İkinci Cumhuriyet

10 Kasım 2009 13:26 / 3736 kez okundu!

 


Belki şu an ülkemiz İkinci Cumhuriyet sürecine girdi de biz bunu ancak 2023 yılında tarih kitaplarında okuyunca tam olarak anlayabileceğiz. İşlevini tamamlamış eski cumhuriyetimizin yerine gelecek olan ise, onun esas olarak demokrasiyle taçlandırılmış hali olacaktır.

İkinci Cumhuriyet

Sözlük Yazıları -8

Birilerini pek bir kızdıran masum sözcüklerdir aslında, İkinci Cumhuriyet… Ve Mehmet Altan’ın adıyla anılıyor artık.

Bu sözcükler, eski cumhuriyetimizin iyisiyle kötüsüyle işlevini tamamladığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni çağın yeni yönelimlerine uygun olarak demokrasiyle taçlandırılması ufkunu içermektedir. Oysa İkinci Cumhuriyet’ten söz etmek kimilerine göre Cumhuriyet’e son vermek demek, hatta cumhuriyet düşmanlığı demekmiş. Bu korkular nedeniyle Mehmet Altan gibilerine kızanların, 16 Türk devleti kurmuş olmakla övünmeleri ise işin trajikomik yönüdür. 16 devlet işinin safsatalığı bir yana, öyle bile olsa 15 tanesinin batmışlığını kabullenmek demektir bu. Kim bilir, belki değişim ihtimali karşısındaki bu telaş, bu saldırganlık derindeki o suçluluk ve korkudandır, “15 tanesini batırmışız, aman bari bu batmasın!” çabasıdır.

İngiltere bir tane devlet kurmuş 1000 yıldır aynı devlet, üstelik cumhuriyet de değil meşruti krallık ama bizdeki cumhuriyetçilerin cumhuriyetinden epey gelişkin bir demokrasiye sahipler. Biz ise hem laikliği yanlış kavramış ve yanlış uygulamaktayız hem de bunu cumhuriyetin neredeyse tek mühim özelliği saymakta ve üstelik de onun tehlikede olduğuna inanıyoruz. Yalan ve paranoya…

Yüzüncü yıl gelmeden ikiyüzlülükle yüzleşmek gerek, birinin bize ayna tutması iyi olurdu

Böylesi br ikiyüzlülüğü başka bir sözlük yazımda ayrıntılandırmıştım. Bu yazıda ise dikkati çekmek istediğim şey, son gelişmelerin rüzgârının bizi belki pek istemeden getirdiği ilginç kıyılar… Artık İkinci Cumhuriyet o kadar uzak değil sanki, korkulacak bir şey hiç değil. Üstelik isminin başına numara getirmek bile şart olmayabilir.

Süreç, ani ve keskin zıplamalar yerine ağır ağır ilerliyor. Belki şu an ülkemiz İkinci Cumhuriyet sürecine girdi de biz bunu ancak 2023 yılında tarih kitaplarında okuyunca tam olarak anlayabileceğiz.

Ağır olması, sindirilerek yürünmesi daha sağlıklıdır. Yeni toplum kesimleri yeni konulara ikna olurken, düşünce ufukları yeniliklere açılıyor. Başbakanın her konuşmasından sonra AKP tabanı, alınacak dersleri almak, öğrenilecek konuları öğrenmek ve kabullenilecek tarihi şahısları kabullenmek için birbirleriyle ve kendileriyle akıl ve vicdan muhasebesine girmekteler. Bunun ne kadar büyük bir toplumsal dönüşüm olduğunu gözden kaçıranlar dünyanın ve ülkemizin gidişini asla anlayamazlar. Çünkü paranoyaların peşinden sürüklenmeye alışanlar için her an yeni paranoyalar üretiliyor zaten.

