KAPİTALİZM: DOLANIN KURALLARA BAĞLANMIŞ HALİ

15 Nisan 2018 23:51 / 592 kez okundu!

 

 

“Sevgili Nadir Üstün, kardeşi Nihat Üstün'ün benim yazımla (*) ilgili bir eleştiri yazısı yazdığını söyleyince sevindim. Bu, en azından yazımın okunduğunun, eleştirecek kadar değer verildiğinin de haberiydi.

Ayrıca yazılarımla ilgili eleştirilmeye de şiddetle ihtiyacım vardı... Hakaret ve aşağılamalar yerine görüşlere yanıt yazmanın keyfini yaşadım.

Bu keyfi yaşatan sayın Nihat Üstün'e teşekkür ederim.

 

*****

 

KAPİTALİZM: DOLANIN KURALLARA BAĞLANMIŞ HALİ

 

Sevgili Nadir Üstün, kardeşi Nihat Üstün'ün benim yazımla (*) ilgili bir eleştiri yazısı yazdığını söyleyince sevindim. Bu, en azından yazımın okunduğunun, eleştirecek kadar değer verildiğinin de haberiydi.
Ayrıca yazılarımla ilgili eleştirilmeye de şiddetle ihtiyacım vardı.
Eve gelince ilk fırsatta Nihat Bey'in yazısını (**) okumaya koyuldum.
Ancak daha okumaya başlar başlamaz bir parça hayal kırıklığına uğradığımı söylemek zorundayım.
Nihat Bey'in yazısı benim yazımı eleştirmiyordu.
Küresel Kapitalizmin yaşamımıza  olan olumsuz etkisinden  benim gibi fazlaca söz edenlere toplu bir yanıt veriyordu. Yazımda anlattıklarımdan daha çok, "bu gibiler böyle düşünür" ön yargısını anlatıyordu.
Olsun... Yine de sonuçta yazımla ilgili düşüncelerini belirtiyordu ki bu benim için değerliydi.
Benim yazımla ilgili kurduğu tek cümleyi buraya olduğu gibi alıntılıyorum, "Gazetemiz yazarı Nadi Bey Türkiye'de ortaya çıkan dolandırıcılık olayını küresel kapitalizme bağlamıştı. (Bkz: KÜRESEL DOLANDIRICILIK ve ETİK AKIL..!) Bu konuyu açmak istedim."
Nihat Bey aynı zamanda yazısının da başlangıcı olan bu tek cümle ile benim yazımı da 'özetlemiş'.
Bence yazıdaki bir çok ayrıntıyı es geçerek, böylece özetleyerek yazıma ve anlatmak istediklerime haksızlık yapmış.
Bir karşı  haksızlık da ben yapmak istemem ama sanki kapitalizmi savunma telaşı benim yazımı anlama çabasının önüne geçmiş gibi...
Yazısında, benim Küresel Kapitalizme bağladığımı söylediği "Türkiye'de ortaya çıkan dolandırıcılık olayı"   Çiftlik Bank olayı olsa gerek.
Yazımı tekrar okudum, özellikle de Çiftlik Bank konusunda yazdıklarımı...
Ne Çiftlik Bank ne de sözünü ettiğim diğer dolandırıcılık olaylarını Küresel Kapitalizme bağladığım kanısı uyandıracak bir ifade yok.
Tabii burada "bağlamak" kelimesinin cümleye toptancı ve aşırı özetçi anlam yüklemesinin getirdiği bir sorun da var.
Benim, Küresel Kapitalizmin Uluslararası ilişkilerde kullandığı yöntemlerin Çiftlik Bank ve Saadet Zinciri gibi dolandırıcılık teknikerine benzer yöntemler kullandığını söylememden hareketle mi bu "bağlamayı" yaptı bilmiyorum.
Ancak hemen arkasından, "Marks’ın komünizm idealinde ve Bakunin’in kuramcısı olduğu anarşizmin algısında ise şöyle naif bir bakış açısı vardırAslında insan iyidir ama sorun sistemdedir. " cümlesinden anlaşıldığı gibi, yazımdan, böylesi insani kusurları da  Kapitalizme bağladığım gibi bir algı edinmiş.
Benim yazımda böyle bir iddia ve anlayış olmadığına göre, sanırım Nihat Beyin, "Dünyaya Marks'tan etkilenerek bakan ya da komünist ideallerini hala koruyan -ya da korumaya çalışan- kişiler düşünse düşünse böyle düşünür" gibi toptancı balkış açısı olsa gerek.

