ForumGüncel Politika - İskender'in Düğümü  Yeni Konu 

'Yetmez ama Evet' düşmanlığı üzerine - Şenol Karakaş

20 Temmuz 2012

hurkus

Şenol Karakaş: "Yetmez ama Evet" düşmanlığı üzerine

Ulusalcı sosyalistler, evrendeki olumsuz her gelişmeyi "Yetmez Ama Evet" kampanyasına bağlamak konusunda "kara propaganda" diyebileceğimiz bir yöntemi de kullanarak iki yıldır telaş içinde yazıp çiziyor. Bu telaşlarının bir nedeni var belli ki; ama yazıp çizdiklerinin ciddiye alındığını düşünmeleri, ciddi bir film yönettiğini sanan ama film piyasaya çıktığında en absürt komedi ödülünü alan yönetmenin şaşkınlığı içinde kalakaldıklarını görmelerini engelliyor.

En son, yine ulusalcı sosyalist bir haber sitesi, torba yasada son anda yapılan bir düzenlemeyle eli kanlı faşistlerin serbest bırakılmasından sonra "Yetmez ama evet" kampanyasını hedef aldı. Katiller DSİP ve EDP'yi ziyaret edecek miymiş? Ne yüksek bir espri düzeyi!

Bile bile, sistematik bir ısrarla yalan söylemek, solculuğun hangi türüne aittir, buna bu propagandaya maruz kalanlar karar verir ama eğer bu üslup kullanılacak olursa, Çevik Bir'in veya Veli Küçük'ün Birgün gazetesini, İlker Başbuğ ve "anti-emperyalist" Çetin Doğan'ın da Sol sitesi yazarlarını bir teşekkür ziyaretiyle ödüllendirmeleri an meselesidir.

Zira, Diyarbakır mitinginden bir gün önce günlük yayınlanan ve solcu olduğunu düşünen bir gazetenin manşetinde faşist katilin DSİP ve EDP'yi ziyaret edip etmeyeceği manşetinin yer alması, sadece bu gazeteye Ömer Laçiner'in yakıştırdığı sıfatın ne kadar doğru olduğunu kanıtlamaz; aynı zamanda, "Yetmez Ama Evet" kampanyası düşmanlığının kökenlerine, nedenlerine dair de ipucu sunar.

Bu iki çevrenin, örneğin MGK kaynaklı anti-misyoner kampanyayı teşhir etmek için böyle yanıp tutuştuğuna şahit olamayız. Mehmet Ülger'e böyle bir düşmanlıkları yoktur. İlhan Cihaner'i pek severler, muhtemelen sosyalist olduğunu bile düşünüyorlardır. Soner Yalçın ve Mustafa Balbay'ı gazeteci diyerek bağırlarına basarlar. Tutuklu gazeteci oldukları konusunda kararlıdırlar. Soner Yalçın'ın Ermeni soykırımı "yalanı" üzerine vecizelerini dert etmezler! Balbay ise "Dokunduğu için yanmıştır" muhtemelen bunlara göre. Zekeriya Beyaz'ın, porno sosyolojisi üzerine tez hazırlayan sevimli görüntülü bir profesör olarak, cemaate karşı tutum aldığı için cemaatin polisi tarafından baskı altına alındığını düşünürler. Ermeni ve Kürt düşmanı bir faşist olduğunu ve Zirve katliamından önce Malatya'daki derin ekiple ne kadar içli dışlı olduğunu sadece unutmaz, bir de unutturmak için ellerinden geleni yaparlar. İlhan Cihaner demişken, bu adam bu çevrelerden birisinin adında sol çağrışımlar olan meclislerinden birisinin müdavimlerinden değil mi?

Referandumda doğrudan MHP tabanının da içinde yer aldığı "Hayır" oylarını solun tabanı sayan da bunlardır, Ahmet Türk'e yumruk atanın emekçi olduğunu söyleyerek Yılmaz Özdilvari sınıf-kimlik girdabında boğulanlar da. Aralarında ülkücü hareketle hiçbir sorunları olmadığını açıklayanlar da vardır, Kürt özgürlük hareketini emperyalizmin kucağına oturmakla suçlayan da. Bazıları haftalarca üniversitedeki Kürt gençleriyle çatışır, bazıları İşçi Partisi ziyareti gerçekleştirir. İşçi Partisi söz konusu olmuşken, Ergenekon davasının sola havale edileceğini uzun süre önce ilan eden bir zat-ı muhterem, Doğu Perinçek'in tutuklanmasını ve İşçi Partisi'nin Ergenekon davasının mağduru olmasını bu tezinin bir kanıtı olarak öne sürer. Bu arada, İşçi Partisi anti-misyoner kampanyanın ilk eylemini gerçekleştirmiş midir gerçekleştirmemiş midir, umurlarında değildir.

