Sesler Düşler Düşünceler
01 Haziran 2012 17:36 / 3726 kez okundu!
36 yıl sonra bu şiiri meraklılarının dikkatine bir daha sunuyorum :) İlk yayınlarken şöyle yazmıştım: “Tam 30 yıl önce yazmıştım bu şiiri. 12 Eylül'ün zulmünden saklandığım yılların bir gecesinde... Mayıs'ın son gecesi garip bir fırtına patlak vermişti. Aradan geçen bunca zamandan sonra dün İstanbul'un göbeğinde aniden patlayan gökgürültüsü, çakan şimşekler, yağan kar, yağmur... beni 30 yıl öncesine götürdü. içimden bir ses "bu şiirini sandıktan çıkarmanın zamanı geldi galiba" dedi.”
*****
SESLER
DÜŞLER
DÜŞÜNCELER
-Fırtınalı bir akşamda doğan şiirin kısa öyküsüdür-
"Dışarısız bir adam" günün acılarını, sıkıntılarını ve daha da ötesini taşır, olabilecek en iyimser duyguları da hatta. Adamın uykuyla başı derttedir. En derin uykularda bile, dikkatle yüzüne bakılırsa ayağa fırlamaktadır Yan sokaktaki zil sesine uyanmaktadır. Yatağın yerini değiştirir, kulaklarını pamuklar geceleri. Hiçbiri işe yaramaz. Gündüz uykuları zaten semtine uzaktır. Kısacık daldığı anda, gece düşlerle dolup taşar uykuları ya da uykusuzlukları. Organizması 'uykuyu korumak' için sesleri, diğer tüm iç ve dış uyarıcıları durmaksızın görüntülere çevirir, düşlere dönüştürür. Adam da 'kendini korumak', diri tutmak için durmaksızın yazar, çizer. Başucunda 'düş defteri' bulundurur, bir de kalem ve lamba. Gün gelir düşler defterlere sığmaz, bir ucundan sızar şiirlere.
Gelmeyen baharın son ayının son günü, beklenen -ya da beklenmeyen- bir fırtına patlar. Gece, tam bir sesler curcunasıyla çıkagelir. Uykusuz adamın geceyarısı ışıklar da kesilmeden önce aldığı şiir notlarının ilk biçimi şöyledir:
dışarda
gece pencereni vuruyor
uzaklarda bir yerde
açık kalan bir kapı
fırtınada
yarım kalmış uykular
devrilen saksıda çiçek
kopan bir ip çamaşırlarla
uçları parçalanmış bayrak
kabına sığmayan deniz
denize sığmayan gemi
hangi umutları saklar
içinde
hangi fırtınalara gebe
bilesin
kalmak istemem o gecende
dışarda
hey büyük insanoğlu
ne günlere tanıksın
ne günlere
daha
***
Adam sabaha kadar uykuyu kovalar, düşler de adamı... Fırtına cam kırar, keser ışıkları, bir çocuğu ağlatır. Düşten ayağa fırlar adam. Hiçbir şey anımsamaz. Sıkışır, ayakyoluna koşar. İşini görürken anımsar. Unutuşla anımsayış yerken birbirini, belleğine karşı savaşıp not almaya çalışır. Düşten kalanlara bakar, düşünür: "Demek ki bir an daldım. Çişten sıkıştım. Neredeyse uyanacaktım zordan. Beynim uykuyu kollama görevine geçip, günlük bilinçaltı kuyusundan görüntüler çekti çıkardı, uydurdu rastlantısal bir planlılıkla hikayesini. Vücudum yuttu, uyku sürdü az daha. Sıkışma son noktasını buldu, kalkıp tuvalete koşuldu. Uykuyu zorlayan uyarı atılırken dışarı, biyolojik eylem çağırdı beynin gündüz vardiyasını. Gece bekçisinden teslim raporu alındı. Biri yeni kalkmış uykusundan, öbürü uyuyacak neredeyse. Kırık dökük sözler... Ki unutur, biri söylerken, yazarken öbürü inanılmaz bir hızla..." Kimi düşlerin tuvalette aniden anımsanmasını böyle yorumlayan adam notlarını alır, gördüğü düşleri yazmaya çalışır. Görüntü-imge biçimindeki düşlerin, yazıya dökülme sürecinde döküldüğünü, bir boyutunu yitirdiğini, hatta başkalaşıma uğradığını görür. Düşüyle şiiri, notları arasında ilginç koşutluklar yakalar. Şiir üzerinde sabah biraz çalışır:
gece
kapkara bir yüzdür dışarda
vurur pencereni durmadan
sanırım uzaklarda - evet eminim
açık kalan kapıdır - düşlerde bir geçişe yol açar
fırtınada
yarım kalmış uykular - kör kuyulara hasret düşmeler
gece