Uzatmadan hemen söylemek istiyorum.
Söz konusu yazımdan kim ne anlam çıkarırsa çıkarsın, ben insan kötülüğünün kapitalizmden kaynaklandığını düşünmüyorum.
Bunun anlamak için ustalara baş vurmadan, kendi akıl yürütmelerimin yeterli olduğunu da düşünüyorum.
Kendi yaşamını sürdürmek ve giderek daha fazlasını elde etmek için diğer canlıları, hatta kendi türünü öldüren insanın, öğrendikleri geliştikçe diğer canlıları ve insanları kandırması da oldukça doğal ve beklenir bir şeydir.
Esasen avcılık dediğimiz olgunun en önemli yöntemlerinden biri de tuzaktır ve bugünkü dolandırıcılık ediminin en ilkel ve kadim şeklidir.
Her ikisinde de yem kullanılır. Tuzağı kuranın -dolandıranın- da, tuzağa -dolana- düşenin de temel motivasyonu kolaycılık, bencillik ve diğer ilkel güdülerdir.
Bu tuzağı insan, insana karşı yapsa da bu temel motivasyon değişmiyor. Sadece bunun adına insani kötülük ve zaaflar diyebiliriz.
İnsan evladı milyonlarca yıl boyunca güçlünün, güçsüzü öldürüp yediği beslenme zincirinin bir parçasıydı.
Kapitalizmin ve doğal sonucu olarak kapitalist ahlak anlayışının -hatta diğer bir çok  insani değerin- ortaya çıktığı zaman süreciyle kıyaslanmayacak kadar çok uzun bir süre bu.
Bu somut gerçek eşliğinde bakarsak insan kötülüğünün kapitalizmden kaynaklandığını söylemek yanlış, hatta haksızlık olur.
Tıpkı benim -ve benim gibilerin- "insan iyidir ama sorun sistemdedir" diye düşündüğümü savlamak ya da yazımdan böyle bir algı edinmek gibi...
Ne söz konusu yazımda ne de bu konularda yazdığım diğer yazılarda böyle bir şeyi savunmadım.

Kapitalizm, insan kötülüğünün kaynağı değildir. Sonucudur.
Kapitalizm insan bencilliğinin, aç gözlüğünün, sahtekarlığının, korku ve kaygılarının konsolide edilmesidir.
Bir bahçenin (Dünyanın), filizine, dalına aldırmadan, meyvenin sebzenin, ermişini, hamını gözetmeden talan edilmesi karşısında, en sözü geçenin "Hoop..! Bir dakika..." demesidir.
Bir hapishane koğuşunda, haraca, manaya, çay, kahve işlerine koğuş ağasının çıkarları adına "racon" getirilmesidir.
Rab'ın İsrailoğullarına vaat ettiği diyarı fethederken ortaya çıkan ganimettenMusa'nın, Kahin Elazar'ın hakkını; keza Medine, Mekke kervan yolunda yapılan Cihad faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ganimetten Muhammet'in hakkını şeriata bağlamaktır.
Sezar'ın hakkını ayırmaktır.
Kısacası Kapitalizm; zorun, şiddetin ve dolanın kurallara bağlanması, insan bencilliğine, aç gözlülüğüne güçlüden yana meşrutiyet kazandırılmasıdır. Bütün bunları ölümcül bir yarışın kuralları haline getirmektir.
Evet bir anlamda olmakta olandır. Olması gereken değildir. Olmazsa olmaz hiç değildir.
Bu yüzden kapitalizmle mücadele etmek, asıl olarak insanlığın kendi zaaflarıyla mücadele etmesidir.
İnsan bedenin bünyesindeki malign tümöre verdiği tepki kadar içseldir. Marksizm de insanlığın bu mücadele de geliştirdiği yöntemlerden biridir.
Bedeni malign bir tümörün saldırısı altındaki bir insanın çareyi, Radyasyon Onkolojisi, Tıbbi Onkoloji, Tümör Patolojisi ve Onkolojik Sitoloji, Cerrahi Onkoloji gibi bilim dallarında araması ne kadar hayal sayılırsa, insanlığın da Kapitalizmle özdeşleşmiş sorunlarla mücadele yöntemlerinden biri olarak Marksizmde araması da o kadar hayal sayılmalıdır.

