Yeni Sol ve Gelecek

12 Mart 2010 14:48 / 3266 kez okundu!

 


Bir süredir yeni, sol bir partinin kuruluş çalışmaları yürüyor. Akla yüzlerce soru geliyor. Zaten bir sürü internet ortamında da bu konu tartışılıyor. Ben de biraz hayal gücümü de zorlayarak bir yazı yazdım. İlk önce bunu yayınlamakta biraz tereddüt geçirdim ama sonra bir cesaret geldi ve dedim ki “Belki birkaç kişinin ufkunda küçük değişiklikler yaratabilirim. Sadece bunun için bile değer.”

Yeni solda durum nedir?

Çok geçmişe gitmeden hemen konuya gireyim... Biliyorsunuz başına Hüseyin Ergün geçtikten sonra yeni sol parti oluşturma sürecine SHP de dahil oldu, hatta hızlandırdı gelişmeleri. ÖDP içindeyken ve dışındayken Ufuk Uras sürecin ısrarcısıydı. Milletvekili seçimleri sırasında onunla birlikte koşuşturan genç ekip iyi bir deneyden geçmişti, bu aşamada da işin içindeler iyi ki… Alevi kesim, CHP illüzyonunu kırdıkça süreçte aktifleşti. Kişisel katılımlarla, örgütsel katılımlar arasındaki ince denge bu kesimden yeni partiye yönelik desteğin sınırlarını oluşturmaya devam etti. Başında Burhan Şenatalar’ın başını çektiği ve DİSK’in de içinde adının geçtiği 10 Aralık Hareketi’nin, uzun süredir çorbada tuzu vardı. Bir de bu hareketlenmenin çevresinde, ondan etkilenen, umutlanan değişik kişi ve gruplar vardı. SHP’nin Şubat ortasındaki kongresi bekleniyordu.

Özetle, burada kendi arasında birlik oluşturabilmiş bir ekip partiyi devralacak, sonra da ortak ekibin kadroları belirlenmiş dengeler içinde ilçelerde kongreler yapıp örgütlenecekti. Bu arada sanırım eski TKP’nin uzun süredir devre dışı kalmış deneyimli kadroları da hareketin içinde önemli bir rol üstlenecek…

Süreçte doğrudan ve sık dile getirilmese de, BDP ile birlikte olma, olmama konusu da konuşuluyor. BDP’deki süreç ise Türkiye partisi olma çabasıyla ve imajıyla yürüyor, çabada ve imajda kimi sorunlar olsa da, Öcalan kendi anlayışı doğrultusunda “Türkiye Partisi” olun diye diretiyor… İki akım netleşebilseydi, birlikte ne yapıp yapamayacakları da biraz daha belirginleşecekti.

Süreçteki sıkıntılar

Geçende yapılan bir açıklamayla, `10 Aralık Hareketi` süreçten çekildi. Bu arada Alevi Bektaşi Federasyonu'na bağlı kimi birlikler, açıklama yaparak federasyon başkanının, sanki aleviler sol birlik içinde yer alacakmış izlenimi yaratmasını eleştirdi. 14-15 Şubat 2010 yılında yapılacak SHP genel kurulu da, bu ve benzeri kimi nedenlerle Mart ortasına ertelendi.

İlk elde epeyi moral bozucu gibi dursa da, kimi netleşmelerin kuruluş sonrasında değil öncesinde yaşanması belki de hareketin geleceği açısından daha olumlu olur. “Gidenlerle arınıyoruz” safsatasına inanmak yanlışına düşülmedikçe elbette… Tam bu noktada 1975’lerde gençlik içinde yürütülen, “ortak dergi ve birlikte örgütlenme” girişiminin nasıl ve neden havaya uçtuğunu ve ardından 3-4 adet dergi ve yapılanma çıktığını, bu parçalanmanın en vahim sonucunun da 12 Eylül 1980’de görüldüğünü anımsamakta yarar var.