Cumhuriyetin formatlanması

Tam bir buçuk yıl önce başka bir sözlükte bu tür bir başlığa şöyle yazmıştım:

“Cumhuriyetin formatlanması, cumhuriyetimizin bir değişimin eşiğine geldiğini anlatan ironik ve teknik yaklaşımdır;

Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti lafını, statüko yanlıları da sık sık tekrar eder; format atılmasından yana olanlar ise meseleye şöyle yaklaşır ve:

1. Cumhuriyetin, gerçekte laik olmadığını ama laik olması gerektiğini, hakem devlet pozisyonuna geçilmesini ister;

2. Cumhuriyetin en önemli özelliğinin (demokrasi) hep eksik olduğunu, demokratik cumhuriyetin artık zamanının geldiğini söyler;

3. Sosyal devletin devletçilikten farklı olduğunu, yalnız bizim için değil Avrupa için de yenilikçi olacak yeni adımlara ihtiyaç olduğunu söyler;

4. Hukuk darbelerine yolları kapatıp, tutucu `kanun devleti`nden, ilerlemeye açık `hukuk devleti`ne dönüşü isterler.

İkinci Cumhuriyet, belki de yalnızca böyle bir şey -ki meselenin numarası değil içeriği önemli. Örneğin Fransa, bugüne gelene kadar 4-5 tanesinin üstünden geçip gitti.

Özetle format ihtiyacı dayatmıştır diyebiliriz. Devlet yönetimindeki ağırlaşmanın, zaman zaman error vermenin, olmadık kilitlenmelerin başka türlü izahı yoktur, üstelik başka çözümü de yoktur."

İkinci Cumhuriyet

İşte eski yazdıklarım hemen hemen böyleydi ve görünüyor ki aradan geçen 1,5 yılda kötüye değil iyiye doğru yol almışız, sevindirici olan bu.

Gelelim ülkemizin bugün içinde ilerlediği tarihi sürecin alt başlıklarına:
1. Osmanlıdan beri var olan Ermeni sorunu, Ermeni açılımı biçiminde yaşamımıza girmiştir.

2. Cumhuriyet ile yaşıt olan Kürt sorunu, demokratik açılım olarak kendini göstermiştir.

3. Kıbrıs barışı, kimi geçici çıkmazlara rağmen esas olarak topun hep karşı tarafa geçirildiği bir durumda ilerliyor. Yakında yeni gelişmelere gebe…

4. Rusya ve İran ile iyi ilişkiler, kendisini -gerçekte öyle olmasa da- AB kıskacında hisseden herkese iyi gelmiştir.

5. Alevi barışı, Sünni kesiminin de giderek alevileri anlamaya çalışmasıyla bir denge noktasına geliyor.

6. Gayri Müslim azınlıklarımızla barışma sürecinde, onların insan hakları ile ilgili sorunları bugün daha bir önemseniyor.

7. Suriye ve Irak ile gerçekleşen işbirlikleri Ortadoğu'da dengeleri zorlamaya başlamıştır.

8. İsrail'e karşı abartılmamış dengeli bir tavır koyuş hem dostlarımız hem karşıtlarımız için yararlı olmuştur. Belki en başta İsrail için...

9. AB yolunda çoğu zaman ağır kimi zaman şöyle böyle ilerleme sürüyor. Bu durum bizi kaçınılmaz biçimde hukuk devleti olmaya zorluyor.

10. Gittikçe daha çok kesim, ordunun siyasetten elini çekmesi gerektiğine ikna oluyor. Özellikle ordunun bunu kabullenmesi zaman alacak olsa da, süreç doğru çizgide gelişiyor. Milli savunma bakanına bağlanan, devletin sahibi değil memuru olduğunu kabul eden ordu, toplum içinde olması gereken yere oturacaktır. Bunun sonucunda ülke savunmasını daha doğru ve daha ucuz biçimde yapma şansı doğacaktır çünkü izlenecek böyle bir politika, askerlerin işini kolaylaştıracak, büyük ve kötü ordulara ihtiyacı azaltacak, küçük ama etkili, donanımlı orduların gündeme alınmasını hızlandıracaktır.

11. Ülke tarihinde ilk kez sivil, asker darbecilik yargılanıyor ve toplumun çoğunluğunun aklında ve vicdanında mahkûm ediliyor. Ergenekon davası ile ülkenin karanlıktaki birçok noktası giderek böylece aydınlanıyor. Bu dava zaten birçok açılımın başlangıç noktasını oluşturdu.

