin (toplam 34 örgüt ve girişim) sıkıntılarını, örgütsel sorunlarını ve önerilerini sıraladıkları kurultayın ilk günü önemli birçok verinin ortaya konulduğu bilgilendirici bir işlev gördü. Egeçep yeni yürütme kuruluna seçilen isimler şöyle:

Hayri Bökü, Özer Akdemir, Berrin Esin Kaya,

Muammer Sakaryalı, Tekin Karadağ, Erkan Çınar,

Ertuğrul Barka, Samet Baskak, Oya Otyıldız, Hande Atay,

Recep Erkol, Bahadır Doğutürk, Halil Coşkun

Aliağa-Foça bölgesinden kurultaya gelen ve Kurultay’da EGEÇEP’in yeni bileşenleri arasına katılan Foça Çevre Platformu (FOÇEP)’nun anlatımları durumun ne kadar çarpıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Petrokimya, demir çelik fabrikaları, gemi söküm sanayi gibi yoğun kirletici sanayi tesislerini bulunduğu bölgede, bu işletmelere ek tesislerin, termik santrallerin, döküm ihtisas sanayi gibi kirletici sanayi tesislerinin yapım aşamasına gelmesi son dönemlerde sıkça dillendirilen “Aliağa’nın gözden çıkarıldığı” görüşünü doğrular niteliktedir. Aliağa adeta bir “ölüm bölgesi” haline gelmiştir-gelmektedir.

Turgutlu Çaldağı’nda işletilmek istenen nikel madeni, Efemçukuru, Bergama, Kışladağ ve Kozak Yaylası’ndaki altın şirketlerinin çalışmaları buralarda yaşayan yurttaşların yaşam alanlarına doğrudan bir müdahaledir. Tüm karşı çıkışlara, hukuksal kazanımlara rağmen altın işletmeciliği hızından bir sey kaybetmeden devam etmekte, ülkenin birçok yerinde yeni altın madenlerinin işletilmesi gündeme gelmektedir. Yaşam alanlarını kirleten, doğadaki canlı yaşamına olumsuz etkileri bilimsel verilerle ortaya konan, tarihsel ve doğal kültürel değerlerimizi yok oluşun eşiğine götüren bu faaliyetler siyasi tercihlerin ürünüdür. (...) Bu kadar kuralsız bir madenciliğin, çalışma yaşamının ve hukuk sisteminin olduğu ülkemizde sürdürülebilirlik kavramının kullanılabileceği tek yer bu olumsuzluklara karşı verilen “Yaşamın sürdürülebilirliği” mücadelesidir.

Bu yılki Kurultayın geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz Prof. Dr. Türkel Minibaş’a adanması, halkı için bilim üreten, emeği ve düşüncesi ile yaşamın yanında yer alan onurlu bilimcilere verilen değerin de bir göstergesiydi.

“Madenciliğin Yaşam Alanları’na etkileri” konulu Panele TBMM Madencilik Sektörü Araştırma Komisyonu üyesi AKP Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır, MHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da katıldı. İlk defa TBMM bir çevre örgütünün etkinliğine resmi olarak komisyon üyesi milletvekili göndermiş oldu.

Egeçep'ten yapılan açıklamaya göre;

"TBMM’den resmi olarak görevlendirilen üç milletvekilinin bir çevre örgütünün toplantısına katılımları bizzat milletvekilleri tarafından “Türkiye’de bir ilk” olarak tanımlandırıldı. İlk olması ayrı bir konu olsa da bu durum tabii ki son derece olumludur. Yaptıkları konuşmalarda şimdiye kadar madenci şirketler ve onlarla paralel düşünen kesimlerce bilgilendirildikleri anlaşılan milletvekillerinin, çoğu ilk kez duydukları, gördükleri bu yaşam çığlıklarını meclise taşıyacaklarını ümit ediyoruz.

Şu anda Türkiye’de madenciliğin hukuki temeli yoktur. Çünkü 5177 sayılı maden yasasını Anayasa mahkemesi iptal etmiş, hükümetin-madencilerin dayandığı yönetmelikleri Danıştay iptal etmiştir. Bu durumdan telaşa kapılan madencilik lobileri, yeniden atak yapmış bir yandan bir yasa taslağını bakanlığa sunmuşlar ve öte yandan yeni kurulan komisyonu etkilemek için bir yığın asılsız ve temelsiz bilgiyi vermişlerdir.

Buradan sesleniyoruz.

1. Yeni maden yasasını insan ve çevre sağlığını hiçe sayan, biyoçeşitliği ve ekosistemi mahveden, yer altı zenginliklerimizi şirketlerin talanına açan nitelikte yapmayın. Yaşam alanlarımıza ve ülkemize kıymayın.

2. Size maden lobilerinin; madenlerimizi hammadde olarak satarak ülkemizin kalkınacağı, ülkenin 6500 ton çıkarılacak altını olduğu, çevrenin kirlenmediği yolunda verdiği bilgilerin tamamı yanlıştır. Kendi şirket çıkarları bu şekilde konuşmalarını gerektirmektedir.

TBMM üyeleri bilmelidir ki; Türkiye’nin 6500 ton altın rezervi olduğu yalandır. 1999 yılında Dr. V. Oygür ve Prof. Dr. A. Erler’in yaptığı “Türkiye’nin Altın Potansiyelinin Tahmini” çalışması, spekülatif bir tahmindir. Buna göre 1700-6500 ton altın rezervi olduğu bir varsayımdır.

Nedense bu varsayımın üst sınırı söylenmektedir. Bu bir demagojidir. “Matematik modellerin dayandığı varsayımlarla gerçek arasındaki kopuklukta fazla ileri giden” spekülasyon gerçekmiş gibi iki de bir önümüze konması bile manidardır.

3. Bir başka gerçek ise, ülkemizdeki söz konusu olan, madenlerin –özellikle altın, bakır, nikel gibi metalik madenlerin- hammadde olarak çıkarılıp satılmasıdır. Kendi madenlerini ham madde olarak satan hiçbir ülkenin kalkındığına dünyada bir tek örnek bulamazsınız.

Toplam çalıştıkları sürede ürettikleri değer, Kozak Yaylasının bir yıllık gelirine bile denk gelmeyen, Bergama’nın verimli ovalarında zehirli pasa dağları oluşturan, Kışladağ’da, Efemçukuru’nda tel örgülerle çevirdikleri alanları adeta birer “Şirket Cumhuriyeti” haline getiren madencilere “DUR” demek yaşamsal önemde! Yurttaşın içme suyu, köylünün ürünü, halkın sağlığı, ülkenin bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, bilimin onuru bu “DUR” demekten geçmektedir.

Niğde Ulukışla’da sesi çıkmayan Toros Kurbağası’nın ve Ulubey İnay köyünde doğduktan birkaç saat sonra sessizce ölen kuzuların sesi de, sorumluluğu da, vicdanı da bizlerin, sizlerin, ülkesini gerçekten seven herkesin omuzlarındadır. “DUR” demenin tek yolu ise gücümüzü birleştirmek ve örgütlü mücadele etmektir."



 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0