Merak edenler için kısa yol: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18042082

Tartışmaları ilerletmek ve asgari bir sonuca bağlamak için bu yazıyı ilk yazmaya başladığımda yaklaşık bir ay vardı. SHP çevresi zaten Hüseyin Ergün ile birlikte epeyidir bir ayrışma yaşıyor ama bu gelişme, aynı zamanda daha önceden onlara ilgi duymayan kimilerinin de partiye yaklaşmasına neden olabiliyor. Yani SHP taraftarları kimi kafa karışıklıkları yaşarken, Ufuk Uras çevresi hala aktif ama onların da ortak paydalarının sorunlu yanları var.

Son bilgilere göre, adı şu anda henüz netleşmemiş olan parti 10 Mart'ta kurulacak (bu konu 3/4 Mart toplantısında netleşecek), kurulan bu parti SHP'ye katılma kararı alacak, 13-14 Mart'ta SHP kongresi yapılacak, SHP programı, tüzüğü ve parti adı SHP kongresinde yeniden belirlenecek.

İşte çalışma tam bu süreçteyken kimi soruların tartışılması anlamlı olabilir:

"Sol" sözcüğü zaman içinde nasıl bir dönüşüme uğramıştır ve kurulacak partinin "sol" parti olması şart mıdır? İsminin Yeni Sol Parti olarak saptanması durumunda bile (ki şu sıradaki en anlamlı isim bu olabilir) tartışma sürecektir. İçinde "sol" sözcüğünün olup olması, "sol" bir politika izleyip izlememesi gibi konuların lehinde ve aleyhinde yazılacakların neredeyse eşit sayıda gerekeçeye dayandırıldığı görülebiliyor. Serinkanlı biçimde sürdürülmesi ve birinin ötekini yenmesi biçimine sokulmadığı sürece yararlı ve öğretici bir tartışma olabilir.

Kurulacak partinin "piyasa"ya karşı tavrı ne olacaktır? Biliyoruz ki hiç bir zaman tam serbest olmasa da serbest piyasa, kapitalizm öncesinde de var olan, kapitalizm ile birlikte kendine özgü nitelikler kazanan bir mekanizmaydı. Alternatifi olarak bir dönem en popüler rakibi olan “devlet planlaması” fikrinin, sosyalist dünyada iflas ettiğinin tartışılması nedeniyle, yeni arayış hangi çizgide olmalıdır? Planlama fikri ile serbest piyasa fikri yeni tür mantıklı kesişme alanları yaratabilir mi? Dünyadaki deneyimler bu konuda ne diyor?

Yeni sol, dünyadaki benzeri tartışmaları ve deneyimleri ne ölçüde içselleştirmiştir? İskandinav modelleri, Almanya, İtalya, Yunanistan, AKEL, Cumhuriyetçi Türk Partisi deneyimleri çözümlenmiş midir? Özellikle Kıbrıs partilerinin deneyimi bize epeyi somut deneyimler sağlayacaktır. Bu alandaki deneylerin ve tartışmaların ortak platformlara daha fazla taşınması iyi olurdu.

Yeni bir sol hareketin yeni bir tüzük çabası olması da gerekmez mi? Bu konu, taraftarları arasında tartışılıyor. Bu tartışmanın ne kadarı yukarıya yansıyacak, o önemli. Ancak mevcut siyasi partiler yasasının değişmemesi durumunda ise, yapılacakların sınırı var. İnternet üstünden süren tüzük tartışmalarının, demokrasiyi sindirme, süreci ve sınırları öğrenme ve bu sınırı da giderek zorlama açısından epeyi yararı oluyor.

Yakın hedef uzak hedef tartışmalarına yeni bir biçim verme zamanı gelmedi mi? Uzak hedefte hepimiz ölmüş olacağımıza göre önümüzü bununla kapatmanın anlamı var mıdır? 30 – 40 yıl önceki bezdirici tartışmaları artık yapmamanın bir yolu yok mudur? Yakın hedefi bugün için doğru biçimde saptayıp yola çıkmak ve belirli aralıklarla -ki bu da genel kurullardır- onu revize etmek, yeniden tanımlamak, kartları yeniden karmak daha doğru olmaz mı?

