Nuh'un Gemisi'ni İnşa Etme Zamanı - İ. Mısırlıoğlu

31 Ekim 2007 12:58 / 2469 kez okundu!

 

Yaş günümde yüzümü kızartan kutlama yazılarına karşı borcumu ödemek amacıyla en iyi bildiğim işi yaptım. Yani bir yazı yazdım ve toplu değerlendirme iyi olur diyerek bazı pencerelerimi açıp sizinle paylaşmak istedim. Neydim, ne oldum, nelerden beslendim, nereye gidiyorum?

Küresel, toplumsal ve kişisel dünyamızdaki tufanlara, çatışmalara ve girdaplara karşı acaba yeni bir Nuh’un Gemisi mi inşa etmeliydi insanlık? Kişisel olarak her birimiz ne yapabilirdik? Yalnızca bunlar bile yıllarımızı almaya yeter aslında. Güneş Doğu’dan yola çıkıyor ise bize de işe Doğu’dan başlamak düşer. Üstelik doğru soruları sormak bazen doğru yanıtları bulmaktan daha zorken, bunu yapmaya çalışacağım.

Doğu – Batı diyalektiği

Yurt dışında yaşadığım yıllardan (1982-1992) beri, 800-1100 arasında Bağdat odaklı olmak üzere Doğu'nun, dünyanın merkezi olabildiğini, Batı'nın Reform ve Rönesans'ına bir anlamda harç olduğunu gördüm. Farabi'nin, İbni Sina'nın, İmam Gazali'nin, İbni Rüşd'ün ayırdına vardım. Bu kültürlerle yol ayrımımızın aslında Gazzali ile başladığını, İbni Rüşd sonrasında hızlandığını, Türkiye Cumhuriyeti ile de bu kültürden tamamen kopulduğunu anladım. Basit biçimde Kemalist devrimlere kızmak yerine süreci araştırıp, anlamayı tercih ettim. Sorularım yeni sorularla karşılaştı... 900 - 1000 yıllarında Bağdat'ı dünyanın merkezi yapan neydi? Abbasiler, Emeviler kadar toprak fethetmediği halde, bilimde, felsefede ve sanatta muhteşem bir derinleşmeyi nasıl başardılar? Bilgiyi aramak için o günün İslam alimlerini Çin'den Bizans'a götüren neydi? Çin’in dünya’daki önemini, oraya Avrupa’nın ben-merkezci gözlüğüyle baktığımız için mi bugünlere kadar keşfedemedik?. Emevi Sultanları Arap milliyetçiliği yaparken Abbasi Sultanları İranlı, Türk, Süryani ve Yahudi bilginlerini iç çembere nasıl ve neden almışlardı? Bizans’ın, Pagan geçmişinden utanıp gömdüğü Aristo metinlerini alıp, üstüne şerhler yazıp bilimde, felsefede, güzel sanatlarda, tıpta, matematikte, astronomide mesafeler katedip sonra kimi bilim adamlarını Avicenna, Averros adıyla batıya terk etmenin kırılma noktaları neredeydi? Hoşgörünün en çok olduğu çağlar şiddetin en hesapsız yürüdüğü çağlarla paralel mi gitmişti? Adem-i merkeziyet ne zaman ve neden terk edilmişti?

Kültürler tarih içinde nasıl bir sarmal ile ilerliyordu? Mezopotamya, Finike, Mısır, Yunanistan, Çin, Bağdat (Mezopotamya, Finike, Anadolu, İran, Arabistan, Mısır), Endülüs, İtalya-Avrupa, İngiltere-Amerika... Şimdi sıra neredeydi? Bu inisiyatifi alanlar nasıl ve hangi itici güçlerle almışlardı? Şimdi "sıra" neredeydi? Küresel Isınma döneminde Dünyanın Merkezi olmak bugün için nasıl bir anlam taşımaktaydı? Doğu dünyası için yeniden inisiyatifi ele almak mümkün müydü? Anadolu coğrafyasının buradaki rolü ne olabilirdi? Daha yüzlerce soruyla uzatılabilir bu konu…

Hem islam’ı bilmemek hem de toplum mühendisliğine soyunmak!

