izmirizmir.net : İlhami MISIRLIOĞLU - İkinci Cumhuriyet

İkinci Cumhuriyet

10 Kasým 2009 13:26 / 3762 kez okundu!

 


Belki şu an ülkemiz İkinci Cumhuriyet sürecine girdi de biz bunu ancak 2023 yılında tarih kitaplarında okuyunca tam olarak anlayabileceğiz. İşlevini tamamlamış eski cumhuriyetimizin yerine gelecek olan ise, onun esas olarak demokrasiyle taçlandırılmış hali olacaktır.

İkinci Cumhuriyet

Sözlük Yazıları -8

Birilerini pek bir kızdıran masum sözcüklerdir aslında, İkinci Cumhuriyet… Ve Mehmet Altan’ın adıyla anılıyor artık.

Bu sözcükler, eski cumhuriyetimizin iyisiyle kötüsüyle işlevini tamamladığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni çağın yeni yönelimlerine uygun olarak demokrasiyle taçlandırılması ufkunu içermektedir. Oysa İkinci Cumhuriyet’ten söz etmek kimilerine göre Cumhuriyet’e son vermek demek, hatta cumhuriyet düşmanlığı demekmiş. Bu korkular nedeniyle Mehmet Altan gibilerine kızanların, 16 Türk devleti kurmuş olmakla övünmeleri ise işin trajikomik yönüdür. 16 devlet işinin safsatalığı bir yana, öyle bile olsa 15 tanesinin batmışlığını kabullenmek demektir bu. Kim bilir, belki değişim ihtimali karşısındaki bu telaş, bu saldırganlık derindeki o suçluluk ve korkudandır, “15 tanesini batırmışız, aman bari bu batmasın!” çabasıdır.

İngiltere bir tane devlet kurmuş 1000 yıldır aynı devlet, üstelik cumhuriyet de değil meşruti krallık ama bizdeki cumhuriyetçilerin cumhuriyetinden epey gelişkin bir demokrasiye sahipler. Biz ise hem laikliği yanlış kavramış ve yanlış uygulamaktayız hem de bunu cumhuriyetin neredeyse tek mühim özelliği saymakta ve üstelik de onun tehlikede olduğuna inanıyoruz. Yalan ve paranoya…

Yüzüncü yıl gelmeden ikiyüzlülükle yüzleşmek gerek, birinin bize ayna tutması iyi olurdu

Böylesi br ikiyüzlülüğü başka bir sözlük yazımda ayrıntılandırmıştım. Bu yazıda ise dikkati çekmek istediğim şey, son gelişmelerin rüzgârının bizi belki pek istemeden getirdiği ilginç kıyılar… Artık İkinci Cumhuriyet o kadar uzak değil sanki, korkulacak bir şey hiç değil. Üstelik isminin başına numara getirmek bile şart olmayabilir.

Süreç, ani ve keskin zıplamalar yerine ağır ağır ilerliyor. Belki şu an ülkemiz İkinci Cumhuriyet sürecine girdi de biz bunu ancak 2023 yılında tarih kitaplarında okuyunca tam olarak anlayabileceğiz.

Ağır olması, sindirilerek yürünmesi daha sağlıklıdır. Yeni toplum kesimleri yeni konulara ikna olurken, düşünce ufukları yeniliklere açılıyor. Başbakanın her konuşmasından sonra AKP tabanı, alınacak dersleri almak, öğrenilecek konuları öğrenmek ve kabullenilecek tarihi şahısları kabullenmek için birbirleriyle ve kendileriyle akıl ve vicdan muhasebesine girmekteler. Bunun ne kadar büyük bir toplumsal dönüşüm olduğunu gözden kaçıranlar dünyanın ve ülkemizin gidişini asla anlayamazlar. Çünkü paranoyaların peşinden sürüklenmeye alışanlar için her an yeni paranoyalar üretiliyor zaten.