Odaklanma noktalarını doğru saptamak yeni parti için yaşamsal değil mi? Kürtler, başörtülüler, Aleviler, gayrimüslimler, emekçi kesim, kentlerde yaşayan alt tabakalar, özetle mağdurlar konusunda hem bugünkü hükümetin ilerisinde şeyler söylemek, hem de hükümetin kendi anlayışında atmaya çalıştığı adımları ilerletmek için çalışmak ve gerektiğinde yapanlara, bu hükümet de olsa, eleştirerek destek olmak birbiriyle çelişmez. Yeni sol hareketin bu konuda ortak paydayı esas olarak doğru koyduğu görülüyor. Mesele bundan sonra tutarlı muhalf olabilmekte.

Şu an, bu tür bir muhalefeti Türkiye'de kimler yapıyor diye sorarsak, yanıt bellidir: Saadet Partisi ve DSİP.

Bunlardan birincisinin geçmişi (Refah Partisi) ve referansı (Necmettin Erbakan) onun önünü kimi yönlerden tıkamaktadır ancak onlar, bu hükümetin olumlu adımları için ona teşekkür etmesini ve daha ötesini işaret etmesini biliyorlar. Üstelik eksik gördüğü konularda ise net eleştiriler yöneltiyorlar. Hem de bu eleştirilerin bir kısmını yeni ve "sol" bir partinin yapması gerektiği beklentisi yaygınken, bunu onlar yapıyor... Burada önemli olan, SP’nin, bu politikasının meyvelerini toplayacak bir tabana ve örgüt yapısına da sahip olmasıdır. İktidar çevresinde toplanmış oyların, olası kimi hoşnutsuzluklar sonucu gideceği ilk adresin SP olması da, benzer tabanların varlığı dikkate alındığında sanki doğal gibi görünüyor.

DSİP, biraz daha kapalı ve epeyi küçük bir kutu. İzlediği nispeten tutarlı çizgi ona yer yer puan kazandırıyor ama etkili bir örgüt desteğinin ardında olmaması, başarı ihtimalini ortadan kaldırıyor. Diğer bir çok grup gibi, Yeni Sol Parti’nin içine girmesi ve orada ortak paydayı akıllıca geliştirmeye uğraşması hem kendisi hem yeni harekete için hayırlı olabilir.

Elbette en etkili ana muhalefetin aslında Avrupa Birliği olduğunu söylememek olmaz. Hükümetin iyi bulduğu yönlerini süratle ve -doğal olarak- komplekssiz biçimde destekleyen bir muhalefet o. Onu iyi adımlarında yüreklendiriyor, olumsuz gördüğü konularda ise eleştirisini sakınmıyor ama yine yol gösterici, ilerletici ve kendi doğrularını işaret edici olan bir duruş sergiliyor. Acı olan, bunları, bu biçimde yapabilecek büyük bir muhalif akımın tek ve etkili parti içinde buluşamamasıdır. Oysa sadece Avrupa Birliğinin çizgisini izlemek bile, muhalif duruşun ipuçlarını verebilirdi. Elbette yeni bir sol partinin bundan daha öte bir muhalefeti olacaktır, olmalıdır.

Demek ki yeni bir muhalif parti, AB'nin, SP'nin, DSİP'in kimi taktiklerinden daha iyisini üretmeyi bilmelidir.

Hayal gücümüzün sınırları ve öngörü

Yakın gelecek için bazı öngörülerde bulunarak yazıyı sonlandırayım.

Mustafa Sarıgül'ün değişim hareketi, kendi yakın çevresinde bir anafor yaratacak, bir miktar CHP'yi, önemli ölçüde DSP'yi bir miktar da Ak Parti'yi etkileyecektir. Bir miktar siyaset dışı kalmış eski unsuru da yeniden aktifleştirme ihtimali var ama o kadar. Çünkü o esas olarak yeni değildir, bir görüş bütünlüğüne, bir davaya sahip değildir, sadece liderinin kendi tahayyülündeki politik boşluğu doldurmaya yönelecektir. Bu nedenle de geçici, pragmatik, popülist bir siyaset buluşmasıdır ancak kısa bir süre sonra etkili ve yetkili kimi çevrelerin de yeni bir umutmuş gibi buna destek vermeleri mümkündür.

