GEZGİNİN GÜNCESİ: Gezgine Gezi Bir Aşk - Endonezya Gezisi

01 Mart 2015 15:20 / 1791 kez okundu!

 

 

24 Ocak 2015 günü on dört gün sürecek gezimize başladık. İstanbul'dan saat 15:00 de Malezya Hava Yollarına ait Boeing 777 tipi uçakla hareket ederek, Kuala Lumpur'a yerel saat ile 07:30 da geldik. Gecikmeyle birlikte uçuş on saat otuz dakika sürdü. Yeni güne Türkiye’ye göre 6 saat erken uyanmış olduk. Kuala Lumpur'dan, Densapar -Bali' ye; yaklaşık 3 saatlik bir uçuşumuz daha oldu. Bali, Küçük Sunda Adaları'nın en batısında yer alan Endonezya'ya bağlı ada. Bali adası; batıda Java, doğuda ise Lombok adasının arasında kalıyor, başkent ise Denpasar.

1972’de Endonezya Malezya ile ayrılmış. Üç milyon beş yüz bin kişilik nüfusa sahip olan Bali adasının % 93'ü Hindu geri kalan kesimin çoğunluğu ise Müslüman. Bali ayrıca Endonezya'nın en turistik adası. Bali'liler kendini Endonezya'lı kabul etmiyorlar. Balilistlik mevcut. Dans, heykelcilik ve resim gibi sanat dallarıyla gelişmiş. Hemen ara sokaklarda kaybolup, kentin havasını koklamaya yollanıyoruz. Para ucuz mu ucuz; 1 Amerikan Doları yaklaşık 13000 Rupi. Harca harca bitmez, tükenmez yani... (Fotoğraflar için tıklayın)

Java

İkinci gün Bali’den Java adasına uçuyoruz. Ekvatorun altı-üstü meselesinden kaynaklanan adalar arasında bir saatlik zaman fark var. Java bir saat daha geri Bali'den. Üniversite şehri Java’da 8 devlet üniversitesi, 50 özel üniversite mevcut. Üniversite kenti bu nedenle ucuz. Sadece turistik yerlerde alkollü içki var, diğer yerlerde içki yasak. En büyük üniversitede 60 bin öğrenci var. Dört beş senede volkanik patlama nedeniyle başkent Bali’den taşınmış. 2010'da lav 10 km çapına kadar kente zarar vermiş.

Kopi Luwak adı verilen ve 100 gramı 75 dolara satılan kahve, dünyanın en pahalı kahvesi. Endonezya’daki adalarda yaşayan, memeli bir hayvan olan Paradoxurus’un kahve ağaçlarındaki en kaliteli  yediği kahve çekirdeklerinin dışkısından toplanmasıyla elde ediliyor. Çekirdekler hayvanın midesindeki enzimlerin etkisiyle bir tür fermantasyona uğruyor ancak hiçbir şekilde erimiyor. Uzamanlar kahvenin kalitesini artıran önemli faktörün Paradoxurus’ un midesindeki enzimler olduğunu belirtiyor. Kopi Luwak yılda 250 kilogram kadar üretilebiliyormuş.

Jakarta

Gezinin ikinci gününde; Endonezya'nın başkenti Jakarta'nın da üzerinde bulunduğu Java adasına, Bali adasından uçakla gidiyoruz. Bir zamanlar güçlü Hindu Budist imparatorluklarının, İslam emirliklerinin ve Hollanda kolonisinin merkezi olan Java adası, şimdi Endonezya'nın politik ve ekonomik hayatına yön veren yerleşim birimlerinden. 136 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık adası konumundaymış. Volkanik olaylar sonucu oluşan Java adası, dünyanın en büyük 13. ve Endonezya'nın en büyük 5. adası. Adanın doğusundan batısına volkanik dağlar zincir halinde uzanıyor. Adada en çok konuşulan üç dil var. 60 milyon insanın kullandığı Javaca en çok konuşulan dillerden biri. Java adasının çoğunluğu Müslüman halktan oluşuyor. Bunun yanında adada başka kültür, ırk ve dinden insanlar da yaşıyor.