Kenan Evren'in referandumda "Evet" oyu çıkarsa intihar edeceğini ilan etmesi, en çok bu ulusalcıları üzmüş görünüyor. Referandumda evet oylarının ezici bir üstünlükle kazanmasından sonra Evren'in yargılanamayacağını iddia edenler de, 12 Eylül iddianamesi ortaya çıktığında iddianamenin sola saldırı belgesi olduğunu iddia eden de bunlardır. Cevat Yurdakul'un katili hangi partileri ziyaret edecek bilemiyorum ama Kenan Evren'in şükranlarını sunmak için hangi partileri ziyaret edeceği sorusunun yanıtını bulmak çok zor değil.

Bu türden espriler sıkıcı oluyor değil mi? Ama bazıları kendilerini ciddiye alarak bu türden esprileri, gerçekmiş gibi, gerçek olaylarmış gibi aktarabiliyor. Neden Cevat Yurdakul'un katili DSİP'i ve EDP'yi ziyaret ederken, Kenan Evren bir kolunda Mehmet Ülger öteki kolunda İlker Başbuğ, hep beraber TKP ve ÖDP'yi ziyaret etmesin! Referandumda verilen oylar, eli kanlı katillerin ya da darbecilerin parti ziyaret tercihlerini belirliyorsa, insanın aklına farklı parti tercihlerinin gelmesi de normal karşılanmalı.

Ama durum, dünyanın en ucuz esprilerini -her biri sonunda ne kadar yanlış olsa da- en iddialı dünya analizleriyle birlikte öne çıkartanların sandığı gibi değil. Ne Kenan Evren TKP ve ÖDP'yi ziyaret edecek ne de Cevat Yurdakul'un katili referandumda tercihini özgürlüklerin gelişmesi için kullanan partileri. Bu saçmalık, "Yetmez Ama Evet" kampanyasına düşmanlığın zihinlerde yarattığı felç olma durumuyla yakından ilgili. Fakat ne yazık ki, bu felç olma durumu da, siyasi düşman ilan ederken yaşanan şaşkınlığın sonucu. Zira siyasi düşman ilan ederken sahip olunan teorik saikler, birbirini destekleyen garip kavramların sahiplenilmesinden ve bu sürecin siyaset üretilmesi sanılmasından kaynaklanıyor. Kemalizmin ilericiliğine dair bir tutam alın, bunu İslam, hatta din düşmanlığıyla birleştirin; bu ikisini Karl Marks'ın rüyasında görse inanamayacağı şekilde marksizmin aydınlatılmış yorumuyla birleştirin, biraz karıştırın; ortaya çıkan bulamaca AKP'nin önce şeriatçı, sonra tam tutmadığını görüp faşist olduğu kavramlarını ekleyin, 10 dakika kaynatın; son umut CHP analiziyle Kızıl Elma koalisyonuna göz kırpma eğilimini ayrı bir kapta hazır tutun, hepsini birden yüksek ateşte "cumhuriyetin elimizden kopartılıp alınan kazanımları" teorisine iyice bir yedirin. Sonuç: nefis bir "Yetmez Ama Evet" kampanyası düşmanlığı zemini!

Torba Yasa'nın 12 Eylül 2010'da gerçekleşen referandumla hiçbir ilgisi yok!

Faşist katilin serbest bırakılmasının 12 Eylül referandumuyla hiçbir ilgisi yok!