12. Dünya tarihinin gördüğü en büyük ekonomik krizin gerçekten teğet geçtiği ise bugün daha iyi anlaşılıyor. Ülke reytingimizi mecburen arttıran uluslararası kuruluşların takiye yaptığını bereket ki kimse iddia edemiyor. Bu durum sadece hükümetin başarısı değil elbette. Kemal Derviş'i ve onun kriz önlemlerini de unutmamak gerek, ona “Sorospu” diyenleri de...

13. Yeni anayasanın zorunluluğu artık genel bir kabul. Seçimlerin sonrasındaki güç dengesine göre bir taslak ortaya gelecektir.

14. Adaletsiz seçim barajının, ironi oluşturmadan Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından düşürülmesi durumunda, ülkede gerçek bir denge durumu oluşacaktır. Koalisyonlar dönemi açılacağından iyi olacaktır ve uzlaşma kültürü, program üzerinde anlaşma ve birlikte adımlar atma dönemi gelecektir. AKP'yi DTP dengeleyecektir, DTP'yi ise AKP. Belki AKP - CHP koalisyonu cumhuriyetin daha az sarsıntılı olarak Demokratik Cumhuriyet’e evrilmesini getirebilir.

Bugün kimsenin istemediği, ortada kalmış 1982 cunta anayasası, koalisyon nefretini anayasaya yansıtmıştı. AKP karşıtlarını çok mutsuz kılan %47 ile meclisin %65’ine hâkim olma adaletsizliğinin kaynağını tartışmak, şikâyet edenlerin bir kısmının nedense işine gelmiyor. Oysa koalisyon, diğer seçeneklere göre her zaman için daha fazla demokrasi demektir.

İlerici, demokrat bir partinin eksikliği var

CHP ve MHP'nin ulusalcılık, darbecilik, militarizm çığırtkanlığı yaptığı günümüzde; ana muhalefet görevini hala ne yazık ki hala AB yapıyor. Buna rağmen ülkemizde hayırlı bir süreç olgunlaşmakta ve hepimizin layık olduğu bir demokratik cumhuriyet 86 yıllık gecikmeyle de olsa gündemin merkezindeki yerini sağlamlaştırmaktadır.

İleriyi gören, ufku geniş bir ilerici, demokrat partinin eksikliğinin çok hissedildiği bir ortamda; demokratlar, ilericiler yerlerinde oturursa, yanlış yollara giderse, bu demokratik cumhuriyeti yaşama geçirenler, kaçınılmaz olarak başkaları olacaktır, oluyor da. Sürecin ana itici gücü olanlar kendileri çok demokrat olmasalar da, hayat onları mecburen demokratikleştiriyor. Üstelik değişimde demokratların rolü sınırlı oldukça çözüm çerçevesi elbette ki daha dar kalabiliyor. Bunu gözden kaçırmamalıyız. Özetle onların kimi durumlardaki tutarsızlıklarına kızmak yerine toplumsal sürecin yeni tür örgütlenme ihtiyacına acilen ve doğru olarak yanıt vermeliyiz.

Kimileri eski tür sınıf partilerine ihtiyaç var diyerek tipik bir komünist parti öneriyorlar. Oysa yeni anlayışta “parti olmayan parti” oluşturulursa, onun içinde zaten bir tür fraksiyonel yapılar yasal olarak var olacaktır. Her grubun abartılmamış kendi iç mekanizmaları, kendi yayın organları bulunacaktır. Önemli olan bunların kendi iç ortak paydaları ve bu ortak konular çevresinde yeni tür bir demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde eyleme geçebilmeleri, günlük politika yapmaları ve kendi dışlarındaki örgütler ile ittifaklar kurarak toplumun dönüştürülmesinde manivela olmayı başarmalarıdır. Önemli olan, başarısız fraksiyonun ya da iç ittifakın yerini demokratik çerçevede başkasına sorunsuz bırakabilmesidir.

Biliyorum eski duaları ezberlemiş olanlarımız, bir sürü konuda olduğu gibi bu konuda da yenilikçiliğe yakın değiller. İnternetin olduğu ve küreselleşmenin yeni perspektiflerle geliştiği günümüzde adaletli, özgür bir toplum hayali kuranların, hala bir ütopyası olanların, yeni partiler oluşturabilmek için yeni tür bir arayışın zorluklarını da göze almaları gerekiyor.