Borobodur – Prambanan Tapınakları

Endonezya'da üçüncü günümüzde, Dünyanın en büyük Budist Tapınağı Borobodur'a gidiyoruz. Borobudur, Jakarta'ya bir saat mesafede 9.yy'da inşa edilmiş olan ve "dünyanın en büyük tek parça Budist tapınağı" unvanını o zamandan beri kimseye kaptırmamış bir eser. Tapınağın geniş, sisler içindeki bahçesine girdik. Borobudur, 14. yy'a kadar çok sık kullanılmış, ancak Java adası krallıklarının Müslümanlığı seçmesinden sonra kullanılmamış.

Borobudur, aynı zamanda UNESCO kültür mirası listesinde ve bugünde Endonezya Budistleri için manevi değeri devam ediyor. Hacı olmak isteyen Budistler binanın çevresinde yedi kez dönüyorlar. Borobudur tapınağında 504 adet Buda heykeli var, Angkor Wat'ta olduğu gibi inşaat dokuz rakamı çevresinde planlanmış (5 + 0 + 4 = 9). Tapınağın en tepesindeki bölgede 72 Buda heykeli (7+2=9) benzeri yapılar içinde korunmuş. Dünyanın en büyük Budist tapınağından bir saat ötede dünyanın en yüksek Hindu tapınağı olan Prambanan var. Bu iki en büyük tapınağın dünyanın en kalabalık  Müslüman nüfusuna ait ülkesinde olması kültürel çeşitlilik açısından güzel bir tesadüf.  

Borobudur 'da Budizm'in ruhani öğretileriyle birlikte Nirvana'ya ulaşmakla kalmayıp, ilginç adalar ülkesi olan Endonezya'da 'burada ne işi var' diye merak ettiğimiz bir diğer muhteşem tapınağa; en yüksek Hindu tapınağı olan Prambanan'a doğru yola koyulduk. Borabodur'dan kırk yıl sora yapılmış bir Hindu tapınağı olan Prambanan'ı gördüğümüzde yapının muhteşemliği karşısında büyülendik. Büyük bir alanı kaplayan bu muhteşem tapınağın inşa edilmesinin nedeni Hinduizm'in burada hakim olması sonrasında ise Endonezya'nın Müslümanlığa geçişi ile birlikte Hinduların burayı terk ettikleri biliniyor.

Ancak halk arasında anlatılan bir efsane var ki gerçekten ilginç. Dönemin prensesine aşık olan bir gençten, prensesin aşkını kazanmak için koşul olarak (aslında bu aşktan vazgeçmesi için) sadece 1 gecede bin tane heykeli olan bir tapınak yapması istenmiş. Efsane bu ya, genç sabaha kadar tamamlamak üzere 999 tane heykeli yapmış ancak bunu duyan prenses halka büyük bir ateş yakarak güneş doğmuş izlenimin verilmesini istemiş, bunu gören genç önce bitiremediği için üzülmüş, ardından aldatıldığını anladığında o kadar üzüntüsü o kadar artmış ki, tanrılar prensesi son heykel olarak bir taş yığını haline getirmişler ve bininci tapınak lanetlenmiş.

9.yy'da inşa edilen Prambanan kısa bir süre kullanıldıktan sonra terk edilmiş. Sonra Java adasında hayatın parçası olan depremlerde yok olmuş. 1918'de kazı çalışmaları 1953'te sona ermiş, ancak 2006'daki Jakarta depreminde çok büyük bölümü yeniden yıkılmış.