BDP -eski DTP- mağdur hareketi olarak, genellikle bu mağduriyetin altında kalmaktadır. Kabul ettiği ve kendisi için de belki kaçınılmaz olan vesayet onu sınırlayan en önemli olgudur. Bu nedenle de ileri kimi adımları atmak isteyen ama çok sayıda tutarsızlıklar barındıran, politik zikzaklar izleyen hükümeti ve onun politikasını olumluya yönlendirme siyaseti izleyememekte, tarihi bir şansı yeterince iyi kullanamamaktadır.

Kanımca kör topal biçimde bile olsa yeni kurulacak olan "sol" partiyle bir biçimde birlikte önümüzdeki ilk seçime katılmaları da kaçınılmazdır. %7'lere çekilme ihtimali olan baraj, onları “tek başına seçime katılmak” biçiminde yanlış umutlara sevk etmez ise, bu birliktelik mümkün olur ve meclise en az 25-30 ortak-bağımsız milletvekili gönderme şansı bulabilirler. Yani mecliste 20-25 arası BDP, 5-10 da yeni sol parti milletvekili olabilir.

Ak Parti'nin oylarının düşeceğini ama milletvekili sayısının aynı oranda düşmeyebileceğini çünkü %7'lik baraja rağmen Sarıgül'ün de, bir kısım örgütünü yeni sol partiye kaptırmış olacak olan CHP'nin de bir dönem meclis dışında kalabileceğini, MHP'nin düşen bir oy oranıyla yine meclise geleceğini ve SP'nin muhtemelen bağımsız biçimde parlamentoya 5-7 milletvekili sokacağını varsayarsak, gelecek parlamento sürprizlere gebedir, diyebiliriz. Bu parlamento, en azından yeni anayasayı ülkenin ihtiyacına göre düzenleme şansına da sahip olabilir.

Ak Parti açısından bu seçimler, bölünmelerinden önceki son viraj olacaktır çünkü sonraki seçimlerin hemen öncesinde bölünme yaşayacak ama bu arada Erdoğan cumhurbaşkanı, Gül daha küçük bir Ak Parti'nin başkanı ve başbakan adayı olmuş olacaktır. SP, eski Ak Parti'den alacağı kimi katkılarla büyüyecektir. Yeni seçim yasasında bu sefer %5 ya da 3,5'a düşürülmüş seçim barajı nedeniyle çok sayıda küçük parti 1-2 milletvekiliyle parlamento içinde yer alacak, BDP bir bölünme yaşayacak ve bölünenlerin küçük kısmı yeni sol partiyle birleşecek, kimi küçük Kürt partileri de siyasal arenada yerini alacaktır.

Yapılacak ikinci seçimde eski CHP ufak ve daha sağda bir parti olarak yeniden parlamentoya dönecektir. Merkezdeki kimi dağılma ve birleşmeler nedeniyle Sarıgül hareketi ve CHP, 30- 40 yıl öncenin `Güven Partisi` rolünü oynayacaklardır. MHP ve BBP oy kayıpları ve küçük çaplı bölünmeler yaşayacak da olsalar varlıklarını sürdüreceklerdir. Bu arada farklı tellerde çalan yeni 5-6 parti küçük oranlarda siyaset ortamında kendilerine yer bulacaklardır.

Özetle önümüzdeki 2. seçimlerde yani 2015-2016’da parlamentonun dağılımı, büyüklük sıralamasına göre (epeyi bir spekülasyon olarak görülse de, bu kadar gelecek kestiriminden sonra sanki bunu söylemek gerek) şöyle olabilir:

Ak Parti %25, MHP %11, Saadet Partisi %10, Sarıgül %10, Yeni Sol Parti %10, BDP %9, CHP %9, BBP %4, DP %3, Abdüllatif Şener %2, DSP %2, Osman Pamukoğlu %1, ÖDP %0.7, İP %0.5, TKP %0.3, bilinmeyen 4 parti % küsur, ki bunların içinde bir tane milliyetçi Kürt partisi, şeriatçı tandanslarda bir dinci parti olduğu da varsayılabilir.