Marksizme yönelik haklı haksız bir çok eleştiri yapılabilir. Ama hayali aklın üstünde tuttuğunu söylemek bana kalırsa haksızlık olur.
Dünya'da yalnızca bir laboratuvarda ve bir daha asla tekrarlanamayacak bir deney yapıldığını düşünün.
Eğer o deneyden elde edilecek veriler o laboratuvarda daha sonra yapılacak bütün deney ve araştırmaları etkileyecekse, o deneye gözlemcilik edenin yetkin, gözlemci, zeki ve nesnel olması gerekir.
Çünkü o deney bir daha tekrarlanmayacağına göre gözlemcinin notlarını bundan sonrası için baz almak zorundasınızdır.
Marksizm endemik bir zaman diliminde var olan, endemik koşulların en akılcı yorumlarından biridir.
Aynı zaman dilimi bir daha yaşanmayacağı gibi aynı koşullar da bir daha tıpkısıyla oluşmayacaktır.
Örneğin, Kapitalizm Marks'ın gözlemleme fırsatını bulduğu aşamalardan bir daha asla geçmeyecek, ne Fransız İhtilali ne de Paris Komünü bir daha yaşanmayacaktır.
Bu iki tarihsel olay arasında geçen süre boyunca oluşagelen gelişmelere Marks gibi bir düşünürün yakından bakma fırsatı bulması insanlık için bir şanstır.
O günlere bakarken Marks'ın notlarını dikkate almak zorundasınız.
Çünkü o günlerde olmakta olana en yakından, en sıcağı sıcağına ve en nesnel ve irdeleyici olarak o baktı.
Bugünden yarına projeksiyon yaparken, Marks'ın o günlerden bu güne yaptığı projeksiyonu (öngörü) irdelemenin önemi de burada.
Sadece, "Dedikleri çıkmadı. Bizi kandırmış." deyip işin içinden çıkamazsınız.
Ne devrimler, ne katliamlar, ne şiddet, ne de karmaşa "Marks, öyle dedi" diye olmadı. Hepsi olmakta olandı. Ama olmakta olanın notlarını en iyi o tuttu.
Devlet de var olan ve olmakta olandı. Sınıflar da, sınıflar arasındaki mücadele de, devletin bu mücadeledeki rolü de olan ve olmakta olandı.
Devletin bundan sonra neye evrileceği konusunda 'hayal' üretirken bundan öncekileri hesaba katmalısınız.
Şimdiye kadar sınıflardan ve sınıfsal çelişkilerden asla bağımsız olmayan devletin söylem, istek ve hayallerimizin hatırına sınıflar üstü bir aşamaya geçeceğini hayal edebilmek için aklı epeyi derine gömmek gerek.

Söz ettiğimiz yazımın konusu sahtekarlıktı. Ama oyunun kuralı diye bize dayatılan sahtekarlığa karşı yürütmemiz gereken etik aklı vurgulamak istemiştim.
Sahtekarlığın kurallara bağlanmış hali olan kapitalizm dolaylı ve zorunlu olarak konu oldu.
Ama işin bir de Küresel kapitalizm denilen yanı var ki o ayrıca ele alınması gereken bir konu.

Son olarak; hakaret ve aşağılamalar yerine görüşlere yanıt yazmanın keyfini yaşadım.
Bu keyfi yaşatan sayın Nihat Üstün'e teşekkür ederim.


 

Nadi ÖZTÜFEKÇİ
15 Nisan 2018




(*) KÜRESEL DOLANDIRICILIK ve ETİK AKIL..!
(*)KÜRESEL KAPİTALİZM, SAHTEKÂRLIK VE MARKSİZM’İN HAYAL DÜNYASI (1)

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.