Volkanik patlama sonrası küllerle kaplanmış, zaman içinde oluşan yeni orman küllerle kaplı taşları korumuş. Hollanda'lılar bulduklarında külleri temizlediklerinde tapınakları bulmuşlar. Katmandu, Nepal, doğar doğmaz ayağa kalkıp, konuşmuş. Ailesi ve çalışanları taşlara resmedilmiş. Her rölyeften bir ders alınıyor. UNESCO tarafından yosunlar temizlenerek yeniden yerlerine konulmuş. Bu arada orijinal taşlar yok olmuş. Nirvana'ya ulaşmak kolay olmasın istemişler.

Birinci katta yaşarken Nirvana'ya ulaşılıyor, ancak ikinci kubbenin içi boşmuş, öldükten sonra içi boş olan bedenden çıkan ruh Nirvana'ya ulaşıyormuş.  Taşlar sekiz sekiz simetrik dizilmiş, aynı zamanda sekiz sonsuzun işareti ve sekiz köşesi var tüm taşların.

Okul gibi eğitimi resimlerden alıyor gelenler. Günlük hayat, dedikodu, eğlence, esrar ve sair hikâyelerden oluşan taşlar var. Güçlendirme için bir kısmı taşların onarımda. Ön yüzün arkasındaki taşlar güçlendiriyor. Pornografik figürle, kötülükler anlatılıyor. Cennet cehennem yok. Denemek amacıyla Gökyüzünden ruhlar kötülükleri göndermişler ki insanları test ediyor. Hollanda'lılara hediye edilmiş. Meditasyon 6 farklı duruş; dünyayla iletişimi sağlıyor, kenetlenmeyi ifade ediyor. Merdivenlerin yanlarındaki figürler simetrik olarak resmedilmiş.  

Tapınağın ana bölümünde Hinduizm inanışında tanrının 3 hali tasvir edilmiş ve bu 3 yapı tapınak vadisinin ana bölümünde bulunuyor. Özellikle bir tanesi çok büyük, çünkü bu en önemli tanrı Şiva'ya ait, yüksekliği 47 metre. Şiva 'nın (yıkıcı-Destroyer; yeniden ve daha güzelini yapmak için yok ediyor. Aynı zamanda erotizmin tanrısı) solunda Brahma'ya  (yaratıcı – Creator; dünyanın koruyucusu, bu nedenle dört başı ve dört kolu var), sağında ise Vişnu'ya (devamılık sağlayıcı –sustainer, güneş tanrısı) ait tapınaklar bulunuyor. Hinduların milyonlarca tanrısı var ama bunlar içinde üç tanesinin ayrı bir yeri var. Bu üç büyük tapınağın paralelinde boyları daha küçük olan ve hayvanlar adına, daha doğrusu hayvan tanrıları adına yapılmış tapınaklar var. Bunlar Kuş tanrısı Garuda (Endonezya Hava Yolları'nın logosu),  Hamsa Swan (Kuğu) ve Nandi (Boğa) adına yapılmış. Ayrıca Budist Candi Sevu'ya ait olan tapınak ve onunla ilgili çok sayıda figüre de yer verilmiş. Bu tapınaklardaki bütün tasvirlerin konusu, Hinduların kutsal kitabı olan “Ramayana” dan alınmış. Her bir tapınak tek bir tanrı adına yapılmış olsa da, içlerinde onlarca farklı tanrı heykeli yer alıyor. Halbuki o farklı yüzler tek bir kişiye ait. Bunun nedeni de gayet basit. Çünkü her bir tanrı onlarca, yüzlerce defa ölüp, tekrar başka bir yüzle dünyaya gelmiş. her yerde şekil değiştiriyorlar. Yani “reerkarnasyon” ve 'avatar' olma durumu.

Bu arada bu muhteşem tapınak alanının çevresinin inanılmaz güzellikte bir park ve kültür alanına çevrildiğini ve özellikle Endonezya devletinin bu alanda yaptığı etkinliklerle Prambanan'ın bugün en gözde turistik bölge olduğunu belirtmek isterim.