Ülkenin geleceği koalisyondadır

Buradan görüleceği gibi ülkemizin geleceği kaçınılmaz olarak koalisyonlardadır ve bu iyidir, demokratiktir, toplumsal olarak rahatlatıcıdır. Herkesin buna hazırlanması gerekir. Programatik belgelerini, dilini, çalışma taktiklerini ve örgütlenmesini bu geleceğe göre değiştirmeyenler ya elenip gidecek ya da marjinal çizgide kalacaklardır. Monoblok partiler ve lider sultaları yavaş yavaş eriyeceğinden, kendi içinde de akıllı ve yeni bir tür koalisyon oluşturmuş partiler revaçta olacaktır. ANAP ve Ak Parti deneyimlerinin sol yansımalarını görmeye hazırlanalım.

Koalisyon olasılıklarım, bu arada geçecek 5-6 yılın getirdikleri ve götürdüklerine göre biraz değişmekle beraber, esas olarak aşağıdaki varsayımlara dayanacaktır:

- Dünya’da büyük krizin etkileri silinmiş, dünya ekonomisi yeniden yükselişe geçmiş olacaktır. İMF, Dünya Bankası, BM, Dünya Ticaret örgütü yeniden yapılanma yolunda önemli adımlar atmış olacaktır.

- Dünya ekonomisinde Çin’in, Rusya’nın, Hindistan’ın etkisi artmış olacaktır. Yeni çekişme alanları, bu güçlerin kendi arasında ve eski güçlerle aralarında filizlenecektir.

- Türkiye G 20’nin en önde gelen ülkelerinden olacak, ilk 10’a girme ihtimali artacaktır.

- Türkiye gerek demokrasisi, gerek gelişen ekonomik gücü, gerek boru hatlarının merkezine kurulması, gerekse de bunlardan ve izlediği politikalardan kaynaklanan öncü, yol gösterici etkisi nedeniyle büyük bir bölgesel güç olacaktır.

- Kıbrıs sorunu çözülmüş, Türkiye’den önce Kuzey Kıbrıs ve Türkçe AB’ye girmiş olacaktır. Türkiye, hem gösterdiği gelişimle birçok AB ülkesini geride bırakacak; Fransa’nın Nato’ya dönüşüne de izin verdiğinden kimi avantajlar da elde ederek, muhtemelen AB’nin içinde de önemli bir güç odağı haline gelecektir.

- İsrail ve Filistin tarihi bir anlaşmaya imza atarak Ortadoğu’ya barışın gelmesine yol açacaklardır. Buradaki önemli rolü nedeniyle Türkiye bu barışın bir tür garantörü olacak ve İsrail ile daha eşit tonlarda yeniden dostluk dönemini başlatacaktır.

- Bu arada Hamas sistem içi konumunu sağlamlaştıracak, evrilecek, Taliban sistem içine çekilmeye başlanacak, Bin Ladin’in etkisi daha da sınırlanacak; Afganistan’da biraz geri adım atılarak yeni arayışlar ve yapılanmalar sürecek; İran’a, zaman zaman oluşacak sıkışmalara rağmen müdahale olmayacak ve böylece doğal gelişim sürecinde reformcular iktidar değişimine çok yaklaşacaktır.

- Türkiye, yeni ve daha demokrat anayasası, partiler ve seçim yasası ile rahatlamış olacaktır. Kürt meselesinde Kuzey’deki Kürt devleti gelişmesini sürdürmüş ama Türkiye’nin sıçrama yapması ve kendi bahçesini temizlemesi, demokratik adımlar atması nedeniyle çekim merkezi olma şansını yakalayamamış olacaktır. Üstelik Türkiye’nin yöredeki gücü onlar için de bir korunma, güven ve barış şemsiyesi oluşturacaktır.

- Bütün bu gelişmelerin yanında, Türkiye’nin kendi çıkarlarını yer yer öne çıkaran kibirli politikasına geri dönüşler yapmasının da -kimileri buna emperyalist çıkarlar diyebilir- süreçte bazı olumsuz etkilere yol açmış olabileceğini de göz ardı etmemek lazım.
İşte bu tür olasılıkların sentezlendiği bir durumda yukarıda verilmiş oranlardaki -2016 civarları- seçim sonucunda, yeni Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu da unutmadan, koalisyon ihtimallerini şöyle sıralayabiliriz:

(Ak Parti %25, MHP %11, Saadet Partisi %10, Sarıgül %10, Yeni Sol Parti %10, BDP %9, CHP %9, BBP %4, DP %3, Abdüllatif Şener %2, DSP %2, Osman Pamukoğlu %1, ÖDP %0.7, İP %0.5, TKP %0.3, bilinmeyen 4 parti % küsur)