12 Eylül referandumunun, sadece ve sadece referanduma sunulan anayasa değişikliği maddeleriyle ilgisi var. Twitter meraklısı Kemalist ergenlerden birisine, "12 Eylül'de partiler değil, anayasa değişikliği maddeleri oylandı" diye yazdığımda aldığım yanıt, şahıs 6 Ok'tan mütevellit birisi olduğu için, "12 Eylül'de partiler oylanmadı, AKP güvenoyu oylaması yaptı" oldu. Durum, sosyal gelişmeleri ve siyasal mücadeleyi, "AKP demokratik maddeler getirerek sizin desteğinizi aldı, sizi kandırdı, sonra güvenoyu alarak yasakçı zihniyetini sergilemek için bu güvenoyuyla saldırıp duruyor" diyenlerin sandığı gibi işlemiyor. Hiçbir zaman da işlemedi. AKP, kendisini devirmek isteyen güçlere karşı çıkarken, demokrasiyle değişken bir ilişki kurdu. Sadece kendisi için demokrasi isteyerek askeri vesayetle boy ölçüşemezdi çünkü. Tüm topluma seslenmek zorundaydı. Bu yüzden, toplumsal muhalefetin yıllardır savunduğu talepleri, kısıtlı, yetersiz, güdük de olsa bir anayasa değişikliği paketi hâlinde gündeme getirmek zorunda kaldı. İşte, "Yetmez Ama Evet" kampanyası burada iki yanlış eğilime karşı en güçlü iddia olarak devreye girdi. Öncelikle, AKP'yi devirmek isteyen güç, hâlihazırda on yıllardır tüm topluma kan kusturan, kökenleri Ermeni soykırımına kadar giden; provokasyonların, faili meçhullerin, post ve modern darbelerin, siyasi cinayetlerin, yandaşı gazeteleri bombalamaların, yandaşı gazetecileri bile katletmenin, asit kuyularında çürütülen insan kemiklerinin, Kürt katliamlarının, başörtüsü yasaklarının, gölge hükümet gibi çalışan MGK'ların, en vahşi işkencelerin, Kürt gazetelerinin bombalanmasının, tüm demokratik kamuoyuna internet müdahalesiyle meydan okumaların, azınlık düşmanlığının, yakalanan cinayet krokilerinin, bir sağdan bir soldan idamların, parti kapatmaların, Anayasa Mahkemesi'nin siyaseti öldüren iradesinin, kimin seçileceğine karar veren askeri kibrin, kozmik toplantılarda planlanan andıçlamaların, Hrant Dink cinayeti gibi daha sayısız zorbalığın politik-askeri-ideolojik-mali odağı olan bir güçtü. Zaten sosyalistlerin, her nedense 2007 yılına kadar, dağıtılması için mücadele verdiği bir güçtü. "Yetmez Ama Evet" diyenler, bu güç AKP'yi devirmek istiyor diye sessiz kalacak kadar siyasi olarak kendine güvensiz, sinik; AKP'ye karşı mücadeleyle darbelere karşı mücadelenin cereyan edeceği düzlemleri karıştıracak kadar şaşkın olmadıkları için, öne çıktı. "Yetmez Ama Evet" kampanyası her şeyden önce darbelere, darbe girişimlerine karşı mücadele edenlerin kampanyasıdır. Ama bu kampanyanın başında yer alan "yetmez" vurgusu, sadece 12 Eylül anayasasının yerine bireylerin özgürlük alanlarını değil, devletin topluma müdahale alanlarını kısıtlayacak yepyeni bir anayasa gerektiğini vurguluyordu. Aynı zamanda, AKP'nin demokratik bir parti olduğu yönünde oluşan beklentilere ve referandumdan sonra demokrasinin kesintisiz bir şekilde gelişeceği yönündeki illüzyonlara karşı da tartışıyordu. AKP'nin, kürtajdan Uludere katliamına kadar, İdris Naim Şahin'de berrak bir şekilde açığa çıkan eğilimleri, AKP'nin yoksulların desteğini de alsa burjuva muhafazakâr bir parti olduğunu bilenler, anlatanlar açısından hiç şaşırtıcı değil.

İsmet Berkan'ın tabiriyle "AKP devrilsin de nasıl devrilirse devrilsin koalisyonu" açısından, bu partiyle siyasal alanda verilecek bir sürekli kampanya mücadelesinin ürünü olarak tabanını geri kazanmak gibi olağan süreçler zaman kaybı olarak görülüyor. "Ne olacak ki, zinde güçler bir kez daha bizim adımıza işi halletsin!". Sonra, "biz", "bizim zinde güçlerimizle hesaplaşırız" nasılsa! Demokratik alanın; işçi, ezilen ve yoksulların kitlesel desteğini almayı amaçlayan bir mücadele alanının dışındaki her türlü eğilime göz kırpanların, çoğu kez, Türkiye'deki en sert politik başlıklarda siyasi ufukları AKP liderliğinin siyasi ufkundan bir milim bile farklı değil. İddia o ki, referandumda "Hayır" oyu veren partilerden birisinin başkanı, "Biz hükümet olursak PKK'ye silah bırak, biz de askeri operasyonları durduracağız" demiş! Bu yaklaşımın üç aşağı beş yukarı Tayyip Erdoğan kıvamında olduğunu kimse görmüyorsa, silahları neden, nasıl ve nereye bırakacakları konusunda yanıt bekleyen PKK'liler görüyordur.