Hinduizm felsefesini anlamaya gelince, ilginç olduğu kadar kesin olan bir şey varsa o da eğer beşeri dinleri inceleyen, mitolojiye ilgi duyup okuyan biri iseniz sizde benim gibi gerek Budizm gerekse Hinduizm de beşeri dinleri ve mitolojiyi hatırlatan pek çok ortak noktayı yakalıyorsunuz. Ama sırf Hinduizm’den ne anladığıma gelince bu kadar çok tanrının karmaşasında aklımda kalan tek şey; his, akıl ve arzu üçgeninde öne çıkan daima arzularmış meselesi. Bizi buralara kadar getiren şeyde belki arzudan başka bir şey değil.

Surubaya - Mount Bromo

Endonezya'da dördüncü günümüzde, Surubaya'ya uçtuk. Surabaya, Endonezya'nın  ikinci büyük şehri, Doğu Java bölgesinin başkenti. Java'nın doğusunda, Mas Nehri'nin ağzında ve Madura Boğazı'nın kıyısında bulunuyor. Şehir nüfusu yaklaşık üç milyon. Dört saatlik otobüs yolculuğu sonunda Maunt Bromo Bölgesi'ne ulaştık. Yolculuk sırasında Java Adası'nın Doğa güzelliklerine tanık olduk. Gecelememiz ise Mount Bromo’daydı. Kısa bir uykudan sonra yerel saatle 02:00 de jeeplerle volkanik Maunt Bromo'ya hareketle, muhteşem güneşin doğuşunu seyrettik. Java ve Endonezya’nın en popüler turistik noktalarından aktif volkanik dağ olan Mount Bromo 2329 metre yüksekliğinde. Kasım 2010 tarihinde harekete geçen yanardağdan fışkıran küller 700 metre yüksekliğine kadar çıkmış.

Endenozya'da beşinci günümüzde; Surubaya'da güneşin doğuşunu seyrettik. Hava ciddi serindi. Bulunduğumuz köyün tam karşısında Mount Bromo’nun sisli, puslu büyüleyici güzelliğini görebiliyorduk. Kraterin yakınlarındaki park yerine gittik. Buraya gelirken geçtiğimiz yerde yol yok, her taraf küllerle kaplı ve bazı yerlerde beton işaretler dikilmiş ve ona paralel olarak ilerledik. Kendinizi sisli bir çölde hissediyorsunuz. Ana kraterin ağzı 10 km genişliğinde, tam bir kül denizi. Tırmanmadan önce serinliği hissediyorduk. Tırmanış kısmı zorlu değil, başlangıçta biraz yordu ama sonrasında alıştık. Yürüyüş yol kenarlarındaki kül oluşumları ve yukarıya tırmandıkça gördüğümüz manzara eşsizdi. Havadaki keskin sülfür kokusuna da alışarak tepeye giden 250 basamaklı merdiveni çıktık. Zirveye çıktığımızda gördüğümüz kraterin aktif ağzından tüten dumanları izlemek çok güzeldi.   

Lombok

Surubaya'dan bir saatlik uçak yolculuğu sonrası altıcı gün Lombok adasındayız. Lombak sessiz, sakin, gelişmeye açık bir ada. Aman gelişmesin. Uzak olduğundan doğa capcanlı. Yaklaşık 90 km kareymiş. Kültür ve eğitim düzeyi bakımından gelişmiş kişiler daha çok bu adaya yerleşmişler. El Yapımı giysiler ağırlıklı ürünler. Makine kullanılmıyor. Doğal renkler, ağaçtan elde edilen boya pamuklulara işleniyor. Çok dik çatılar, bambudan yapılıyor, penceresiz, tek kapılı evler. Kültür, tarih, doğa derken denizi unuttuk sanmayın. Güneyde sörf yapılması mümkün. İnce kumlu deniz. Adalar çevrelemiş küçük küçük. Mercanlar zarar görmüş. Turistler yüzünden zarar. Nangu adası çok güzel. Deniz dümdüz, dalgasız ve sakin, balıkları beslemek mümkün Yanınızda dalarken ekmek getirmek yararlı. Yüzmeseniz bile sahilde elinizle balık avlayabilirsiniz. Yani hem besleyip hem de balık yiyebilirsiniz. Dinlenme için ideal. Yavaş yaşamanın tam yeri ve zamanı. Sadece kumsalı pembe renk olan bir adada kırmızı ile beyaz karışıyor. Mercan rengi de aynı adadan geliyor sanki.