Cumhuriyetin formatlanması

Tam bir buçuk yıl önce başka bir sözlükte bu tür bir başlığa şöyle yazmıştım:

“Cumhuriyetin formatlanması, cumhuriyetimizin bir değişimin eşiğine geldiğini anlatan ironik ve teknik yaklaşımdır;

Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti lafını, statüko yanlıları da sık sık tekrar eder; format atılmasından yana olanlar ise meseleye şöyle yaklaşır ve:

1. Cumhuriyetin, gerçekte laik olmadığını ama laik olması gerektiğini, hakem devlet pozisyonuna geçilmesini ister;

2. Cumhuriyetin en önemli özelliğinin (demokrasi) hep eksik olduğunu, demokratik cumhuriyetin artık zamanının geldiğini söyler;

3. Sosyal devletin devletçilikten farklı olduğunu, yalnız bizim için değil Avrupa için de yenilikçi olacak yeni adımlara ihtiyaç olduğunu söyler;

4. Hukuk darbelerine yolları kapatıp, tutucu `kanun devleti`nden, ilerlemeye açık `hukuk devleti`ne dönüşü isterler.

İkinci Cumhuriyet, belki de yalnızca böyle bir şey -ki meselenin numarası değil içeriği önemli. Örneğin Fransa, bugüne gelene kadar 4-5 tanesinin üstünden geçip gitti.

Özetle format ihtiyacı dayatmıştır diyebiliriz. Devlet yönetimindeki ağırlaşmanın, zaman zaman error vermenin, olmadık kilitlenmelerin başka türlü izahı yoktur, üstelik başka çözümü de yoktur."

İkinci Cumhuriyet

İşte eski yazdıklarım hemen hemen böyleydi ve görünüyor ki aradan geçen 1,5 yılda kötüye değil iyiye doğru yol almışız, sevindirici olan bu.

Gelelim ülkemizin bugün içinde ilerlediği tarihi sürecin alt başlıklarına:
1. Osmanlıdan beri var olan Ermeni sorunu, Ermeni açılımı biçiminde yaşamımıza girmiştir.

2. Cumhuriyet ile yaşıt olan Kürt sorunu, demokratik açılım olarak kendini göstermiştir.

3. Kıbrıs barışı, kimi geçici çıkmazlara rağmen esas olarak topun hep karşı tarafa geçirildiği bir durumda ilerliyor. Yakında yeni gelişmelere gebe…

4. Rusya ve İran ile iyi ilişkiler, kendisini -gerçekte öyle olmasa da- AB kıskacında hisseden herkese iyi gelmiştir.

5. Alevi barışı, Sünni kesiminin de giderek alevileri anlamaya çalışmasıyla bir denge noktasına geliyor.

6. Gayri Müslim azınlıklarımızla barışma sürecinde, onların insan hakları ile ilgili sorunları bugün daha bir önemseniyor.

7. Suriye ve Irak ile gerçekleşen işbirlikleri Ortadoğu'da dengeleri zorlamaya başlamıştır.

8. İsrail'e karşı abartılmamış dengeli bir tavır koyuş hem dostlarımız hem karşıtlarımız için yararlı olmuştur. Belki en başta İsrail için...

9. AB yolunda çoğu zaman ağır kimi zaman şöyle böyle ilerleme sürüyor. Bu durum bizi kaçınılmaz biçimde hukuk devleti olmaya zorluyor.

10. Gittikçe daha çok kesim, ordunun siyasetten elini çekmesi gerektiğine ikna oluyor. Özellikle ordunun bunu kabullenmesi zaman alacak olsa da, süreç doğru çizgide gelişiyor. Milli savunma bakanına bağlanan, devletin sahibi değil memuru olduğunu kabul eden ordu, toplum içinde olması gereken yere oturacaktır. Bunun sonucunda ülke savunmasını daha doğru ve daha ucuz biçimde yapma şansı doğacaktır çünkü izlenecek böyle bir politika, askerlerin işini kolaylaştıracak, büyük ve kötü ordulara ihtiyacı azaltacak, küçük ama etkili, donanımlı orduların gündeme alınmasını hızlandıracaktır.

11. Ülke tarihinde ilk kez sivil, asker darbecilik yargılanıyor ve toplumun çoğunluğunun aklında ve vicdanında mahkûm ediliyor. Ergenekon davası ile ülkenin karanlıktaki birçok noktası giderek böylece aydınlanıyor. Bu dava zaten birçok açılımın başlangıç noktasını oluşturdu.

12. Dünya tarihinin gördüğü en büyük ekonomik krizin gerçekten teğet geçtiği ise bugün daha iyi anlaşılıyor. Ülke reytingimizi mecburen arttıran uluslararası kuruluşların takiye yaptığını bereket ki kimse iddia edemiyor. Bu durum sadece hükümetin başarısı değil elbette. Kemal Derviş'i ve onun kriz önlemlerini de unutmamak gerek, ona “Sorospu” diyenleri de...