Kim bilir? Sürece korkularımızı yenerek, ütopyamıza güvenerek bakmayı denersek kendimizi daha iyi hissedebiliriz. Şu günlerde yaşananlara, alıştığımız bakış açılarının dışında bir yönden bakmanın tam sırası.


İlhami Mısırlıoğlu

İstanbul
10-11-2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
13 Kasım 2009 12:04

nuhungemisi

Yazımla ilgili eleştiri yazan eski arkadaşlarımın, yoldaşlarımın içi rahat olsun; hakaret etmemek koşuluyula herkes istediğini yazmakta bereket ki özgür. Yeter ki birbirimize karşı daha özenli bir dil seçelim ve ütopyalarımızın peşinde koşarken de günlük hayatı ıskalamayalım.

Yazılarıma biraz daha az önyargıyla yaklaşılmasını beklerdim doğrusu. Geçmişteki birlikteliğimizin getirdiği bu kadarcık bir beklentimin de anlayışla karşılanacağını umuyorum. Bu arkadaşlarım unutmamalı ki, gelecekte atılacak kimi adımlarda en uzaklarında değil belki en yakınlarında yine bizim gibi birilerini bulacaklardır. Aramızda aslında dün de kimi farklar vardı, bugün de var. Tek fark bugün bunları rahatça konuşuyor olmamızdır belki...

Yaklaşık aynı fikirleri savunduğumuz ya da biraz uzak düştüğümüz tüm arkadaşlarıma içtenlikle şunu söylemek isterim:

"Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme ben takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü böylece ikimiz de eşit oluruz." (Kızılderili atasözü)
12 Kasım 2009 17:08

nuhungemisi

butarihtesendevarsın adlı yahoo grubunda, yazım üzerine yayınlanan ve Cevdet Arslan'a ait olan bir eleştiriyi aktarıyorum.

--------------------------

"M.Taş ve Mısırlıoğlu' nun yazılarını ve dolayısıyla düşüncelerini okuyup öğrendik.
Bu iki arkadaş komsomol İGD'nin İzmir'deki önderleri, liderleri idi.
Bizim örnek aldığımız ve ağızlarından çıkan her sözün bir anlamı olduğunu ve bunun sosyalizme giden yolda önümüzü açtığını düşünerek, bizlere anlatılanları çevremize yaymak için çabalar sarf ettiğimiz, uğruna her türlü baskıya, işkenceye ugradığımız ve yaşamımızın o dönemde ve bugün de belirleyici olmasını borçlu olduğumuz iki arkadaş.
Okuduğum her iki yazı da beni hayal kırıklığına uğrattı.
Yazdıkları, önerdikleri ve inandıkları görüşlerin hayatın gerçeklerinden ne kadar uzakta olduğunu fark etmiyorlar bile.
Çünkü onlar şu anda içinde oldukları sınıfı temsil ediyorlar.
Herşeyi kafa ve el emeğiyle yaratan ve üreten sınıftan değiller artık.
Ve sanırım her ikisi de bir fabrikanın eşiğinden geçip kart basmanin , 8 saat bantin karsisinda tekdüze calismanin ,isverenin üretimi ve arti degeri arttirmak icin ne türlü yöntemler kullandiginin, fabrika duvarlari icindeki hiyerarsinin silahli kuvvetler icindeki hiyerarsiden bile daha güclü oldugunun farkinda degiller.

Yok efendim kapitalizm daha güleryüzlü ve insancil olacakmis veya olmak zorundaymis.
Bunlari gelsinler burada direk üretimin merkezinde olanlara hemde otomasyonun en ileri düzeyde oldugu burjuva demokrasisinde olan ve yasayan iscilere anlatsinlar.

Bantlarda calisan isciler 4 veya 5 saniye icin kavga veriyor, mücadele ediyor.
Denilebilir ki ne olacak canim o saniyelerin ne önemi var.
Ama kazin ayagi öyle degil, bircok arkadasin o tekdüze isi yapmaktan ayni aleti tutmak ve sikmaktan elleri ve kollarindaki kaslar ve sinirler iltihap olmus ve zedelenmis durumda.
Kaldi ki insani ihtiyac diye bir sey de var. onu giderebilmek icin springer denen kisilerin gelmesini bekliyor.Ve cogu zaman, aman is yerindeyken basima gelmesin sonra sorun yaratirlar diyerek evinde ihtiyaclarini gidermeye calisiyor.
Durum bu kadar acik ve net.
Binlerce iscinin calistigi bir fabrikada o saniyeler isveren icin cok önemli.
Parca basina düsürülen üretim zamani kendisinin cebine arti deger olarak giriyor.
Ve bu yöntemi gelistirmek icin her gün kafa patlatiyor.
Bu benim verdigi örnekler sadece benim yasadiklarim ve arkadaslarimin burada yasadiklaridir.Ü lkede üretim icinde olanlarin da söyleyecek sözleri mutlaka vardir.

