İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi'nden Basına ve Kamuoyuna
25 Nisan 2009 01:05
Basına ve Kamuoyuna;
İnsanlar dünyaya gelirken; ırklarını, kimliklerini, renklerini, analarını, babalarını belirleyemez… Kimileri dünyaya avantajlı gelir, kimileri de vardır ki, daha ana karnındayken bellidir yaşayacakları.
Türkiye’de çocuk olmak zaten çeşitli riskler içerir. Hele bir de Fırat’ın ötesindeki bir çocuk iseniz, hiç şansınız yoktur… Baştan kaybetmişsinizdir.
Fırat’ın ötesindeki Kürt çocukları, batıdaki akranlarına nazaran daha şansızdırlar, çünkü onlar daha doğduklarında ‘öteki’dirler… Çünkü yıllardır süren çatışma ortamı, öncelikle çocukları yok saymaktadır… Bu çocuklar; tartaklandılar, aşağılandılar, işkence gördüler, kurşunlandılar, panzerlerin arkasında sürüklendiler, kolları kırıldı, kaybedildiler, öldürüldüler… Şimdi de cezaevlerindeler…
Daha önceki gün, hem de bir 23 Nisan Günü, 14 yaşındaki bir çocuğun uğradığı vahşi şiddete milyonlarca insan tanık oldu. Yine Hakkari’de, 14 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti. Evet, ölüm hep çok yakın gezdi onlara…
Biz insan hakları savunucuları bu kayıp eylemimizi 23 Nisan dolayısı ile kayıp çocuklara adıyor ve bugün sizinle iki kayıp çocuğun öyküsünü paylaşıyoruz.
90’lı yıllarda şiddetlenen çatışmalı ortamın en büyük mağdurları çocuklardı. Zaten ölümün, kurşunların gölgesinde büyüyen bu çocuklar 90’lı yıllardaki çatışmalardan da nasibini aldılar. Bu çocuklardan ikisi; 14 yaşındaki Ahmet Dansık ve 15 yaşındaki Daham Güney’di.
Ahmet DANSIK,
Silopi’nin Kavallı (Rewiniye) Köyü’nde 22 Şubat 1995 tarihinde 65 yaşındaki Yusuf Kalenderoğlu, 14 yaşındaki Ahmet Dansık ile babası Mehmet Dansık 73 AF 236 Toros model araç ile kaçırıldı. Üçünden de bir daha haber alınamadı. Anne Emine Dansık, o günden beri hem eşini hem de oğlunu arıyor ve ziyaret edebileceği mezar yerleri dahi olmadığından, sevdiklerinin yasını bile sağlıklı tutamıyor. Emine Dansık “Oğlum okula gidiyordu, 5. sınıfı bitirdikten sonra traktör şoförlüğü yapıyordu. Eşim yaşlı olduğu için evde tek çalışanımız ve geçimimizi sağlayan oğlumdu” diyor. Oğlunun ve eşinin birlikte kaybedildiğini hatırlatan anne Dansık, “O’nun kemiklerine dahi razıyız. Oğlumu unutmuş değilim, aklımdan bir dakika olsun çıkmıyor. Oğlumun hasreti; hastalık ve illet oldu vücudumda. Oğlumu kaybedenler bilemezler, içimdeki evlat hasretini… Başımıza gelenleri kıyamete kadar unutmayacağız” sözleri ile haykırıyor çaresizliğini. Gece gündüz demeden ağladığını söyleyen anne Dansık, “O’nu hatırladıkça ağlıyorum. O’nun fotoğrafını her gördüğümde içim yanıyor. Ölünceye kadar da hatırlayacak ve davamızdan vazgeçmeyeceğiz” diyor.
DAHAM GÜNEY,
Şırnak’ın Silopi İlçesi Cudi Mahallesi’nde yaşayan Daham Güney; 10 Temmuz 1997 tarihinde ailesinin kiraladığı tarlada pamuk ekiyordu. Daham Babası Sadun ile birlikte Kapalı Köyü’ndeki tarlada çalışmaya gittikleri o gün, Baba Sadun Güney ile işçiler Cuma Namazı için Kapalı Köyü Camisi’ne gittikler. Daham tarlada yalnız kalmıştı. Namazdan dönenler Daham Güney’in tarlada olmadığını fark ettiler. Nereye baktılarsa da, Güney’i bulamadılar. Kısa bir süre sonra Güney’in evine telefon açan bir kişi, düzgün bir Türkçe ile Daham’ın Kapalı Jandarma Karakolu’nda tutulduğu ve ifadesine başvurulduktan sonra serbest bırakılacağı bilgisini verdi.15 yaşındaki Daham Güney’den, bir daha haber alınamadı.
14 yaşındaki Ahmet ile 15 yaşındaki Daham’ın kaybedilme öyküleri işte böyle…
Onları unutmadık, unutmayacak ve unutturmayacağız, 25.04.2009.
İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi
***
Deniz yok olursa diyor bir çocuk
Balık kaybolursa
Ne derim benden sonraki çocuklara
İnsanlar kaybolurken göz altılarda
Çöllerde boğulan nehirler
Ey çocuk
Nasıl varır okyanuslara
Adı karanfil ki suçu rengidir
Özgürlük dilinde bir imge
Tutsaklık dilinde bir söylencedir
Karanlıkta bir el koparır dalından
Artık ölüme varmış bir işkencedir
Orman yok olursa diyor bir çocuk
Ağaç kaybolursa
Ne derim benden sonraki çocuklara
İnsanlar kaybolurken göz altılarda
Dalından koparılan tomurcuk
Ey çocuk
Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara
Adı narçiçeği ki suçu patlamak
Birdenbire güneşe haykırmak
Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak
Karanlıkta bir el koparır dalından
Adı kayıptır artık
Daha meyveye bile durmadan
Aç gözlerini o çığlıklara çocuk
Kayıp analarının gözlerine bak
O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu
Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur
Her biri bir depremdir yüreklerde
Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur
İnsanlar kaybedilirken ey çocuk
İnsanlık adına
Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk
Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından
Hangi mavilikler karşılar seni
Kıyılar zincir olmuş bileklerde
Dalgalar yargısız infaz
Al kalemi eline ey çocuk
Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz
Adnan Yücel