Bu konuda son kez birkaç vurgu daha yapmakta fayda var: 12 Eylül referandumundan sonra, bu ulusalcı espriciler unuttuğumuzu sanıyorlar ama biz unutmadık, bir de genel seçimler gerçekleşti. "Hayır" diyen partilerden birisi dışında, kalanlar Kürt özgürlük mücadelesiyle ilişkilenmeme duygusuyla birlikte, esas olarak Kemalizm damarının küt küt atması nedeniyle CHP ile örtük ittifak kurdu. Son zamanlarda "Yetmez Ama Evet" kampanyasına düşmanlık yapanlar, CHP ile ittifakı daha açık hâle getirmek, Kürt hareketini de bu ittifakın aktif bir parçası yapmak istiyorlar. Silivri'nin ansızın bir zulüm kalesine, adeta Bastille ya da Peter Paul kalesine benzetilmesinin nedeni bu! Silivri'deki herkes mağdur! KCK tutukluları ve Ergenekon tutukluları, aynı zorbalığın zulmü altındalar! Kılıçdaroğlu meraklısı ulusalcı partilerden birisinin yönetimi, CHP ve BDP liderliğine tam bu mantıkla bir mektup kaleme almıştı. Ve kendilerini gereğinden fazla ciddiye aldıkları için gereğinden fazla komik olmuşlardı yine: İlker Başbuğ, Çevik Bir, Engin Alan, Veli Küçük, Mustafa Balbay, Soner Yalçın, Küçük ama mide bulandırıcı olan Yalçın ve darbeci, Kürt düşmanı generallerle; Mustafa Avcı, Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı ve Ayşe Berktay bir ve aynı mağduriyete sahip ha! Gerçekten, siz öyle dediniz diye, katillerle özgürlük için mücadele verenlerin; Hatip Dicle ile Engin Alan'ın bir ve aynı soruna sahip olduğunu mu düşüneceğiz? Hukukun dilini bir kenara bırakırsak, gizlemeye çalıştığınız bir kurşun uzunluğundaki siyasi fark şurada: Birisi, Kürt olduğu için ensesinden vurularak asit kuyularına atıldı; diğeri, işte o enseye sıkılan kurşunun tetiğini çekti, ya da cinayeti planladı ve cinayet için medyada ırkçı iklimi yarattı.

Bu insanlar, "Yetmez Ama Evet" kampanyasını yapan insanlara, aklı başında herkesin kurduğu bu bağlantıyı yüksek sesle anlatan aktivistlerin hareketi olduğu için öfke kusuyor ve ayaklarındaki nasırın bile nedeni olarak "Yetmez Ama Evet" diyenleri sorumlu tutuyor.

İslam fobisine sahip olanların ulusalcı laik ittifakları, "Yetmez Ama Evet" diyenleri darbelere karşı çıktığı için yıldırmaya çalışıyor. Darbelere, askeri vesayete karşı olanları, bu mücadelede dimdik duranları; Evren'in, Bir'in, Başbuğ'un yargılanması için mücadele edenleri; bu mücadeleyi AKP'ye karşı siyasal mücadeleyi ertelemeden sürdürenleri, Ergenekon'un tümüyle dağıtılması için yapılan kampanyalarla Öcalan'ın özgürlüğü, Ermeni soykırımının tanınması, kürtajın yasaklanmasının engellenmesi için mücadeleyi aynı anda yürütenleri yıldırmanız mümkün değil ki! Sadece mizah alanında kulaç atacaksanız, aklınızda olsun: kemalizmden, ulusalcılıktan, "ulusalcı komünizm-bir cenin hastalığı"ndan geriye mizah adına pek bir şey kalmadı.


marksist.org

19.07.2012




Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0