kırılan bir camdır perdelerle delirmiş
bir çocuk uyanır
titrek ışıklarla koşturur ana
hep yarım uykularla
hep yarım
dalgalarla çarpıp kırılır her ses
uykuların ele avuca sığmaz koruyucularına
ki düşlerdir
her şeyle bir dönemeç alan
alt kata sığınmış kedi
uzakta çılgın köpekler
ya takunya sesleri
ya
devrilen her saksıda bir çiçek varsa
kopan bir ip çamaşırlarla yalnızdır
nereye savrulur
uçları paramparça bir bayrak
kabına sığmayan deniz
denizi taşıran gemi
hangi umutları damıtırsın
içinde
hangi acılara gebesin
dışarda
kim kalmak ister evet kim
kim uyur kim uyumaz
kim tanıktır gecemdeki fırtınalara
***
Görüldüğü gibi bazı yerler değişti, bazı dizeler eksildi ya da fazlalaştı, hantallaştı kimi yer. Bazı çocukluk anıları karıştı işe, bilinç eklendi, düş üzerine kimi düşünceler de... (O sıra okuduğu yazarların etkileri değişik biçimde duyumsanıyor. Turgut Uyar, C. Caudwel, Freud)
Çalışmalarını yoğunlaştıran "dışarısız adam", kağıtlarını, defterlerini karıştırır. Değişik zamanlarda notlanmış kimi gözlemlerini, imgeleri şiire katar. Bazı imgeler yerini bulmaz, onları bir başka şiirin rastlantı yolculuğuna ayırır. Çekidüzen verir şiire, o günkü estetik duruşuna uygun olarak. Şiirin son durumunu aldığını düşünüyordur.
Şiirde o sıra değişik ortam, kişi ve akımların etkisindeki, toplumcu bakışın yönlendirdiği bir bireyin bir gecesinden tulumbalanmış duygu, düşünce yoğunluğunu aktarmaya çalışmıştır. Fonda dönemin politik ortamı (sıkıyönetim, gizlilik, saklanmalar, arama taramalar vd.) belli belirsiz algılanır.
Her şiir yazan gibi başardığını düşünmektedir ama kimi şiir yazanlar gibi de yetinmemektedir. "En iyi şiirlerim henüz yazılmadı" diyor birisi, adam ona yürekten katılıyor.
İşte şiirin "son" biçimi:
sesler
düşler
düşünceler
I
gece
bir dinlemedir
yan sokakta zilin ısrarlı sesi
fırlarım o an
parmak beni gösteremeden
düşümde
taşar odalardan ayaklarım
topu topu sekiz adımdır yolculuklar
ellerim
gözlerimle anca
çocukları çiçekleri kuşları
pencereyle sınırlı bir tarihtir günlerim
açıktır
sonsuzluğa - yani insana
düşüncem ışığı geçmiş en öndedir düşlerim
hey büyük insanoğlu
ne günlere tanıksın
ne günlere daha
II
gece
kapkara bir yüzdür dışarda
vurur pencereni durmadan
bir umutsuz inleyiş
sanırım uzaklarda
açık tahta kapı
yol açar düşlerde bir geçişe
çınlar
kör kuyuya hasret düşmeler
o zaman kesilir belki
fırtınayla
sürüklenen paramparça uykular
III
gece
kırılan bir camdır perdeyle delirmiş
bir çocuk uyanır
titrek ışıklarla koşturur ana
hep yarım uykularla
hep yarım
düşlerdir belki
uykuların
ele avuca sığmaz bekçileri
çevirir görüntüye durmadan
kopkoyu çarşafı yırtabilen gizleri
alt kata sığınmış kedi
uzakta çılgın köpekler
ya takunyalar üst katta
ya
devrilen her saksıda bir çiçek varsa
IV
gece
yapayalnızdır
kopan iptir çamaşırlarla
uçları paramparça bayrak
gönderde unutulmuş
düşlerim
kabına sığmayan denizdir
denizi taşıran gemi
hepsi tanıdıktır
düş
insanı
ayırmaz
el uzatır yüzü belirsiz kahramanlara
V
gece
kalabalıktır sanılanın tersine
ben yalnız
mum çıtırtısına boğulmuş
son sayfasına sürgünüm
başucumda kitabın
defterler bitti
sancı: yazılara sığar mı düşün
solgunum - bir limon kaç çorbaya
kaç şafağa soyunan uykusuz
dışarda
hangi acıları damıtırsın
kimdir umutlarıma gebe
içerde
belli ki
demir döküm işçisi değil
bir eskici bir araba bir at
surdibi'nde bir oda
yüzü kıbleye değil
o - da
bir sızıdır yüreğimde - ki
o tanık gecemdeki fırtınalara
İlhami MISIRLIOĞLU
31.05.1982, İstanbul
Son Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2018 00:33