13. Yeni anayasanın zorunluluğu artık genel bir kabul. Seçimlerin sonrasındaki güç dengesine göre bir taslak ortaya gelecektir.

14. Adaletsiz seçim barajının, ironi oluşturmadan Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından düşürülmesi durumunda, ülkede gerçek bir denge durumu oluşacaktır. Koalisyonlar dönemi açılacağından iyi olacaktır ve uzlaşma kültürü, program üzerinde anlaşma ve birlikte adımlar atma dönemi gelecektir. AKP'yi DTP dengeleyecektir, DTP'yi ise AKP. Belki AKP - CHP koalisyonu cumhuriyetin daha az sarsıntılı olarak Demokratik Cumhuriyet’e evrilmesini getirebilir.

Bugün kimsenin istemediği, ortada kalmış 1982 cunta anayasası, koalisyon nefretini anayasaya yansıtmıştı. AKP karşıtlarını çok mutsuz kılan %47 ile meclisin %65’ine hâkim olma adaletsizliğinin kaynağını tartışmak, şikâyet edenlerin bir kısmının nedense işine gelmiyor. Oysa koalisyon, diğer seçeneklere göre her zaman için daha fazla demokrasi demektir.

İlerici, demokrat bir partinin eksikliği var

CHP ve MHP'nin ulusalcılık, darbecilik, militarizm çığırtkanlığı yaptığı günümüzde; ana muhalefet görevini hala ne yazık ki hala AB yapıyor. Buna rağmen ülkemizde hayırlı bir süreç olgunlaşmakta ve hepimizin layık olduğu bir demokratik cumhuriyet 86 yıllık gecikmeyle de olsa gündemin merkezindeki yerini sağlamlaştırmaktadır.

İleriyi gören, ufku geniş bir ilerici, demokrat partinin eksikliğinin çok hissedildiği bir ortamda; demokratlar, ilericiler yerlerinde oturursa, yanlış yollara giderse, bu demokratik cumhuriyeti yaşama geçirenler, kaçınılmaz olarak başkaları olacaktır, oluyor da. Sürecin ana itici gücü olanlar kendileri çok demokrat olmasalar da, hayat onları mecburen demokratikleştiriyor. Üstelik değişimde demokratların rolü sınırlı oldukça çözüm çerçevesi elbette ki daha dar kalabiliyor. Bunu gözden kaçırmamalıyız. Özetle onların kimi durumlardaki tutarsızlıklarına kızmak yerine toplumsal sürecin yeni tür örgütlenme ihtiyacına acilen ve doğru olarak yanıt vermeliyiz.

Kimileri eski tür sınıf partilerine ihtiyaç var diyerek tipik bir komünist parti öneriyorlar. Oysa yeni anlayışta “parti olmayan parti” oluşturulursa, onun içinde zaten bir tür fraksiyonel yapılar yasal olarak var olacaktır. Her grubun abartılmamış kendi iç mekanizmaları, kendi yayın organları bulunacaktır. Önemli olan bunların kendi iç ortak paydaları ve bu ortak konular çevresinde yeni tür bir demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde eyleme geçebilmeleri, günlük politika yapmaları ve kendi dışlarındaki örgütler ile ittifaklar kurarak toplumun dönüştürülmesinde manivela olmayı başarmalarıdır. Önemli olan, başarısız fraksiyonun ya da iç ittifakın yerini demokratik çerçevede başkasına sorunsuz bırakabilmesidir.

Biliyorum eski duaları ezberlemiş olanlarımız, bir sürü konuda olduğu gibi bu konuda da yenilikçiliğe yakın değiller. İnternetin olduğu ve küreselleşmenin yeni perspektiflerle geliştiği günümüzde adaletli, özgür bir toplum hayali kuranların, hala bir ütopyası olanların, yeni partiler oluşturabilmek için yeni tür bir arayışın zorluklarını da göze almaları gerekiyor.

Kim bilir? Sürece korkularımızı yenerek, ütopyamıza güvenerek bakmayı denersek kendimizi daha iyi hissedebiliriz. Şu günlerde yaşananlara, alıştığımız bakış açılarının dışında bir yönden bakmanın tam sırası.


İlhami Mısırlıoğlu

İstanbul
10-11-2009

 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
13 Kasým 2009 12:04

nuhungemisi

Yazýmla ilgili eleþtiri yazan eski arkadaþlarýmýn, yoldaþlarýmýn içi rahat olsun; hakaret etmemek koþuluyula herkes istediðini yazmakta bereket ki özgür. Yeter ki birbirimize karþý daha özenli bir dil seçelim ve ütopyalarýmýzýn peþinde koþarken de günlük hayatý ýskalamayalým.