Bu nedenlerle burada mücadele eden ,soruna sinifsal bakan arkadaslar, isci temsilciliklerinde , sendikalarda ve bu organlarin secimlerinde tehdit ve santaja magdur kaliyorlar.Baski yalniz isverenden degil sendikalardan da geliyor.
Cünkü sinif mücadelei demek ,sistemi karsina almak demektir.
Bunu yapamiyorsan savrulacagin yer bellidir.
Ne kadar allayip pullasan da ,sagdan soldan soslu alintilarla güzellestirmeye calissanda bu sistem siritiyor.

Bu iki arkadasin bizlere önerdikleri yol sanirim suna benziyor;
Birgün uzaydan daha sosyal ,daha gelismis ve ileri teknolojiye sahip " insancil" yaratiklar gelecek ve bizleri bu sistemden kurtaracak.
Önerdikleri yol ütopyadan baska birsey degildir.
Herkes yerine.
Arslan"
12 Kasım 2009 16:55

nuhungemisi

Eski yol arkadaşlarımdan Hasan Ergül'ün, başka bir grupta yayınlanan eleştirisini aktarıyorum.

-----------------------

"İkinci inci tanesi de nihayet geldi... Eski duaları ezberlemiş olanlar, yani bizler, yani Komünistler, Sınıf partisi özlemi içinde olanlar, yani tipik KOMÜNİST PARTİSİNİN gerekliliğini savunanlar, yani yine bizler, yazara göre, değişimi göremiyoruz... Artık internet var, üstelik küreselleşmenin yeni boyutu var ve biz Komünistler hala değişmiyoruz... Bu düşünceleri taşıyan ve aşağıdaki incileri döktüren bizim eski bir yoldaşımız... Konuştuğunda, bizleri coşturan ajitatör İ.MISIRLIOĞLU...
Yazdığı bu yazının benzerleri her gün, gazetelerde, köşe yazılarında sürüyle çıkıyor... Zevkle okuyorum... Hiç biri beni rahatsız etmiyor... Ama, eski bir komünistin, böylesi bir yazı yazması benim yüreğimi burkuyor... Önce M.TAŞ, sonra MISIRLIOĞLU... Yani pes doğrusu... Görüşlere saygımız sonsuz, ama bu görüşler, klasik, bilinen Sosyal demokratlardan gelmiyor... Onlar her gün, gazetelerdeki köşelerinden, hedef kitlelerine sesleniyorlar ve ben onları anlayabiliyorum... Anlayamadığım şudur... Bu sitede, bu yazının hedef kitlesi kimlerdir? Eğer, henüz devrimci ruhunu yitirmemiş olanlar hedefleniyorsa, bir kez daha içim burkulur... Bizler o kadar ucuz muyuz? Evet bozuk para gibi harcanan eski komsomollarız her birimiz… Değerimiz de olmayabilir, bir pula satılmaya alışkındır çoğumuz... 12 EYLÜL işkencehanelerinde, zindanlarda, loş bodrumlarda, açlık sefalet günlerinde zaten değişmemiz ve devrimci ruhumuzu teslim etmemiz için, gözler bağlanarak, bu görüşler bize empoze edildi bol bol… Yaşamın her alanında bu değişime zorlandık, zorlanıyoruz... Anlaşılan zorla olmazsa, tatlı tatlı ajitasyonlarla olur deniyor...