Ak Parti + Saadet Partisi + Yeni Sol Parti + BDP + = %54

Ak Parti + Yeni Sol Parti + BDP + Sarıgül = %54

Ak Parti + BDP + Yeni Sol Parti + Abdüllatif Şener + DSP = %48

Ak Parti + MHP + Saadet Partisi + BBP = %50

MHP + BBP + Saadet Partisi + Sarıgül + CHP + DP + Osman pamukoğlu = %48

Geleceği yorumlamak

1. Gelecekte, Ak Parti olmadan hükümet kurmak neredeyse imkânsız.

2. BDP ve Yeni Sol parti’nin birlikte hareket etmeleri özel ve güçlü bir odak yaratıyor.

3. Saadet Partisi toplumsal hayatın önemli figürlerden birisi oluyor. Erbakan etkisini azalttıkça, Numan Kurtulmuş etkisini arttırdıkça, bu hem Saadet’in güçlenmesini getirecek hem de Ak Parti’yi diğer kimi partileri değişik biçimlerde etkileyecektir.

4. Ak parti, dönemin özelliklerine ve gelişmelere göre, milliyetçi muhafazakâr ya da yenilikçi, demokrat koalisyonlardan yana olabilir. Şimdilik görünen, demokrat, AB yanlısı bir çizginin şansının daha fazla olduğudur.

5. Kemalist muhafazakâr çizgide ısrar edecek bir CHP’ye de, eski merkez sağ çizgilere de politik arenada pek yer kalmıyor.

6. Sarıgül, değişik bir iki seçenekte var olabiliyor.

7. MHP ve BBP türü partiler kaçınılmaz gelişmeler karşısında zaman zaman parlar gibi olsalar da hep biraz azalarak ama yaşamlarını sürdürecek, daha uzunca bir süre ülke politikasında var olacaklar. Onların dışındaki parti ve grupların onları, ırkçılıktan, aşırı milliyetçilikten, bölgesel emperyalist tavırlardan uzak tutmak için çabalaması önem taşıyor. Süreçte yeni sol partinin de, Ak Parti’nin de bu doğrultuda, tutarlı bir ideolojik, politik mücadeleye ve akıllı taktiklere ihtiyaçları olacaktır.

8. Ak parti ve diğer olası partnerleri arasında bir kilitlenme durumunda, Cumhurbaşkanı’nın zorunlu olarak ikinci büyük partiye hükümet kurma görevi vermesiyle, MHP’nin kıl payı farkla koalisyon kurabilmesi olasılık dâhilinde ama imkansıza yakın sınırlarda… Çünkü bu durumda bir azınlık hükümetinin de olasılığını unutmamak gerek. Böyle bir azınlık hükümeti bir sürü durumda mecliste çoğunluk sınırında dolaşabilir, üstelik onu düşürmek için gereken toplam oy sağlanamayabilir.

9. Bu arada Ak Parti’nin değişiminin yanında, Yeni Sol Parti’nin izleyeceği politikalar da gelecek 5-6 yılın en dikkate değer yoğunlaşma noktalarını oluşturacaktır. Diğer kimi durumlar yanında islami kültürün farkında ve öyle bir dilden haberli bir sol partinin ancak gerçekten “yeni” olabileceği de unutulmamalı. Üstelik bu parti yeni dış politikasında Arap ya da İslam düşmanlığına da, İsrail karşıtlığına da yer vermemelidir. Geçmişteki büyük ya da etkili devletlerin ya Abbasiler’de olduğu gibi Yahudi ve Hıristiyanların (burada Süryaniler); Endülüs Emevileri’nde olduğu gibi Yahudilerin; Osmanlı’da olduğu gibi Yahudi ve Hıristiyanların (burada Ermeniler ve Rumlar) birliğine dayandığı unutulmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin de şimdiye dek, sadece İsrail'le ittifak yaptığını, artık daha geniş kesimlerle birlikte olmak gerektiğini unutmamak gerek. Ortamı zehirleyen en önemli konu olan Filistin sorununun kısmen çözümü bu bölgede yeni tür ittifakların, yeni ideolojik, politik çizgilerin doğuşunu getirebilir.

