Din dersleri ve Alevilik... - Şenol Kaluç

03 Ekim 2011 19:49  

 

Din dersleri ve Alevilik... - Şenol Kaluç

Alevi Çalıştayları ilk meyvesini Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde yeterliliği ve içeriği tartışılsa bile Aleviliğe yer verilmesi ile verdi

Alevi Çalıştayları ilk meyvesini Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde yeterliliği ve içeriği tartışılsa bile Aleviliğe yer verilmesi ile verdi. Bu konunun uzun süre tartışılacağı şüphesiz. Ancak sonuç ne olursa olsun Aleviliğin ders kitaplarına açıkça girmiş olması günlük önyargıların derslerde eskisi gibi pervasızca dillendirilmesini engelleyecektir ve öğretmen ve öğrencilerde bir meraka sebep olacağından bu merakın hayırlara vesile olması kuvvetle muhtemeldir. Bu yönü ile bile önemli bir adım olarak görülmeli.

Meselenin özüne girilecek olursa bilindiği üzere Alevilerin çoğunluğu laik, sosyalist, liberal ve bazı Sünni çevrelerle birlikte DKAB derslerinin ya tamamen kaldırılmasını ya da seçmeli hale getirilmesini istiyor. Bu talep ideolojik sebepler bir yana bırakılırsa DKAB dersinin verilmesini isteyen çevreler kadar haklı argümanlara sahip. Ancak taraflar çatışmanın ana kaynağını tartışmayı çoğu kez bilerek-bilmeyerek göz ardı ediyor. Türkiye’de bir din ve vicdan özgürlüğü sorunu ile beraber din eğitimi sorunu varsa -pek çok kesim rahatsız olduğuna göre var- bu sorunun ana kaynağı Cumhuriyetin ilk yıllarının kendine özgü şartları içinde gelişen laiklik anlayışı ve uygulamalarıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kurumlar ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun vb. düzenlemeler mevcut halleri ile günümüz toplumunun ihtiyaçlarına karşılık vermekten uzaktır. Bu kanun ve kurumların günümüz toplumunun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak - din ve inanç özgürlüğü bağlamında- yeni anayasa çalışmaları sırasında reforme edilmesi gerekir. Dünyadaki gelişmiş demokrasilerin hiçbirisinde din bir kurumun tekelinde bırakılmamakta ve eğitim kurumları kapı ölçüsünden ders müfredatlarının içeriğine kadar tek bir merci tarafından yönetilmemektedir.

Ülkemizdeki mevcut özel okullar Rasim Özdenören’in veciz ifadesi ile “Özel şahıslar eliyle işletilen devlet okullarıdır”. Çünkü özel okulların MEB tarafından belirlenen ders programı ve müfredatı dışına çıkma hak ve yetkileri yoktur. Özel okulları farklı kılacak uygulamalar ancak ana müfredat dışında etüt, ek ders ve ders dışı faaliyetler şeklinde yürümektedir. Örneğin özel bir okul haftalık 30 saatlik çalışma takvimi içinde yer alan 5 saatlik Türkçe dersini 7 saate çıkarma ya da 4 saate indirme, kazanım ve içeriğine müdahale yetkisine sahip değildir.

Türkiye’de din 1924’den beri devletin tam kontrolü altında tutulmak istenmiş ve bu amaçla DİB kurulmuştur. Bu kontrol isteği ‘Alevi Çalıştayları Nihai Raporu’nda çok açık şekilde ifade edilmektedir. İslam Dini Sünnilikten, Sünnilik ise Hanefi- Maturidi çizgiden ibaret sayılmış ve içine milliyetçilik yedirilerek devlet eliyle yeniden inşası hedeflenmiştir. İslam’ın farklı yorumları ya yok sayılmış ya da yasaklanmıştır. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun ile birlikte ülkedeki Alevi-Sünni tüm tarikatlar yasadışı ilan edilmiş, mallarına el konulmuş ve ayinleri yasaklanmıştır. Tarikatlar kendi entelektüel güçleri çerçevesinde bu duruma direnmeye çalışsalar da estetik seviyelerinden çok şey kaybetmiş ve bağnaz yapılanmalar daha da güçlenmiştir. Aynı süreçte Alevilik kendi entelektüel kadrolarını üretememiş ve ilerleyen yıllarda şehirleşme ve siyasallaşma sürecinin de olumsuz etkisiyle temel değerlerini büyük ölçüde yitirerek din dışı bir alana doğru evrilmiştir. Bu evrimin sonucu olarak bugün birbirinden farklı ve taban tabana zıt Alevilik tanımları ortaya çıkmıştır.