Lombok adasından yalnızlığı balıkçı teknesiyle aşarak, dokuzuncu gün Mercan adasına geldik. Endonezya’daki 17.000 civarında adadan birinde dalıp, balıkları, yengeçleri, karıncaları, ağaçları, çiçekleri görüyoruz. Dünya yalnız bizim değil, anlıyoruz. Lombok'da yüksekliği 3700 metre olan dağa ve dağın yarı yüksekliğindeki şelalelerin keşfine çıktık. Şelaleler, kuvvetli düşüşleriyle müthiş masaj etkisi yapıyor. Şifa niyetine buz gibi suya dalma gazına gelip, cumburlop atladık.

Anılar biriktiriyoruz. Üzülsek de kimse anlamasın diye? Balıkçılar sabahleyin ailece çalışıyorlardı. Biz turistler, Hint Okyanusu'nda dalgaları yara yara adalar arası turlayıp durduk. Dipten gelen dalgalar, rüzgârla coştukça; herkes bildiği bütün duaları okudu. Sıra bana geldiği an "Kevser" suresi ile görevimi yaptığıma inandım. İşe yaradı sanırım. Kıyıya dönüşümüz muhteşemdi. Endonezya'da onuncu gün; yerinden oynayan sinirleri, yağlı masajla, egzotik müzik eşliğinde yatıştırdık.

Bali

Lombok adasından ayrılışla başladı onbirinci gün. Sırf iyi kalması uğruna; meta fetişizmine inat, geride bıraktık, kuş soyunurken ağacı. Yakınımızda olmayan hikâyeler edindiğimiz; Sengigi, Mataram kent merkezleriyle, Rambazi, Sugarara, Gili adalarının tümü anılarda kaldı. Yeni rotamız feribotla tekrar Bali adası.

Gördüğümüz her adada; hafızalarımıza bir geçmiş iniyor, göreceğimiz her adada ise “Misak-ı Sevgi” sınırları içerisinde bir gelecek biniyordu. Seçimin ne olursa olsun, yaptığın eylem sıfır toplamlı bir oyun olmalıymış. Oldu. Ancak bundan böyle beynimizin "artı bir" sonuçlu oyunlar kurması gerekli. "Ortak bir şey olmalı, yoksa ona oyun demezler" değil mi? Herkes için ortak bir oyun olabilir mi? Söz, olur belki.

Sakinliğe ulaşmanın yolu sanki Güney Asya'dan geçiyor. Abartılardan uzak, hayatın kendisiyle yüzleşip, sevme yeteneğince içini tüm esintilere açtığını görmek, alev topunun suya değdiğini duymak, zamansız lezzetleri tatmak, manevi aroması din olan hayat biçimlerini onaylamadan anlamaya çalışmak, kalpsiz kapitalizmin ruhsuz koşulların ruhu olduğunu, müşküldeki tüketim ideolojisi acımasızlığının insanı ezdiğini, alçalttığını, değersizleştirdiğini algılamak. Doğu'nun acıyı dindiren merheminin acının kaynağını kurutmadığını düşünmek. İnsani varlığın; hayaller dünyasında soyut bir varlık olmadığını, hakikatin bizzat kendisi olduğunu hissetmek, işte bütün mesele: Nirvana'ya tersinden ulaşmak gezinin onikinci gününde düşündüklerimiz oldu.    