Yaptığım araştırmalarda bunlara yanıtlar olarak yeni sorularla karşılaşmaya devam ediyorum. John M. Hobson’un, Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri adlı kitabı (Yapı Kredi Yayınları) şu sıralarda bu konularda bana epeyi yol gösterici oldu.

İslamiyet'i algılamaktan uzak kişilerin, kendi toplumlarını yeniden yapılandırma hayalleri kurmasını çok çelişkili buluyorum.

Tanrı düşüncesi konusunda çelişkiler içinde olup, mevcut dinler dışında kalıp, felsefe ile dinin alanlarının ve değerlendirmelerinin yeni bakış açıları peşinde koşan birisi olmak ama aynı zamanda İslamiyet’in küçümsenmesiyle mücadele etmek, benim bulunduğum noktayı tanımlamaya şimdilik yetiyor.

Dünyada “devrim” diye vaaz edilen çoğu fikrin uygulamada canavara dönüştüğünü, toplumlarda büyük hafıza kayıplarına yol açtığını gören; bu topraklarda büyük değişimler değil, toplamında büyük diye söylenenleri de aşabilecek küçük küçük değişiklikler peşinde olan; Marksizm’i eleştiren ama hala Marksizm’i önemseyen birisi olarak kalmaya çabalıyorum.

Doğu’ya bakışı, Marksizm’in aşil topuklarından biridir!

Marksizmin en zayıf yanlarından birisini Doğu konusundaki değerlendirmeleri olarak görüyorum. Avrupa-merkezci bakış açısının etkisinde kalarak yaptığı Doğu Despotizmi yanlış saptamaları ile Marksizm, Çin’i, Hindistan’ı, İslam dünyası’nı doğru yere oturtmak fırsatını kaçırmıştır. İslamiyet’e sadece “uyuşturucu bir din” gözüyle bakanların, Marks’ı, sözleri değiştirilemez bir peygamber yerine koyması ise ne büyük çelişki.

Ben Marksizm’den yararlanan, çevrecilik, kadın, şiddet, diktatörlük konularında yeni ve ileri şeyler söyleyen bir çizgi arayışındayım. Parti gibi olmayan partiler ve gerçek anlamda sivil toplumculuk arayışlarına katkı peşindeyim.

Belki bu çizgiyi hiç bulamayacağım ama olsun arayışı içinde olmak yeter. Hedefe varılamasa da bazen çıkılmış yol her şeydir!

Teori ve pratik nasıl birlikte olur?

10 yıla yakın Tarih Vakfı’nda boş laf değil iş yapmayı bu nedenle tercih ettim ve resmi tarihe alternatif oluşturma çabasına kendimce katkıda bulundum.

Hepimizin yerel olmayı başarması, yerel dili keşfetmesi gerekiyor. Bunun rahle i tedrisinden geçenler ancak ülke çapında söylenecek ve dinlenecek söz söyleme şansını yakalayabilir diye düşünüyorum.

Tam da bu nedenlerle doğduğum toprağın sitesi www.ercis.net için 2 yıla yakındır uğraşıyorum. Burada, fincancı katırlarını ürküttüğüm çok açık. Her gün birileri bunu bana anımsatmaya devam ediyor. Kürt ve Türk milliyetçiliğinin çatışma bölgesinde yurtseverlik, demokratlık ve gerçek Doğu düşüncesini keşfetme ve geliştirme bazında bir gri bölge oluşturmaya çabalıyorum. Zor oluyor ama iyi gidiyor. Kürt ve Türk milliyetçiliğinin parsa topladığı alandan toprak almanın da bir bedeli var elbet. Bereket ki milliyetçilik dışında da düşünme ve davranma biçimleri olduğuna, yörenin insanları yeni yeni inanmaya başladı. Ayda 50.000 tıklama alan site şu an ayda 250.000 tıklama alarak, benzeri sitelere arasında ulaşılmaz bir yere gidiyor.

