Ölüm evrensel ama hesap kişisel
28 Eylül 2012 13:43 / 2361 kez okundu!
Bir arkadaşımı yitirdim. Onun eski fotoğraflarına baktım, bir albüm hazırladım. İçim yandı... Not aldım. Eski şiirlerimden yeni duygular damıttım. Kendimden kopya çekip kendime yazıldım. Hangisi yeniydi hangisi eski anlayamadım. Zaten eskileri de sanki onun için yeni yazmıştım.
İbrahim Akar sonsuzluğa aktı gitti yanıbaşımızdan. Engelleyemedik. Ölümün ardından korku satırlarım oldu, bencillik dizelerim. En azından şimdilik hala ölüm evrensel ama hesabı çok kişisel.
Güle güle İbrahim. Seni terk ettik. Tüm acımız, korkumuz ondan çünkü emin değiliz; bir emin olabilsek, kim öldü, kim yaşayan?
Kim öldü kim yaşayan
İbrahim Akar dediler
Akmaya öyle başladık
En dalgalı günlerde dalgalandık ama aktık
Aklımızda hep aynı resim
Ütopyan gözlerinde yazılıydı: Herkes için adalet!
Henüz hastalıklar bizim değildi
Sağını solunu sobeledin
bir ayağın hep öte çağda
Şimdi biz hastalıkların
Dostların arasındaydık
Meğer adaletin terazisinde bir çiçek açmış
Bozulmuş denge
Dengelemek İbo'ya düşmüş
Bilmiyorduk, mutluyduk
Sonsuzluğa inanandık
Ha bir eksik, ha bir fazla, aynıydık
Diyorsun ki
Eksik olan benim şimdi, sonsuzluk geride kalan
Bu tarihte sen vardın İbo
Belki yok olan bizlerdik
Birbirini yok eden
Ötekini yok sayan
Dününü anlamayan
Bugününü yaşayamayan
Yarını yaratamayan
Kendi yaranı anlatırken bir kuşağın yarasına dokunabilmekti gücün
Geçmişi karanfilliydin
Geleceğin çiçekten
Çayın yarım kaldı, yazın yarım kaldı, gülüşün yarım
Ütopyan, ütopya hala.
Belki de, yarım bıraktıklarımızdır zaman
Gelip geçiyor insanlar bu dünyadan öylesine
Kimsenin kimseye borcu kalmamış deniyor
Sana borçlu kaldık İbrahim
Bu, ne yazık ki yaşadığımıza işaret
Ey sonsuzluk yolcusu
Kendini özgürce yargıladın sen
En cesurumuzdun
En ağır cezayı kendine verdin
Arkadaşlarını bağışladın
Kimimiz unutmuştu gülümsemeyi, sen unutmadın
Sonsuzluğa karıştın
Unutturdun borcumuzu, bize zaman tanıdın
O kurşun geçirmez yıllardan kalan
Kötü teyelli delik bedenlerimize
Çıplak olduğumuzu fısıldadın
Çoluk çocuğa karıştık biz
Sağı solu belli insanlar olduk şimdi
Çocuk yanımızı sana saklamıştık
Ey dünyayı bir kez ziyaret eden ermiş
Onurlu geldin, öyle gittin
Birbirimizin gözünde kahraman kaldık
Düşümüzdü oysa: dünyanın gereksinimi olmasın kahramanlara
Bir körün bir şeye aniden çarpıp
Yuvarlanmasına tanık olmuş gibiyim
Tanık olmuş gibiyim yaşlıların yan yanayken
Birbirine “çocuklar!” demesi kadar gülüşlü ve acıklı bir öyküye
Yıllarca anlatıldı efsaneleri
İki vaha arasında gördükleri dünya
Sırat köprüsünde geri çekilenlerin
Bir ekmek kırıntısına secdeleyecek denli çocuktular
Sevincin kepenksiz kuyumcuları
Aklın kusurlarını kabullendiler
Tarihe üzgün bir çentikler şimdi
Düşün sonsuz uçurumuna son dal
Cehennem yazına testili gölgeliktiler
Ve üç ev ötenin açlığına uyuyamayacak denli bizden
Kan Kalesi Cengi'ne çocukça bağlı
Zemheri ayına bir tas çorba ocakta
Düşün sonsuz uçurumuna son daldı
Umut arada bir yitirilmek içindi
Çok soru sordu, çoğunu doğru sordu, acıyı aşka yordu
Yaşam belki yaşamın falına bakmaktı
Son yolculuğa 5 gün varmış meğerse
Kimse bilmiyordu
Son fotoğrafında zafer işareti yaptı
Ne de olsa masala inanan çağdayız hala
Ama tutup ölerek masala "mesela" dedi
"herkesin söylencesi kendine"
Bir dostun yanındaydı, gözünde herkes
Ötekinin penceresinden dünyaya bakabilendi
Umutlarını mayın tarlasına ekendi
Korkarak yürüdü hep katırların ardından
Korkunun insanı insan ettiğini öğrendi
Tam gizini paylaşacakken dünyayla
Bastığı umutla hayatı gülümsedi
Dedi, unutmayın, ölüm var!
Kendiyle ve hayatla eğlenebilendi
En olmadık kılıklarda dedi ki
Ey güzel insanlar
Başkasına bırakmayın kendinizle dalga geçmeyi
Kendiniz basın tuzu kendi yaranıza
Senden alacağımız güç belki de budur
Bu tarihte sen de vardın
O tarih ki yeniden sürülmeye aday
Adaylar herkesin yanı başında
Bir birimizin süresi doldu
Düşten düşe geçtik yorulduk
Artık kendimizi bile kandıramıyoruz
Yaşama ve ölüme hep teğet geçtik
Belki biz öldük sensin yaşıyan
İ. MISIRLIOĞLU
26 Eylül 2008 İstanbul