Yazýlarýma biraz daha az önyargýyla yaklaþýlmasýný beklerdim doðrusu. Geçmiþteki birlikteliðimizin getirdiði bu kadarcýk bir beklentimin de anlayýþla karþýlanacaðýný umuyorum. Bu arkadaþlarým unutmamalý ki, gelecekte atýlacak kimi adýmlarda en uzaklarýnda deðil belki en yakýnlarýnda yine bizim gibi birilerini bulacaklardýr. Aramýzda aslýnda dün de kimi farklar vardý, bugün de var. Tek fark bugün bunlarý rahatça konuþuyor olmamýzdýr belki...

Yaklaþýk ayný fikirleri savunduðumuz ya da biraz uzak düþtüðümüz tüm arkadaþlarýma içtenlikle þunu söylemek isterim:

"Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme ben takipçin olmayabilirim. Yanýmda yürü böylece ikimiz de eþit oluruz." (Kýzýlderili atasözü)
12 Kasým 2009 17:08

nuhungemisi

butarihtesendevarsýn adlý yahoo grubunda, yazým üzerine yayýnlanan ve Cevdet Arslan'a ait olan bir eleþtiriyi aktarýyorum.

--------------------------

"M.Taþ ve Mýsýrlýoðlu' nun yazýlarýný ve dolayýsýyla düþüncelerini okuyup öðrendik.
Bu iki arkadaþ komsomol ÝGD'nin Ýzmir'deki önderleri, liderleri idi.
Bizim örnek aldýðýmýz ve aðýzlarýndan çýkan her sözün bir anlamý olduðunu ve bunun sosyalizme giden yolda önümüzü açtýðýný düþünerek, bizlere anlatýlanlarý çevremize yaymak için çabalar sarf ettiðimiz, uðruna her türlü baskýya, iþkenceye ugradýðýmýz ve yaþamýmýzýn o dönemde ve bugün de belirleyici olmasýný borçlu olduðumuz iki arkadaþ.
Okuduðum her iki yazý da beni hayal kýrýklýðýna uðrattý.
Yazdýklarý, önerdikleri ve inandýklarý görüþlerin hayatýn gerçeklerinden ne kadar uzakta olduðunu fark etmiyorlar bile.
Çünkü onlar þu anda içinde olduklarý sýnýfý temsil ediyorlar.
Herþeyi kafa ve el emeðiyle yaratan ve üreten sýnýftan deðiller artýk.
Ve sanýrým her ikisi de bir fabrikanýn eþiðinden geçip kart basmanin , 8 saat bantin karsisinda tekdüze calismanin ,isverenin üretimi ve arti degeri arttirmak icin ne türlü yöntemler kullandiginin, fabrika duvarlari icindeki hiyerarsinin silahli kuvvetler icindeki hiyerarsiden bile daha güclü oldugunun farkinda degiller.

Yok efendim kapitalizm daha güleryüzlü ve insancil olacakmis veya olmak zorundaymis.
Bunlari gelsinler burada direk üretimin merkezinde olanlara hemde otomasyonun en ileri düzeyde oldugu burjuva demokrasisinde olan ve yasayan iscilere anlatsinlar.

Bantlarda calisan isciler 4 veya 5 saniye icin kavga veriyor, mücadele ediyor.
Denilebilir ki ne olacak canim o saniyelerin ne önemi var.
Ama kazin ayagi öyle degil, bircok arkadasin o tekdüze isi yapmaktan ayni aleti tutmak ve sikmaktan elleri ve kollarindaki kaslar ve sinirler iltihap olmus ve zedelenmis durumda.
Kaldi ki insani ihtiyac diye bir sey de var. onu giderebilmek icin springer denen kisilerin gelmesini bekliyor.Ve cogu zaman, aman is yerindeyken basima gelmesin sonra sorun yaratirlar diyerek evinde ihtiyaclarini gidermeye calisiyor.
Durum bu kadar acik ve net.
Binlerce iscinin calistigi bir fabrikada o saniyeler isveren icin cok önemli.
Parca basina düsürülen üretim zamani kendisinin cebine arti deger olarak giriyor.
Ve bu yöntemi gelistirmek icin her gün kafa patlatiyor.
Bu benim verdigi örnekler sadece benim yasadiklarim ve arkadaslarimin burada yasadiklaridir.Ü lkede üretim icinde olanlarin da söyleyecek sözleri mutlaka vardir.

