Expo 2015'i yitirmek için ne yaptık? - İ. Mısırlıoğlu
31 Mart 2008 15:14 / 2039 kez okundu!
EXPO 2015'i kazanmak için epeyi şey yaptığımızı biliyoruz. Çok çabaladığımız da doğrudur. Ama sonuçları belirleyen genellikle neyi yapmadığımız ve daha da çok, neyi yanlış yaptığımızdır. Sahi neyi yanlış yaptık?
Çok uzun yorumlara gerek yok aslında. Bu tür oylamalar öncesinde delegelerin yarısından fazlası ülkelerinden gelirken bir biçimde kararlarını vermiş olarak gelirler. Bazı durumlarda bu karar bir tür hükümet ya da devlet yaklaşımıdır, bir kısmı da karmaşık uluslararası ilişkilerin yumağından alır gücünü. Bu alanda da İtalya, her şeye rağmen hala Türkiye'den daha etkilidir. Yani bizim Paris'te etkileyebileceğimiz delege sayısı bu durumda aslında 10-15 arasındadır. Zaten bu kadar delege de dengeyi değiştirmeye yeterdi.
Bütün mesele de zaten bu 10-15 kişiyi etkilemekle ilgiliydi. Kararsız kalmış kimi delegelerin toplantı sırasında ve hemen öncesinde etkilenmesi mümkündü. İyi sunumlar, Türkiye delegesyonunun birlik ve beraberlik görüntüsü, ülke ekonomilerinin sağlam gidişi, uluslararası kamuoyunda bir biçimde popülerlikler bu kararsız delegeleri etkileyebiliyor. Komplo yaklaşımlarını yorumlarımın dışında tutuyorum. Hiç önemi yok demiyorum ama çok da kendimizi kaptırmayı önermem.
Tam bu noktada, yani sizin Cumhurbaşkanınız, bir sürü bakanınız, belediye başkanınız, hatta o belediye başkanının partisinin başkanı tümüyle Paris'e çıkartma yapmışken, sizin Anayasa Mahkemeniz bir karar alıyor. Tüm dünya medyasında yer alan bu habere göre, Cumhurbaşkanı dahil, başbakan dahil bir ülkenin 71 önemli politikacısı siyaset yasağına çarptırılmak, ayrıca da iktidar partisi kapatılmak isteniyor. Bir süredir zaten göstergelerin ucu aşağıya dönmüşken, AB süreci gündemimizin üst sıralarından düşmüşken, bu yolla dünya medyasını artık işgal etmiyorken; birdenbire Paris'e destek için gelen ekibi "topal ördek" durumuna düşürmek çok acı olmuştur. Bildiğiniz gibi, seçimlere bir yıl kala ABD başkanlarına bu isim verilir. Yani artık arkasında millet, devlet desteği yok gibidir. Uzun erimli kararlar alamaz diye bakılır, geleceği ilgilendiren adımlarda köklü dönüşümler önermemeleri beklenir onlardan.
Bunları şu nedenle söylüyorum: Biz Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere oradaki zevatı topal ördek durumunda bıraktık. Nasıl mı? Anayasa mahkemesi'nin, Ak Parti'yi kapatma ile ilgili iddianameyi, EXPO 2015 seçiminin 4 saat öncesinden açıklayarak yaptığı büyük gaf ile... Politik olarak yapılmış büyük haksızlıktan, hukuk darbesinden şimdilik söz etmiyorum. Sadece bunu açıklamanın ne kadar yanlış bir zamanlamaya denk getirilişinedir isyanım.
Milano yanlılarının, kararsız delegelere söyleyeceği şu sözleri hepimiz tahmin edebiliriz:
"20 milyar dolarlık bir yatırımı, geleceği belirsiz bir siyasi ekibe nasıl emanet edebiliriz? Az önce CNN verdi haberi, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın politika yapmasını yasaklayacakmış Türkiye; üstelik iktidar partisini de kapatacaklarmış. Hem de ülkeye islamcı bir aşırılık getirmeye hazırlanmak suçundan. Burada İzmir'i seçmek büyük hata olur. Büyük risk almış olursunuz. Yarın ne olacağı belli olmayan bir yeri mi, yoksa bu tür komikliklerin yaşanmadığı bir yeri mi seçmek EXPO için daha doğrudur? Karar sizin..."
Oylamanın sonucu 86 - 65 olduğuna göre, 11 kişinin fikir değiştirmesi kanımca yeterli olmuştur. Ve bu tabloyu onların önüne sermek basiretsizliğini göstermekle aslında yenilgiyi kendimiz hazırlamış olduk. Meşhur deyimle, bir kez daha kendi ayağımıza kurşun sıktık!
Ağlayıp sızlamayı bir yana bırakalım, ülkemizin önünde duran tehlike, EXPO'nun 20 milyar dolarını yitirmekten daha büyüktür. Bozulmuş ekonomi elbette ondan daha büyük bir yük getirir ama ben bundan da öte bir şey söylemek istiyorum. Demokrasi gerçek anlamda tehlikededir. Seçimleri kaybetmekten yorulmuş bir partinin ve çevresinin demokrasiden umudunu kesmesinden daha tehlikeli bir şey var önümüzde: AKP ve DTP'ye oy vermişlerin yani bu ülkenin yarısından çoğunun, bu ülkeden, bu meclisten umudunu kesmesi!
Hepimiz yaşananların yanlışlığı üstüne bir daha düşünmeliyiz. Çünkü fikir değiştirmemiz artık daha da önem taşıyor.
İ. Mısırlıoğlu