Onüçüncü gün Bali Adası'nda Ubud'a maymunlar cennetinde evrimin kökenini anlamaya gittik. Ardından Birand Danu Dağı'nın yamacında gazların etkisiyle oluşmuş krater gölünü seyrettik. Lavların etkisiyle çevre simsiyah, gölün altı kaynıyormuş. Yollarda polis para değişim ofisleri oluşmuş. Sadece değişim paranın sahibinde, tek taraflı değişimle, para bireyin cebinden polise aktarılıyor. Daha sonra bu kez adanın bir başka ucuna Sekaa Tarı'ya yol aldık. Tanrıların Dansı olarak isimlendirilen "Kecak Dansı"nı izledik. Hindu inanışı gereği Tapınağa girerken belimize mor örtü ile sarı bir kuşak bağlayıp, dans gösterisinin olacağı amfi tiyatroya girdik. Bol süslü dansçılar, çember oluşturdular. Kral'ın halefi ormanda, bir başka kral tarafından tutsak alınıyor. Kaçırılan kardeşi diğer prensler arıyorlar. Ve saire... Oyunda; tapınma, yakarış, el açıp dua etme, kutsanma ritüelleri dinlerin inanmayı emretmesi, inanç ise itaati simgeliyor.

Toplumsal Yaşama Dair Gözlemler

Evleri yol kenarlarına, aralıksız, bitişik nizam yapmalarının mantığı; nüfusun yoğunluğu, arazinin azlığı olsa gerek. Arazide yiyecekleri üretip, yan yana yaşayıp, işlerine çabuk ulaşmak isteği rasyonel bir zorunluluğun sonucu gibi. Yollarda akan trafik motorsiklet ve arabalar birbirlerine çok saygılılar. Sabah erkenden yollara düşüyorlar. Sokaklar temiz ve yeşil. Evler, sokak, cadde kenarlarında bitişik nizam, genellikle tek katlı yada iki katlı yapılmış. Ülkede 25 milyondan fazla motorsiklet varmış. Tarım ilkel koşullarda, insan emeği yoğun biçimde yapılıyor. Okul gezilerine denk geldik, öğrencilerle fotoğraf çektirdik. Otobüste muavin sola dönüşlerde mutlaka camdan kolunu çıkarıyor, sinyal veriyor, şoförle birlikte; sinyal sesini duymasına, lambanın yanıp sönmesine rağmen çifte garanti sistemi uyguluyor.

Nüfus; Hindu, Çin , Pers ve Araplar dan oluşuyor. Bireylerin % 97'si sigara içiyor. Çok baharatlı yöresel yemekleri, çok acılı yiyorlar. Taze balık çok, inci de var. Sokakta ve sahilde satılan inciler imitasyon. Çok çabuk renk atıyormuş. İnci yapmak için mercanı eritip, karışımla renk veriyorlarmış. Halkı fotoğraflamadan da edemedik, her ne kadar Müslümanlar fotoğraf çekilmesini istemiyorlar, flaşların patlamasını gök gürültüsüne benzetip, korkuyorlarsa da; izin verenleri fotoğrafladık. Ailede; baba kral gibi. Aileler, birkaç nesil hep birlikte oturuyor. Eğitimli genç nesil ise evlenince aileden ayrı yaşıyor. Çok eşlilik mevcut. Boşanmak kolay "boş ol" demek yetiyor. Aynı evde olsalar da evlendikten sonra baba bütün harcamaları yapıyor. Bütün kazançları baba alıyor. Ancak baba kazancı almazsa harcamalara da katılmıyor. Dayanışma duygusu ve gelir darlığı birlikte yaşam nedenleriymiş. Başlık parası yerine, gelin annesine süt parası ortalama 50 dolar veriliyormuş. 80 yaşında bir adamın 8 karısı var ve en son eşi 20 yaşında. Eşler kendi aralarında bir sürü sorun yaşıyorlar. Önceki Kral'ın 33 eşi varmış. Köylerde çok çocukluluk var. Nüfus artışı en temel sorun. Dünyada ortalama nüfus dengesini sağlama ölçütü; bir ailede iki çocukla mümkün. Ancak sanayileşmiş ülkelerde nüfus azalıyor, köylülüğün, tarımın yoğun olduğu ülkede ise ortalama nüfus oranının üstünde, her yerde olduğu üzere; gelişmemişlik sorunu, nüfus sorunuyla doğru orantılı. Balıkçılar aynı zamanda tarımla da uğraşıyorlar. Kurak zamanda balıkçılık esas uğraş oluyor. Cuma günü yarım gün, pazar günü ise tam gün tatil.

