|
hurkus
|
Ege’nin küçük sahil kasabaları ya da başlı başına Ege’nin kendisi bile büyük kentlerde yaşayan insanlar için bir kaçış mekanı olarak algılanıyor. Bununla iligi olarak çeşitli kavram ve kuramlar da yaratıldı, bir kısmı onu bilinçaltında saklı kalan çocukluk imgeleriyle birleştirdi; çocukluğun sorumsuz dünyasına geri dönmek vs…
Karmaşanın içinden kaçıp Ege’ye gidenler buradaki izlenimlerini de kaleme almaya başladılar elbette. Barbro Karabuda da öyle biri, ellili yıllarda İsveç’ten gelip Ege’nin küçük bir köyüne yerleştikten sonra Türkiye’yi ikinci vatan olarak benimseyen Karabuda’nın Zeytin Ağaçları’nın Gölgesinde başlıklı anı romanı işte bu kaçış sonrasında yaşananları anlatıyor.
Çok partili hayatın ilk seçim gezilerini İnönü’nün yanında izliyor, Samanpazarı’nda Adana Canavarı’nın meydanda asılmasına tanık oluyor. Türkiye’de yaşanan köklü siyasal değişiklikleri ve çalkantılı yılları merkezde tutarak, sıkı dostluklar kuruyor; Yaşar Kemal, Onat Kutlar, Ara Güler, İlhan Koman, Çetin Altan, Fikret Otyam gibi… Kurduğu dostlukları, anıları da romanına konu ediyor Karabuda…
Komik suçlamalarla defalarca gözaltına alınıyor, yargılanıyor. Sınır kapılarından çevriliyor. Acı ve tatlı günlerinde Yaşar Kemal hep yanında oluyor. Sayısız belgesel ve bir de Türkan Şoray’ın başrolde olduğu filme imza atan Karabuda’nın yaşadıkları romanın ötesinde bir tarih incelemesi, yakın tarihimize tanıklık eden bir belgesel, hatta ellili yılların entelektüel hayatı içinde bile Ege’nin küçük kasabalarının nasıl bir cazibe merkezi olduğunun altını çiziyor.
Zeytin Ağacının Gölgesinde, Barbro Karabuda, Chiviyazıları, 239 sayfa
Taraf Gazetesi 31 Mayıs 2008
|