Bu nedenlerle burada mücadele eden ,soruna sinifsal bakan arkadaslar, isci temsilciliklerinde , sendikalarda ve bu organlarin secimlerinde tehdit ve santaja magdur kaliyorlar.Baski yalniz isverenden degil sendikalardan da geliyor.
Cünkü sinif mücadelei demek ,sistemi karsina almak demektir.
Bunu yapamiyorsan savrulacagin yer bellidir.
Ne kadar allayip pullasan da ,sagdan soldan soslu alintilarla güzellestirmeye calissanda bu sistem siritiyor.

Bu iki arkadasin bizlere önerdikleri yol sanirim suna benziyor;
Birgün uzaydan daha sosyal ,daha gelismis ve ileri teknolojiye sahip " insancil" yaratiklar gelecek ve bizleri bu sistemden kurtaracak.
Önerdikleri yol ütopyadan baska birsey degildir.
Herkes yerine.
Arslan"
12 Kasým 2009 16:55

nuhungemisi

Eski yol arkadaþlarýmdan Hasan Ergül'ün, baþka bir grupta yayýnlanan eleþtirisini aktarýyorum.

-----------------------

"Ýkinci inci tanesi de nihayet geldi... Eski dualarý ezberlemiþ olanlar, yani bizler, yani Komünistler, Sýnýf partisi özlemi içinde olanlar, yani tipik KOMÜNÝST PARTÝSÝNÝN gerekliliðini savunanlar, yani yine bizler, yazara göre, deðiþimi göremiyoruz... Artýk internet var, üstelik küreselleþmenin yeni boyutu var ve biz Komünistler hala deðiþmiyoruz... Bu düþünceleri taþýyan ve aþaðýdaki incileri döktüren bizim eski bir yoldaþýmýz... Konuþtuðunda, bizleri coþturan ajitatör Ý.MISIRLIOÐLU...
Yazdýðý bu yazýnýn benzerleri her gün, gazetelerde, köþe yazýlarýnda sürüyle çýkýyor... Zevkle okuyorum... Hiç biri beni rahatsýz etmiyor... Ama, eski bir komünistin, böylesi bir yazý yazmasý benim yüreðimi burkuyor... Önce M.TAÞ, sonra MISIRLIOÐLU... Yani pes doðrusu... Görüþlere saygýmýz sonsuz, ama bu görüþler, klasik, bilinen Sosyal demokratlardan gelmiyor... Onlar her gün, gazetelerdeki köþelerinden, hedef kitlelerine sesleniyorlar ve ben onlarý anlayabiliyorum... Anlayamadýðým þudur... Bu sitede, bu yazýnýn hedef kitlesi kimlerdir? Eðer, henüz devrimci ruhunu yitirmemiþ olanlar hedefleniyorsa, bir kez daha içim burkulur... Bizler o kadar ucuz muyuz? Evet bozuk para gibi harcanan eski komsomollarýz her birimiz… Deðerimiz de olmayabilir, bir pula satýlmaya alýþkýndýr çoðumuz... 12 EYLÜL iþkencehanelerinde, zindanlarda, loþ bodrumlarda, açlýk sefalet günlerinde zaten deðiþmemiz ve devrimci ruhumuzu teslim etmemiz için, gözler baðlanarak, bu görüþler bize empoze edildi bol bol… Yaþamýn her alanýnda bu deðiþime zorlandýk, zorlanýyoruz... Anlaþýlan zorla olmazsa, tatlý tatlý ajitasyonlarla olur deniyor...

ÝLHAMÝÝÝÝÝ... Eski formunu yitirmiþsin... Hiç olmazsa, araya biraz soslayýp, devrim-mevrim, barýþçýl-marýþçýl filan-falan ekleyip, Marksist makyaj yapsaydýn... Belki yiyen çýkardý... Ama, sana da haksýzlýk etmiyelim, senin yazýný, inek dýþkýsýnda inci bulduðunu zannedip, buraya taþýyana sormalý maksadýný... Sen zaten dönmüþsün, kendi sitende de, istediðini yazarsýn... Bu siteye hitap etmiyorsun... EKÝM DEVRÝMÝ günlerini anýmsadýðýmýz þu günlerde, psikolojimiz de pek, sizleri anlamaya müsait deðil… Eskiden beri sosyal demokrat olanlarýn psikolojileri, sanýrým pek müsait ve çok deðer vermiþler yazýna... Benden, on üzerinden sýfýr... Not veremiyorum... ÜZGÜNÜM… HASAN ERGÜL"

11 Kasým 2009 00:41

hurkus

Sait Almýþ'tan not:

"Ýkinci Cumhuriyete Beþ Kala" yazým Ýlhami'nin yazýsýna cevap deðil ama ayný noktaya farklý açýlardan iþaret ediyor, yorum bölümüne eklerseniz sevinirim.