İlaçlar çok pahalı olduğundan alternatif tıp, bitkilerden elde edilen karışımlar sağlık için kullanılıyormuş. Sağlık sorunları çok fazla, devlet hastaneleri var ama yetersiz. Tedavi ve ilaç yetersizliği nedeniyle halk şikayetçi. Okul sayısı da yetersiz. Camiler, hastanelerden fazla. Devlet, her mahallede Cami yapılmasını teşvik amacıyla inşaat bedelinin yarısı halka veriyor diğer yarısını da halkın karşılamasını istiyormuş. Maaşlar ayda 100-150 dolar civarı. Aileler arası dayanışma ile yoksulluğa karşı mücadele ediyorlar, insanlığı ön planda tutuyor, yabancılaşmaya direniyorlar. Balık çeşitliliği fazla, yiyecek sıkıntısı çekmiyorlar. Onbeş yıl önce balık avcılığında yasaklamalar başlamış. Ülkeler arası denizlerde balık hırsızlığı yapabilmek amacıyla yabancı ülkeler, Endonezya’lı işçileri gemilere işçi olarak alıyorlarmış. Geminin altında makinelerle balık avcılığını teknolojik hale getirmişler. Lombok'da büyük bir Çin Mezarlığı gördük. Mezarlıkta yatan Çin’liler için rehber espri yaptı: Onlara “check in (giriş) var” fakat “check out (dışarı çıkma) yok".  

Lombok’da Müslüman  ve Hinduların ortak ibadet ettikleri eski bir tapınağı da ziyaret ettik. Tapınakta; heykellerin alt kısmı her zaman örtülü. Tapınak 1740 yılında yapılmış. İbadet edenlerin % 85’i Müslümanlar, gerisi ise gelip dua eden Hindular. Dine saygı nedeniyle bele sarı kuşak takmamız gerekti. Havuzda tuzlu ördek yumurtasıyla balıkları besleyenler; duaları, niyetleri gerçekleşsin umuduyla havuza sırtını dönerek, para atıyorlar. Tedavi için su içilen çeşmelere ve enerji depolamak amaçlı çeşmelere sürekli çiçekler konularak su içiyorlar. Halk arasında yaygın bir inanca göre, denizden gelen ve kıyıya vuran her renkte solucan yenirmiş, senede bir gün böylesi bir durum, solucanı yiyene şans getiriyormuş.

Dönüş

İnsan kendi hayatına akşam hüznü ile sürgün olur mu? "Dönüş yolu çabuktur" deseler de öyle değilmiş. Dünya'nın doğudan batıya dönüşü yönünde uçunca dönüş yolu, gidişe göre epey uzun sürüyor. Ondördüncü gün dönüş günü. Tatilde; gezmesem, görmesem, sevgiyi sevgiyle takas etmesem pişmanlık duyarmışım. Bir anı gidip, yerine bir başka anı gelmese ümidimi esaslı kaybedermişim.

Var olmanın dayanılmaz kaygısını yaşamamak adına, yeniden çalışıp, kazanıp, harcamak için şimdi yeni tatil programları yapma zamanı...

 

Av. Dr. Bülent TOKUÇOĞLU

01.03.2015

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.