Sonuç itibariyle bugün gelinen noktada DKAB derslerinde anlatılacak Alevilik, Alevilerin tamamını hiçbir zaman tatmin etmeyecektir. Çünkü kendisini İslam içi ya da İslam dışı, Ali’li ya da Ali’siz tanımlayan ancak Alevi olduğunu söyleyen kesimler vardır. Aslında bu bölünmüşlük Sünnilik içinde geçerlidir ancak tüm devlet müdahalesine rağmen Sünniliğin ana referans kaynakları sabit kalırken, temel akidelerinde Alevilik benzeri bir çatırdama yaşanmamıştır. Bu farklılık Alevilik adına ortaya çıkacak her türlü metnin ne kadar orijinal olursa olsun tartışılmasına ve bazı kesimlerce reddedilmesine yol açacaktır.

DKAB Dersleri konusunda yapılacak en adil çözüm yolu bu işin cemaatler eli ile yapılması ve isteyenin inancını istediği yerde alabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasından geçiyor. Tevhidi Tedrisat Kanunu’nda zamanın ruhuna uygun olarak yapılacak değişikliklerle bu sorun çözülebilir. Avrupa’daki benzerleri gibi devlet okullarının yanında kendi ders yükü ve müfredatını kısmen belirleme hakkına sahip laik ya da dini referanslı özel okulların açılmasına ve özel okulların gerçek anlamı ile özel okul olmalarına izin verilmelidir.

Örneğin Haftalık 30 saatlik ders programının 15 saati MEB tarafından belirlenirken geri kalan süre okulların kendi inisiyatiflerine bırakılabilir. Böyle bir düzenleme Anadilde eğitim tartışmalarının da çözümüne hizmet edecektir. Geriye kalan 15 saatlik bölüm özel okullarca tercih edilecek dinî, la-dinî derslere ayrılabilir ve herhangi bir etnik dil (Kürtçe, Lazca, Çerkezce vb) ya da yabancı dilde (İngilizce vb.) işlenebilir.

Bu yolla çocuklarının dinî eğitim alması ya da kendi anadilinde eğitim görmesini isteyen aileler için ortak bir çözüm yolunun üretileceği muhakkaktır. Böylece resmi dilin yok sayılacağı iddiası ortadan kalkacağı gibi etnik ve yabancı diller ikinci veya üçüncü dil olarak müfredattaki yerini rahatlıkla alacaktır. Devlet bu okulları demokratik ülkelerde nasıl takip ediliyorsa öyle takip etmeli, açık suç unsuru barındırmadıkça hiçbir cemaat ya da etnik dilde eğitim yapan okula müdahale etmemelidir. Devlet okullarında ise en azından sınırlı da olsa dini ve etnik tercihlere önceden belirlenmiş objektif kriterler içinde seçmeli dersler şeklinde izin verilmelidir. Devlet okullarında verilecek genel DKAB Dersleri dinler üstü bir çizgiye çekilerek felsefe dersinde Ahlak-Etik konusu gibi tarafsız, objektif bir çizgiye çekilmelidir. Kendi inancının öğretilmesini isteyen veliler için kendi cemaatleri tarafından seçilmiş eğitimciler tarafından, yine kendilerince belirlenmiş içeriklerin öğretildiği seçmeli inanç dersleri konulabilir. Böylece devlet dine müdahale suçlamasından da masum kalacaktır. Aynı şey etnik diller içinde geçerlidir.

DKAB Dersleri ve diğer can alıcı sorunlarımıza bağnazca ve Kemalist doğmalarla baktığımız sürece bir çözüm yolu bulamayacağımız açık. Farklılıklarımızdan korkmak yerine bunların bir zenginlik olduğunu kavramamız ve inananlar olarak Allah’ın isteseydi hepimizi tek bir ümmet ve millet kılabileceği gerçeğini özümseyerek adaleti gözetmemiz gerekiyor. Aksi takdirde canımızın daha çok yanacağını ve birbirimizi üzeceğimizi bilmemiz gerekiyor.

Not: TRT’ye açık çağrı Aleviler için çok önemli bir ay olan Muharrem ayı yaklaşmakta. TRT’nin bu ay ile ilgili tutumu Alevi açılımının samimiyetinin bir testi olduğu unutulmamalıdır. Şeb-i Aruz törenlerini hiçbir zaman unutmayan mevcut ve gelecek TRT yönetimlerinden aynı hassasiyeti Muharrem ayı içinde göstermelerinin beklendiği unutulmamalıdır.

LDT-Alevi Bektaşi Araştırmaları Mrk. Direktörü

senolkaluc@hotmail.com

Taraf

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0