(Sait Almýþ'ýn bu yazýsý 30 ekimde izmirizmir.net'te yayýmlanmýþtýr.)
---------

Ýkinci Cumhuriyete Beþ Kala

Sait Almýþ - 29 Ekim 2009 


ABD emperyalizminin “yeni dünya düzeni” planlarý çerçevesinde Kuzey Afrika’dan Ortadoðu’ya ve Asya’ya uzanan bölgeyi yeniden yapýlandýrma planý “Geniþletilmiþ Ortadoðu Projesi” (GOP), Türkiye Cumhuriyetini de köklerinden sarsýyor.

GOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen misyon ve kariyer iyice ortaya çýkmaya baþladý. T.C “Bölgesel Lider” payesi altýnda, ABD ve Avrupa emperyalizminin bölgedeki alt-emperyalist ülkesi olarak belirlenmiþ durumda.

Bu çerçevede GOP'de taktik deðiþiklikler yapan ABD emperyalizminin ,Obama ile birlikte “demir yumruk” politikasý üzerine “kadife eldiven” geçirmeye; Ýsrail’i geri çekerek Türkiye’yi öne sürmeye baþladýðý görülmektedir.

Emperyalizmin bu politika deðiþikliði T.C devletinin yeniden yapýlanma sürecini de hýzlandýrmýþ görünüyor. 2001 krizi ile GOP'de görev almakta ayak sürüyen 1.Cumhuriyet partileri etkisizleþtirilmiþ, yeni oluþturulan AKP desteklenerek, hýzla hükümete taþýnmýþtýr.

Bu pencereden bakýldýðýnda:

1- GOP eþbaþkaný AKP hükümetinin ekonomik, siyasal ve moral olarak ABD ve AB emperyalistleri tarafýndan sürekli desteklenmesi anlaþýlýr olur;

2- AKP nin hükümete gelmesiyle 1.Cumhuriyeti kuþatma harekatýnýn baþlatýldýðý, 2003'de Irak iþgalinde ABD’ye zorluk çýkaran ordu üst yönetimi baþta olmak üzere devlet bürokrasisinin yeniden yapýlandýrýlmaya giriþildiði görülür;

3- AKP’nin hükümete gelmesiyle baþlayan ve Ergenekon davasýna dek uzanan hükümet ile ordu ve diðer devlet bürokrasisi arasýndaki çatýþmayý ve bu çatýþmanýn giderek AKP lehine sonuçlar doðurmasý ile çatýþmanýn þiddetinin giderek azalmasýný anlamak da kolaylaþýr; kuþatma son evresine gelmiþ ve sonuç almak üzere olabilir.

4- Gül, Tayyip ve Davutoðlu’nun el birliði ile yerleþtirmeye çalýþtýklarý, dýþa dönük, nüfuz oluþturucu 2. Cumhuriyet dýþ politikasýnýn, 1. Cumhuriyetin içe dönük, savunmacý dýþ politikasýndan farklýlýðý da anlaþýlýr olur.

5- Yine bu pencereden bakýldýðýnda sadece Altan’larýn fantezisi gibi görünen 2.Cumhuriyet fikrinin deðiþik adlarla da olsa daha geniþ kesimlerce savunulur olmasý ve bu düþüncenin Türkiye solunu da ortadan ikiye bölmesi anlaþýlýr olur.

Sýnýfsal açýdan ve devrimci açýdan bakýldýðýnda ise sosyalistlerin, T.C devletinin yeniden yapýlanmasýnýn ürünü olan bu kavganýn bir tarafý deðil, taraflarý ile birlikte hem Kemalist hem de Ýslamcý Cumhuriyet karþýtý olmasý gerektiði de açýk olmalýdýr.

Bakýnýz:

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/forum/baslik.php?baslik_no=2178
Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.