10. Müslüman Sol bir hareketin bu süreçte nerede duracağı, Ak Parti’de mi, Saadet içinde mi, Yeni Sol Parti’de mi yoksa Abdüllatif Şenerle birlikte mi olacağı da önemlidir. Ayrıca Abdüllatif Şener’in nereye doğru evrileceği de dikkatle izlenmelidir. Merkeze ve devlete doğru mu yoksa daha demokrat bir çizgiye doğru mu?

Yukarıdaki dünya ve Türkiye olasılıkları, çok büyük sapma gösterilmesine yol açacak gelişmeler ya da bir partinin beklenmeyen büyük hatalar yapmadığı varsayımlarına dayanıyor. Bu varsayımlardan görüldüğü gibi daha bir süre Ak Parti Türkiye’de gündemde var. Demokrat Kürtler ve Türkler’in partisinin/partilerinin gücü ülkenin dönüşümünde önem taşıyacak. Yeni kurulacak olanların ve diğer partilerin, bu olasılığı dikkate alıp ona göre politikalar yapması doğru olacaktır.

Hayal gücümü zorlarken, Yeni Sol Parti’ye biraz fazla hayali destek verdiğim söylenebilir. Belirli bir bilinmeyen oyun dağıtılması gerekliydi ve ben burada biraz iltimas yaptım. O kadar olur, diyerek okuyanlardan biraz hoşgörü bekliyorum.

Benden daha geniş hayali olanlara selam ediyor, herkesin hayal gücüne kuvvet diliyorum.

Bu arada unutmayalim ki yaşamın kendi sonsuz olasılıklarının gücü ve değişimin milyonlarca farklı itici potansiyele sahip olması, hepimizin hayallerinin hem bozucusu hem de tamamlayacısıdır. Tek gerçek, sosyal gelişmelerin kesin öngörülerinin olamayacağıdır. Bizim yapacağımız bu çabalar, sadece yaşamın hareketini biraz daha iyi anlamamıza yol açar, o kadar.

Zaten farklılık da buralardan kaynaklanıyor. Daha iyi anlayan daha iyi var olur.



İ. Mısırlıoğlu
01-03-2010
İstanbul

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
04 Mart 2010 00:43

Şenay Çağıran

Merhaba. Yeni bir sol parti oluşum süreci ile ilgili görüş ve paylaşımlarınıza öncelikle içtenlikle katılıyor; en azından kendi adıma teşekkür ediyorum. Kuruluşa az bir zaman kala, kuruluş öncesi ''' İzmir Buluşmasına Çağrı'' davetini ileterek, içerikte belirtildiği gibi bu siyasal sürecin hep birlikte oluşturulmasını diliyorum. Saygı ve sevgimle. Şenay Çağıran.


Demokratik, Özgürlükçü, Toplumsal ve Eşitlikçi

Partinin Kuruluş Öncesi

İzmir Buluşmasına

Çağrı



“Solda Kitlesel Bir Siyasal Parti Oluşturmak” hedefiyle 2009 ortalarında başlayan süreçte çeşitli alanlarda yapılan çalışmalar ortak bir mecrada buluşuyor…



· Toplumsal adaletin ve toplumsal barışın sağlanması için…

· Demokratik, özgürlükçü, toplumsal ve eşitlikçi bir kitlesel siyasal hareketi birlikte örmek için…

· Kendimizi siyasetin öznesi kılmak için…

· Sözümüzü ortaklaştırmak, gücümüzü birleştirmek için…

bu siyasal süreci birlikte oluşturalım.



Toplantımıza,

Prof. Dr. Ahmet İNSEL

(Galatasaray Üniversitesi Öğrt. Gör.)

Nurettin KIZILKAN

(SHP )

Oktay KANDEMİR

“Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz”

Çalışma Grubu Üyesi

katılacaklardır.



Tarih: 6 Mart 2010/Cumartesi

Saat : 13:00

Yer : MMO Tepekule Kongre ve Kültür Merkezi/Bayraklı- İzmir

İletişim : izmirsol@gmail.com / (232) 4464656 (232) 4464656

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.