İLHAMİİİİİ... Eski formunu yitirmişsin... Hiç olmazsa, araya biraz soslayıp, devrim-mevrim, barışçıl-marışçıl filan-falan ekleyip, Marksist makyaj yapsaydın... Belki yiyen çıkardı... Ama, sana da haksızlık etmiyelim, senin yazını, inek dışkısında inci bulduğunu zannedip, buraya taşıyana sormalı maksadını... Sen zaten dönmüşsün, kendi sitende de, istediğini yazarsın... Bu siteye hitap etmiyorsun... EKİM DEVRİMİ günlerini anımsadığımız şu günlerde, psikolojimiz de pek, sizleri anlamaya müsait değil… Eskiden beri sosyal demokrat olanların psikolojileri, sanırım pek müsait ve çok değer vermişler yazına... Benden, on üzerinden sıfır... Not veremiyorum... ÜZGÜNÜM… HASAN ERGÜL"

11 Kasım 2009 00:41

hurkus

Sait Almış'tan not:

"İkinci Cumhuriyete Beş Kala" yazım İlhami'nin yazısına cevap değil ama aynı noktaya farklı açılardan işaret ediyor, yorum bölümüne eklerseniz sevinirim.

(Sait Almış'ın bu yazısı 30 ekimde izmirizmir.net'te yayımlanmıştır.)
---------

İkinci Cumhuriyete Beş Kala

Sait Almış - 29 Ekim 2009 


ABD emperyalizminin “yeni dünya düzeni” planları çerçevesinde Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya ve Asya’ya uzanan bölgeyi yeniden yapılandırma planı “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” (GOP), Türkiye Cumhuriyetini de köklerinden sarsıyor.

GOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen misyon ve kariyer iyice ortaya çıkmaya başladı. T.C “Bölgesel Lider” payesi altında, ABD ve Avrupa emperyalizminin bölgedeki alt-emperyalist ülkesi olarak belirlenmiş durumda.

Bu çerçevede GOP'de taktik değişiklikler yapan ABD emperyalizminin ,Obama ile birlikte “demir yumruk” politikası üzerine “kadife eldiven” geçirmeye; İsrail’i geri çekerek Türkiye’yi öne sürmeye başladığı görülmektedir.

Emperyalizmin bu politika değişikliği T.C devletinin yeniden yapılanma sürecini de hızlandırmış görünüyor. 2001 krizi ile GOP'de görev almakta ayak sürüyen 1.Cumhuriyet partileri etkisizleştirilmiş, yeni oluşturulan AKP desteklenerek, hızla hükümete taşınmıştır.

Bu pencereden bakıldığında:

1- GOP eşbaşkanı AKP hükümetinin ekonomik, siyasal ve moral olarak ABD ve AB emperyalistleri tarafından sürekli desteklenmesi anlaşılır olur;

2- AKP nin hükümete gelmesiyle 1.Cumhuriyeti kuşatma harekatının başlatıldığı, 2003'de Irak işgalinde ABD’ye zorluk çıkaran ordu üst yönetimi başta olmak üzere devlet bürokrasisinin yeniden yapılandırılmaya girişildiği görülür;

3- AKP’nin hükümete gelmesiyle başlayan ve Ergenekon davasına dek uzanan hükümet ile ordu ve diğer devlet bürokrasisi arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın giderek AKP lehine sonuçlar doğurması ile çatışmanın şiddetinin giderek azalmasını anlamak da kolaylaşır; kuşatma son evresine gelmiş ve sonuç almak üzere olabilir.

4- Gül, Tayyip ve Davutoğlu’nun el birliği ile yerleştirmeye çalıştıkları, dışa dönük, nüfuz oluşturucu 2. Cumhuriyet dış politikasının, 1. Cumhuriyetin içe dönük, savunmacı dış politikasından farklılığı da anlaşılır olur.

5- Yine bu pencereden bakıldığında sadece Altan’ların fantezisi gibi görünen 2.Cumhuriyet fikrinin değişik adlarla da olsa daha geniş kesimlerce savunulur olması ve bu düşüncenin Türkiye solunu da ortadan ikiye bölmesi anlaşılır olur.

Sınıfsal açıdan ve devrimci açıdan bakıldığında ise sosyalistlerin, T.C devletinin yeniden yapılanmasının ürünü olan bu kavganın bir tarafı değil, tarafları ile birlikte hem Kemalist hem de İslamcı Cumhuriyet karşıtı olması gerektiği de açık olmalıdır.

Bakınız:

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/forum/baslik.php?baslik_no=2178
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.