Küresel düşünüp yerel davrananların yöredeki çekim merkezi olan ve kurucularından olduğum www.izmirizmir.net sitesini ise anlatmaya gerek yok. Çok kısa zamanda geldiği nokta yeterince fikir veriyor zaten.

Bir süredir Van’daki Doğa Gözcüleri Derneği’ni desteklemeyi sürdürüyorum çünkü bu dernek hem yerel hem çevreci. Van Gölü çevresindeki endemik bitkilerin, göçmen kuşların ve göldeki inci kefalı denen özel balığın korunması için çalışan bu dernek dolayısıyla yöre insanının çıkarına ama onun bilinç düzeyinin üstünde olan konularda onlarla diyalog imkanı buluyorum. Öğretici ve geliştirici bir süreç…

Ömer Madra’yı, Açık Radyo’yu önemsiyorum çünkü hem çevreci, hem kültürel renklerin çoğulculuğuna içten inanıyor, savaş karşıtlığında samimiler, üstelik de demokrat!

Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda İbrahim Betil’in gençlik için yaptığı gönüllü çabaları anlamlı buluyorum ve yardımcı olmaya çalışıyorum.

Üniversite gençleri ile eski bir İGD’li olarak hiç bağımı kesmedim. Kurduğum ya da katkıda bulunduğum kimi sözlük tarzındaki sitelerle (www.yyusozluk.com; www.uludagsozluk.com; www.sozlukege.com; www.mrmrsozluk.com), onları anlamayı, onlardan öğrenmeyi ve gençliğe tarih bilinci anlamında bir farkındalık kazandırmaya katkı yaparak, onlarla birlikte ilerlemeyi başarmaya çalışıyorum. Bunun için de çağın en önemli güçlerinden olan interneti daha doğru değerlendirmek, bu alanda daha etkin kullanmak gerektiğine inanıyorum.

Gerçi İzmirliler henüz kendi sözlüklerine (www.sozlukege.com) yeterince sahip çıkmadılar ama Van Gölü ve çevresi kendi sözlüğünü (www.yyusozluk.com) alıp götürmeye başladı bile.

Genç Siviller hareketi’ni hem genç, hem de Doğu’nun farkında hem de demokrat oldukları ve sanaldan çıkıp somuta dayandıkları için çok önemsiyor ve destekliyorum. Onların bundan haberi yok, o ayrı! (www.gencsiviller.com)

Küresel düşünüp yerel davranmak

Özetle, düşünme biçimimi, yazıp çizdiklerimi ve yaptığım tüm işleri bir Nuh’un Gemisi portalında toplamak için uğraşıyorum şu sıralar. Hastalığım ve ameliyatım bunu biraz geciktirdi.

Amacım medyada etkin, özgün, güçlü bir ses oluşturacak; haber, yorum, eğlence içerikli; reklam taşıyabilecek büyük bir internet portalı kurmak. Bunun pek de kolay bir iş olmadığının bilincindeyim ama ne yapayım ki zor işleri de seviyorum.

İçerik üretme, içeriğe ulaşma ve proje oluşturma alanlarında belirli başarılar elde etmiş olmakla birlikte kodlama ve grafik tasarım alanlarında hala destek arayışındayım.

Portal’ın Kapsamı

• Bu portal, Türkiye’nin politik ve toplumsal hayatına hoşgörülü, demokratik bir müdahale denemesi olacaktır.

• Bu portal önemsenmiş yerelin örselenmiş evrenselle bağını alenileştirecek, anlaşılır kılacak, güçlendirecektir.

• Bu portal, Batı’ya giden gemideki akılcı Doğu’nun yolcularını barındıracak, Doğu’nun yeniden keşfine ışık tutacaktır.

• Bu portal, medya dünyasına bağımsız, özgün bir ses olarak girecektir.

• Bu portal, arkasına bir kalas dayanmış içi boş Hollywood dekorlarına benzeyen binlerce site ortasında, içeriğin ve içerik üretmenin hala önemli olduğunun alçakgönüllü bir işareti olacaktır.

• Bu portal, binlerce genç için şimdiden bir çekim kaynağıdır.

• Bu portal, çocukların internet dünyasındaki güvenli adresi olacaktır.

• Bu portal kentler dünyamızın ana damarı, başvuru kaynağı olacaktır. Kentleri besleyecek, kentlerden beslenecektir.

• Bu portal, Türkiye’nin internet dünyasında geri kaldığı iddiasının gözden geçirilmesine mütevazı bir katkı olacaktır.

• Bu portal, büyük bir reklam medyası yaratarak kendi devamlılığını güvenceye alacaktır.

Neden “Nuh’un Gemisi”?

Evimde, sessiz sedasız bu satırları yazarken, koltuk değnekleriyle tutunduğum hayatı hala değiştirmeye çabalayan iflah olmaz biri olduğumun bilincindeyim.

Doğduğum topraklar binlerce yıl önceki tufanların izini taşıyor. Yazılı taşlar bunu anlatıyor, tüm arkeolojik bulgular tufanı doğruluyor. Elbette halklar bu olguyu efsanelerle, öykülerle, destanlarla bugünlere taşımayı başarmış.

Van Gölü’nün, tufan sonrasında Nuh’un Gemisi’ne iskele olarak geride bir avuç ilahi su diye bırakıldığına inanılıyor benim diyarımda. Van Gölü Tübitak’ın bile çözemediği biçimde 100 yılda bir yükseliyor ve çevre topraklarını yutuyor. Çocukluğumda harman yerimiz olan topraklar şimdilerde gölün altında kaldı. Halk diyor ki, ‘bu yükselişler kıyamet alameti, madem ki Nuh’un bu coğrafyaya yayılmış çocukları din, dil, etnik farklılık diyerek birbirlerini öldürüyor, madem ki eskinin insaniyetlik örnekleri gittikçe azalıyor, o halde bu bozulma yeni bir tufanı getirebilir.” Yılanlar evlere hücum ettiğinde insanlar anlar ki göl yükseliyor… Şu sıralar yılanlar her anlamda aktif…

Mesele şudur: Biz bu efsaneden ne öğrenebiliriz? Eğer biz insanların korkularından inanışlarından koparsak onları anlamaktan uzaklaşırsak, onları kendimizden uzaklaştırmış oluruz. Eğer biz onların arayışlarında, ne çook uzakta ne de gerisinde değil hemen yanı başında, belki bir adım önünde olmayı başarabilirsek, onlardan öğrenip öğrendiğimize şerh yazıp (yorumlayıp), sonra onu, onlarla yeniden paylaşabilirsek belki değirmen taşlarını kıpırdatmayı başarabiliriz.

Bu nedenle belki, yaklaşan küresel felaketten, içinde olduğumuz toplumsal ve politik çıkmazlardan, doğuştan bunaldığımız kişisel girdaplardan kurtulabilmek mümkündür diye hala arayış içindeyim.

Özetle kişisel, dünyasal ve evrensel tufanlardan en az zararla çıkmak için, yerel kardeşlik çağrısının evrensel e-gemisi (Noah’s Arc) Nuh’un Gemisi’nin inşasına kendi tahtamı yontuyorum şu sıralar.

Bir gün herkes bu geminin hem sahibi hem yolcusu olacak!

Dünyada kimse bu çabaya ilgisiz kalamaz diye umuyorum.

Bugün 54 yaşına girdim ve ol hikayem budur!

İ. Mısırlıoğlu

31-10-2007 İstanbul

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.